Bir zamanlar “kurumsal” lakırdısını az-çok ciddiye alıyordum; zira memlekette bazı şirketlerin Bir şey üretebildikleri kanaatinde idim.

“Ama şunu da biz üretiyoruz” deyip de, koskoca arabanın far tasını Çin’den aldığımız hammadde ve Almanya’dan ithal ettiğimiz makine ile yapabildiğimizi söyleme kaypaklığına girmeyelim. Özellikle Avrupa “aman memlekette pislik olmasın” diye karı düşük boku boklavatı bize imal ettiriyor, o kadar.

Nadiren de olsa iyi işler yapan adam ve şirketler de var. Onların da çalışmaktan iktidarlara yalakalık yapmaya vakti olmuyor; dolasıyla hak ettiklerini kazanamıyorlar. Türkiye, çalışanı ve üreteni küstürmeye, kaçırmaya ve cezalandırmaya devam ediyor.

Cem Yılmaz’ın Doritos reklamı, aslında Türk sanayi ve bilim tarihinin kısa ve nefis bir özeti.

Kollektif birşeyler yapabilmek için herkesin anlaşıp konuşabildiği ortak bir jargona, standardizasyona ve elbette planlamaya ihtiyaç var. Biz Türkler kumar makinelerinin random sayı jeneratörü kadar tahmin edilebilir bir ortamda yaşadığımızdan, doğal olarak planlama yeteneğimiz hiç yok. Olsa da bu ülkede zaten işe yaramaz. Biz doğaçlama yaşayabilme becerimiz ölçüsünde güçlüyüz.

Ortak dil deseniz, o da karmaşık mevzu. Ülkesinin parlementosunda 300 kelimeyle konuşulan, TDK’nın ve ne idüğü belirsiz örgütlenmelerin dilin ırzına geçmeye çalıştığı bir ülkede, elbette mesleki jargonlar filan da olmaz.

Standardizasyon ise çok daha basit bir konu. Standardizasyon ve planlama sayesinde, vasıfsız işgücünden yüksek verim almak, işleri daha ucuza bitirmek ve yapılan işin üstünden daha 1 ay geçmeden “ne halt ettik biz” durumlarına düşmemek mümkün.

Zaman zaman çeşitli şirketlerden elektronik ortamda belgeler alıyorum. Dokümanlar Microsoft Word fomatında geliyor. Eğer veri girişi de yapılması gereken bir belgeyse, Excel.

Dünyada böyle bir standart yok. Ben aylardır tek işletim sistemi olarak Pozitif Linux kullanıyorum. Gönderdikleri belgeleri OpenOffice ile açabiliyorum ama, bazıları en karmaşık işlemleri Excel ile macrolarla halledebildiklerinden, zaman zaman özellikle komplike makrolar içeren Excel belgelerinde sorunlar çıkıyor.

Word, özellikle belgeye resim ekleme konusunda son derece beceriksiz olduğundan -ki zaten ondan beklenen bir özellik değil bu!- gelen belgelerin “façası bozuk” oluyor. Örneğin, 1 sayfada 2 satır yazı; resim sığmadığı için ikinci sayfadan devam ediyor.

PDF diye Bir şey var. Çoğunun hala bilmediğinden eminim. Açılımı “Portable Document Format”. Yani “taşınabilir belge biçimi”. Şayet Hollanda’da vergi mükellefi iseniz, beyannamelerinizi PDF formatında dolduruyorsunuz.

PDF, cep telefonundan Mac OS’ a kadar hemen hemen her platformda kullanılabiliyor.

Medeni dünya PDF kullanıyor; zira herkesin Windows ve 400 dolarlık ofis paketini kullanmadığını biliyor. O zaman bu kalın kafalılık neden?

Çünkü genel olarak, milletimiz maalesef dünyadan bihaber. Bu yüzden, şirketler hala bir ofis paketine 400 dolar ödüyor. Hala, mahalle aralarında açılan dershane bozması yerlerin kapısında “Word-Excel kursu” kuyrukları var.

Geçenlerde, bana yine façası bozuk bir Word belgesi yolladılar. Sayfalar kayık olduğundan, normalde 10 sayfa bile tutmayacak belge 37 sayfa tutuyor! Boşlukları doldurduğumda anormal karakterler çıktığı için, belgeyi doldururken doldurulması gereken alanları değil, yanlarındaki metin alanlarını doldurdum. Formu alan kişi, tekrar işlem yapmak zorunda kaldı ve zaman kaybetti. Fazladan 27 sayfa basarak kağıt, zaman ve mürekkep katliamı yaptılar. Bahsettiğim şirket, Türkiye’nin birinci ya da ikinci büyük araştırma şirketi; ancak görünen o ki, kendi söküklerini dikemez haldeler (başkalarının söküklerini dikebildikleri konusunda da ciddi şüphelerim var)