Taraf gazetesi, Ahmet Altan vs Oray Eğin
Nihayet adam gibi bir gazete çıkıyor. Adı Taraf. Adı Taraf ama, taraf olmayacağız diyorlar. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın o gazetede olması bile, benim için garantidir.
Taraf gazetesi daha çıkmadan tartışmalar başladı. Aslında bu tartışmaların çoğunu odağında fiyatının 1 YTL olması var. Gazeteyi çıkaranlar, “reklam olanaklarımız kısıtlı olduğu için 1 YTL” diyorlar. Doğru. Bence kolay kolay reklam da alamazlar; çünkü böyle bir gazeteye reklam veren şirketler, bir şekilde hükümetlerin hışmına uğrayabilirler. Sadece hükümetler de değil tabi; gerisini siz tahmin edin.
Bir ekleme de ben yapayım neden 1 YTL’nin mazur görülmesi gereken bir fiyat olduğuna: dağıtım.
Evet; Türkiye’de sansür mansür yok. Onun yerine dağıtım tekeli var. Dağıtım tekeli hakkında defalarca yazdım. Bugün serbest, holding, daha doğrusu malum holding desteksiz bir yayının dağıtılma şansı pratik olarak çok düşük. Dağıtım kanalı, reel olarak etiket fiyatının yarısından fazlasını alıyor; sıkarsa size kalan rakamdan vergisini, telifini, giderini, matbaasını ödedikten sonra ayakta kalırsınız.
Alkım yayınevi çıkarıyor gazeteyi, iyi bir dağıtım kanalları olduğunu da biliyorum ama sanırım dağıtım işine kendileri direk girmeyecek. Keşke girselerde, şu tekellerden kurtulan insanlar da gazete, dergi filan çıkarabilse.
1 YTL gerçekten yüksek bir fiyat; ama gazete okuyan adam için değil. Ben yarı fiyatına kese kağıdı alır, vapura binerken simidimi ona sarar, arada at yarışı sonuçları ve ligi de takip ederim diyenler ayrı. Onlar zaten gazete okuru değil. Doğrusunu isterseniz ben de gazete okuru değilim; çünkü memlekette gazete çıkmıyor. Para verip bir de üstüne dezenformasyon kazığı yemeye niyetim yok. Memlekette ne olup bittiğini de BBC’den, El Cezire’den filan takip etmekteyim; zira televizyon ve gazetelerde onun donu, bunun arabası ve provokasyon, kin ve nefret şakşakcılığından gayrı bir numara yok. Bir-iki de köşe yazarı var okuduğum; onları da artık okumasam oluyor. Ne de olsa artık bütün dolapları öğrendik.
Ben 1 YTL verip alırım Taraf gazetesini; dedikleri yolda gittikleri sürece 1 YTL vermeye razıyım. Çok gazete meraklısı da olduğumdan değil; kendi çapımda desteklemek için.
Oray Eğin, Taraf gazetesi hakkında bir yazı yazarak, “taraf olmuş”…
Bakın ne diyor:
Taraf’ın yönetiminde iki genel yayın yönetmeni olacak. İki patron, ama en önemlisi iki büyük ego demek. Şimdiden gazetede kimi çatışmaların olduğunu, akşamüstü görevi devralan Ahmet Altan’ın Sabahçı Alev Er’in gazetesini beğenmediği, gündüz gazeteyi önüne alıp yapılan sayfalarla ilgili ağır hakaretler ettiği ve çalışanların da bu semi-şizofrenik yapıdan rahatsızlık duyduğu konuşuluyordu. Nasıl bir sistem oturtulacağını göreceğiz.
Bunları benim bildiğim “gazeteci”, köşesinde yazmaz. Çünkü bunlar dedikodudur. Tahmindir. Kaldı ki, insanlarla kurumları ayırmak gerek. Üstelik, kendini ifade etmek için yazmak gibi bir çabaya girişen her insan, biryere kadar egosantriktir. Gazeteler ve televizyonlar ağzına kadar egosantrik adamla dolu; ama bir şekilde işler de yürüyor.
Taraf için asıl zor olan mevut medya sisteminde yetişmiş gazetecilerin nasıl “yeni” bir şey yapacağı.
Demekki bu mantık içinde Venüs’ten birilerinin gelip gazete çıkarmasını bekleyeceğiz; tabii onların da gezegenlerinde gazetecilik yapmamış olmaları şarttır.
Dünyada her tür düzeni değiştiren, düzenin içinden çıkan adamlardır. Lenin, tornacı değildi. Lenin’in kurduğu devletin yıkılmasına neden olan Gorbaçov’da pekala politbüro üyesiydi genel sekreter olmadan önce. Hatta, Oscar’a kıl olup Sundance’i ortaya atıp hayata geçiren Robert Redford’da “o piyasanın” adamıdır. Daha mı? Karl Marx’ın babası karun kadar zengindi, kapitalistti.
Yeni Yüzyıl’ı da “Beyaz Türkler’e ait, neredeyse tam bir Nişantaşı gazetesiydi. “ diye tarif etmiş Oray Eğin; bu arada “Beyaz Türk” olduğumu da idrak etmiş oldum; zira elimden düşmezdi Yeni Yüzyıl. Gerçi ben Nişantası’na hiç takılmadım; Hakan çok takılır oralara. Biz cadde’de takılıyorduk, avanak gibi GTI’larla gezip, polisler tarafından piliç gibi çevriliyor, harçlığı trafik cezasına veriyorduk. Hepimiz de beyaz değildik; şopar tipliler de vardı, bir de kavruk, kara kuru oğlanlar.
O zamanlar Ali Bayramoğlu gibi adamları, Umberto Eco ile yanyana bir gazetede görmek mucizevi birşeydi Türkiye için. Biz o zamana dek, Hasan Pulur’u, Ertuğrul Özkök’ü, Hıncal Uluç’u bile köşe yazarı zannediyorduk.
Şimdi İkinci Cumhuriyetçiler’in gazetesi de bu işlerin ideologu Mehmet Altan’ın izinden mi gidecek; kısacası gazetecilik mi yapmak istiyorlar, rant peşinde koşmak, Star, Bugün ve Yeni Şafak gibi AKP destekçisi bir basına katkıda mı bulunacaklar?
Oray Eğin, kantarın topuzunu iyice kaçırmış. Alt alta yazdığı her paragraf içinde “ikinci cumhuriyetçiler” lakırdısı geçiyor. Lütfen şu “ikinci cumhuriyetçileri” tarif de etsin, ne istediklerini yazsın. Meseleden haberi bile olmayan insanlara “gaz verip”, “ulan bunlar cumhuriyeti mi yıkacak, bölücü müdür nedir” yaygarası üzerinden tartışma yaratmak istiyor sanırım. “Bunlar AKP destekçisi zaten” diyerek de, hesapta bu fikrine geçerlilik kazandırıyor. (Engin abi okudumu acaba Eğin’in yazısını?)
Herkes istediği boruyu öttürür tabi; ama bu işi dedikleri gibi yaparlarsa, Taraf gazetesinin çok çok az da olsa, kemikleşmiş bir kitle kazanacağını düşünüyorum. 15 Kasım’ı iple çekiyorum.
Mehmet Güleryüz :
Kas 15, 07 at 2:27 pmyazanin yüregine, eline saglik.. ne demisler it ürür kervan yürür.. Oray egin gibilerde o kervanin birer parcasi..iki kelimelik türkcesiyle gelmis yazarlik ve bilmislik tasliyor..beyni kac gram acaba beyefendinin..?
Barış Atasoy :
Kas 15, 07 at 2:43 pmHerşeyden önce, Ahmet Altan’dan bahsederken söyle bir durmak lazım. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı konu ama, bu adamlar gerçek entellektüel sorumluluğu taşıyan insanlar. Hapis yatmayı, mahkemelerde sürünmeyi göze almışlar. Dedikodu ve rivayetlere dayanarak atıp tutmak kolayda, bari bu adamlar için yapmayın.
hasim :
Kas 15, 07 at 5:57 pm>”Daha mı? Karl Marx’ın babası karun kadar zengindi, kapitalistti.”
Yanlisiniz var. Karl Marx’in babsi Karun kadar zengin falan degildi. Eksik bilgi size doner. Herhalde Kal Marx’i Frederich Engels’ le karistiriyorsunuz. Engels’in babasi bir varlikli kapitalistti, kendisi ise bir devrimci. Marx yoksulluk icinde olmustur
Barış Atasoy :
Kas 15, 07 at 7:31 pm@hasim
Haklısınız; üstelik Engels ve Marx’ı yıllardır bu şekilde karıştırıyorum. Benim hatırladığım, Marx’ın babasının tesktilci olduğuydu; demin kontrol ettiğimde Engels’in babası ile karıştırdığımı farkettim. Düzeltme için teşekkürler.
emin :
Kas 19, 07 at 11:36 ambencede turkiye gibi beymi yikanmis insanlarin ortasinda boyle agir bir sorumlulugu ahmet altandan baskasinin yapabilecegini zannetmiyorum eline koluna saglik sonuna kadar arkanizdayiz yasasin sizin gibi demokratlar
yok :
Oca 02, 08 at 6:31 amheehehe komik ya bu gazete. bir de çok az satan bu gazetenin parasının suyu nerden geliyor bilsek. sayın (sanırım) hikmet çetinkaya’nın bu gazete denen şeyle ilgili bir yazısı vardı. onu okumanızı tavsiye ederim. taraf da bu numaracı cumhuriyetçilerin son numarası
yok :
Oca 04, 08 at 5:18 ambenim yorumlarım niye yanılanmıyor. halbuki hakaret falan da yoktu. size bir soru sorayım madem öyle sizde taksim de kadınları taciz eden hayvanlarla, iktidarın yanlışlarını kayıtsız şartsız destekleyen, toplumun eleştirilmesine kızan bu numaracı cumhuriyetçiler arasında ne fark var?
yok :
Oca 04, 08 at 5:20 ambu arada yorumumun yayımlanmadığu hakkında yanılmışm o konuda özür dilerim .tarayıcım güncellememiş sayfayı. ama diğer konuda haklıyım.
Barış Atasoy :
Oca 04, 08 at 6:58 amYorumlar yayınlanmıyor diye birşey yok. Şu aralar çok yoğun olduğum için, bazı yorumları bekletiyorum bilerek. Sizin yorumunuzu da beklettim, çünkü yayınladıktan sonra cevap vermek istedim.
Hikmet Çetinkaya’nın yazısını okumadım; açıkçası okumaya da niyetim yok. Çok satan, hepsinin parası da aynı yerden gelen gazetelerde istediklerini yazarlar. Bende bazı köşe yazarlarının Pluton’daki akıllı bir uygarlığın kiralık kalemleri olduğunu yazsam, kimisi deli der, kimisi de “haklı olabilir” diyerek inanmaya meyillenir. Yalan ne kadar büyükse, hararetle inanan o kadar çok olur. Ha, para konusuna gelirsek…Belgeleri filan varsa, ispatlayabiliyorlarsa mahkemeye versinler. Emin olun 2 saatte kapatırlar; nitekim Wordpress’i bile kapatmak için muazzam hızlı davrandılar. Türkiye’de yasalar yazana çizene çok hızlı işliyor,merak etmeyin.
Taraf’ın Jakoben cumhuriyetçilik anlayışına karşı olduğunu kendileri açık olarak söylemese bile, anlamak zor değil. Açıkçası, bende Fransız ihtilalinden kalma,yargıçla savcının aynı yerde oturduğu, şimdilerde bir bizde bir de Fransa’da kalan uygulamalara pek sıcak bakamıyorum.
Kaldı ki, “numaracı cumhuriyetçiler”, cumhuriyete alternatif aramıyorlar. Sadece demokrasi arayışındalar, aklı başında her vatandaş gibi.
Türkiye’de iktidar kimdir sorusunun cevabını vermeden, AKP iktidar mıdır, bunu tartışmayı anlamsız buluyorum. AKP’nin muhteşem icraatları yok; dünyada ve Türkiye’de varolmuş her hükümet gibi.
Zamanında ben de AKP’yi YÖK’ü kaldırma, anayasayı değiştirme gibi laflarından ötürü destekledim; “lafta kaldı”. Bir dahaki seçimlerde AKP’ye oy vermeyeceğim; ama Baykal’ı sindiremediğim halde, tek alternatiftir diyen CHP’liler gibi CHP’ye de oy vermeye niyetim yok. Diğer partilerin hiçbiri de bana uymuyor. Ne dünya görüşleri -varsa!-, ne de “politikaları”.
AKP’de artık düzenin partisidir; bu kadar ürkmelerine gerek kalmadı!
Topluma gelince. Evet; bende toplumun bir yere kadar eleştirilmesine karşıyım. En azından bir entelektüel, toplumu çok kolay eleştirememeli. Bu hem vicdani, hem de “teknik” bir konu. “Türkiye’nin yarısı kıllı göbeğini kaşıyan ayıdır” diye yazarsan, aklı başında biri çıkıp, “madem entelektüel ayaklarındasın, sen ve tayfan şimdiye kadar ne yaptınız?” diye sorar.
Bu halkı Mars’tan ithal etmedik; yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyorlar. İstatistiksel olarak, dünyanın en zengin ve gelişmiş toplumlarında yaşayanlarla, en fakir ve geri toplumlarında yaşayan dahilerin yüzdesi neredeyse aynı. Halk cahil, aptal dediğin zaman, bunun nedenlerini ortaya bilimsel olarak koymalı ve neden öyle olduğunu açıklamalısın. Aynı kilden Rodin de heykel yapıyor, ilkokul çocuğu da. Hep yönetim yanlışları yapılmış, insanlar sefaletten doğru dürüst protein alamamış, eğitim kaliten yerlerde sürünmüş, gelir dağılımın dünyanın en kötü ilk 5 ülkesi arasında olmuş, sanata-bilime ülke olarak itibar etmemişsin. “Aydın” dediğin kesimin neredeyse hepsi, ona buna yamanarak para cukkalama sevdası peşinde koşmuş. Yani ortaya bir sonuç çıkmış -yarısı kıllı göbeğini kaşıyan toplum-, ama onun bir nedeni yok!
Taraf hakkındaki iddia nedir bilmiyorum ama tahmin ediyorum “laiklik karşıtı”,”bölücü” filan diyorlardır (zira “en hassas” mesele bunlar, birine saldıracaksan bunlarla vur). Eğer öyle olsaydı ve parası “dış ve iç mihraklardan” gelseydi, 1 TL’ye değil, diğer gazetelerden çok daha ucuza satılırdı! -Nitekim misyonerler İncil’i bedava dağıtıyor, öyle mi?-. İkincisi, “geniş kitlelere” hitap etsin diye, çok daha iyi dağıtılırdı, ne bileyim, “hasta donu” tarzı ilaveler verirdi, son sayfayı baştan sonra yarı çıplak hatunlarla bezerdi.
mehmet çiçek :
Oca 07, 08 at 4:43 amtaraf gazetesi içeliyi olarak güzel bir gazete yayın hayatınızda başarılar dilerim mehmet çiçek
mehmet çiçek :
Oca 07, 08 at 4:45 amyayınlarım devamını dilerim ben urfalı bir gazetesi olarak gevamlı gazetenizi takip ediyorum mehmet çiçek
mehmet çiçek :
Oca 07, 08 at 4:47 amhatta haber konusunda ve foto bile size destak çıkabilirim mehmet çiçek
Hasan Ali GÜZEL :
Oca 10, 08 at 5:20 amTaraf gazetesi gibi bir gazeteyi okumak en azından gerçek bir gazete okuduğunu anlarsınız, hele bu gazetenin
yayın yönetmeni sayın Ahmet Altan gibi birisi nin denetimi altında yayınlandığı sürece.. Başarılar dilerim.
ahmet :
Oca 18, 08 at 5:57 ambence niye gelişmemiş bir ülke olduğumuzu çok düşünmemek gerekiyor. yukarıdaki yorumlarda çok açık ama anlayana tabi. bu bidon kafalarla bu ülke zor kalkınır, zor!
ayşe :
Oca 25, 08 at 11:44 amtaraf 25 kuruş olmuş. hadi iyisiniz. daha az paranız boşa gidecek. e noldu bu bağımsız gazete, reklam vermez kimse buna çünkü taraf diğerlerinden farklı gibi kuramlarınız nolacak?
bu arada hikmet çetinkaya çok satan gazetelerde değil cumhuriyet’te yazıyor(siz şimdi cumhuriyet’e de ön yargılı yorumlar yaparsınız.) uğur mumcu’yu andığımız şu günlerde o’nun “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü hatırladı. tavsiye ederim bu lafı. değerli görüşlerinizle bu 25 kuruş işine bir yanıt verirseniz. teşekkür ederim. iyi akşamlar.
Barış Atasoy :
Oca 25, 08 at 4:51 pmCumhuriyet, solcu olduğunu iddia edip MHP’ye yanaşan gazete değil miydi yahu?
Hani kurucusu Nadi’nin, haftasonu izinlerini protesto ettiği, “proleter yanlısı”, “acaip solcu” gazete?
Hayır,önyargı filan yok, kendi söylediklerini tekrarlıyorum sadece.
Gerçekten de, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmuyor. Daha doğrusu, doğru fikir sahibi olunmuyor…
cansu yılmaz :
Mar 08, 08 at 1:52 pmahmet altanı çok seviyorum denemlerini ve 1 romanını okudum çok güzel o çok farklı ve tanışmak istiyorum. ulaşmak istiyorum ama bir türlü ulaşamadım sesimi inşallah duyar.
isimsiz :
Mar 16, 08 at 3:38 amMevcut siyasi anlayışı eleştirebilecek bir gazete. Destekliyorum vede desteklemeye devam edeceğim.. ayrıca gerçekleri yazma pahasına her şeyi ( hapis yatmayı v.b.) göze alan bu gerçek gazetecilik anlayışını sürdürmeye devam eden insanları desteklemek lazım 1 değil 2 lirada olsa alırım en azında doğru haber okurum.. yalan yanlış haberlerle insanları, toplumu kandıran bu basında inşallah tarafı kendine örnek alır bası köşe yazarları hariç…
isimsiz :
Mar 16, 08 at 3:43 amarkadaşla siyasi görüşünüz ne olursa olsun şunu bilmeliyizki yazılan haberlerin bir çoğu süzgeçten geçip öyle yayımlanıyor.. yada yazan kişi korktuğundan haberi zamana göre yorumluyor. Ama taraf gazetesi ve yazarları gerçek habercilik için her şeyi göze almış bulunuyorlar… nice yıllara..
Diler Kaya :
Mar 18, 08 at 3:58 pmAhmet Altan AB den, Yasemin Çongar ABD den taraf. Gazetede emkçi haberlerini ara ki bulasın. Bu arada Ahmet Altan’ı romancı olarak yorumlayanlar önce Türkçeyi öğrenin.
yok :
Mar 24, 08 at 10:34 amsayın editör acaba bize taraf’ın 40 kuruş olmasının nedenlerini, bunu yapabilme cesaretini, maddi gücünü nereden bulduklarını(hani yeniler vs. falan ya) açıklayabilir mi? bir de taraf yetkilileri gazetenin 1 ytl olmasının bağımsızlıklarının güvencesi olacağını açıklıyorlardı. şimdi gazete 40 kuruş olunca artık bu gazete bağımsız değildir diyebilir miyiz?
engin :
Mar 26, 08 at 2:14 am“demokrat” kelimesinin nerden geldiğini bir araştırın.
engin :
Mar 26, 08 at 2:22 amBu ülke yıllardan beri sağ sol diye karıştırılıyor siz hala akıllanmadınız.Bu övdüğünüz kişiler bu işi gerçekten (karıştırma) çok güzel yapıyor.Sizlerden ordan teşekkür edin durun akşama kadar.Atatürk bu övdüğünüz kişileri,yaşasaydı kılıçtan geçirirdi.
Özden :
Mar 27, 08 at 9:57 amTaraf gazetesine teşekkür ederim.
Ben Taraf gazetesi çıkana kadar Ahmet Altan bey’i hep cumhuriyetçi, laik ve Atatürkçü olarak bilirdim. Fakat bu gazete çıktıktan sonra ne kadar çok yanıldığımı anladım. Meğersem gücün ve iktidarın yanında olan bunların hatalarını görmezden gelebilecek bir kişi olduğunu anladım.
Hele bugünkü yazısı ile bunu iyice perçinledi.
Ergenekon davasında ki sorgulanan kişileri ülkeyi bölmeğe çalışmakla suçlayan Katil olarak adlandıran Ahmet Altan neden acaba kendi ağızıyla ben BOP un eş başbakanıyım dediği iddaa edilen ve bununla ilgili görüntülerin olduğu söylenen sayın başbakanı araştırmasına almıyor yada doğruluk payını sorgulamıyor.
Yoksa kendiside BOP’un bu ülkeyi bölme girişimi olarak görmüyor mu.
Yine bu günkü yazısında Şemdinli davasındaki yargıcın hayatının karardığını yazmış. Burada kirada otururken davadan sonra ABD de yazlıklarda oturmak hayatının kararması ise, benimde hayatımın bu şekilde kararmasına razıyım.
Hüseyin Erkan :
Haz 05, 08 at 5:35 amAKLIMI SIFIRLA ÇARPTIM 09/06/2008
NO:672
gazeteler koca koca başlıklar çekiyorlar
biri bir heykele nutuk çekiyor
biri şifreli bir telgraf çekiyor
Hasan Hüseyin
“İnsanoğlunun yapısı eleştiriye uygun değil.” gibi bir genelleme yapsam, doğru mu söylemiş olurum acaba?
Başkalarını bir yana bırakıp da kendimizden pay biçelim:
Övüldüğümüzde, hakkımızda güzel sözler söylendiği ve yazıldığında nasıl da kaba-rıverir koltuklarımız; değil mi?
Elbette canım!
Biz bu övgüleri çoktan hak etmişizdir!
Az bile söyleniyor, az bile yazılıyor…
Ne yazık ki, çok fazla kıymet bilmiyor insanlar.
Kıskanıyorlar bizi ve başarımızı.
Öyle olmasa, günde beş öğün bizi övüp göklere çıkarmaları gerekmez miydi?
Binde bir rastlanan “değer bilir” insanlar da olmasa, nerdeyse, bizim bile haberimiz olamayacaktı kendi değerimizden!
Bir övgü duyunca, nasıl da yükseliveriyor moralimiz?
Hakkımızda güzel sözler söyleyenlere karşı da sevgi tomurcukları açıyor içimizde.
Bizi övenin değerli bir insan olduğu belli oluyor hemen!
Nereden mi belli?
Değerli bir insan olmasaydı, nasıl anlayıp anlatacaktı, bizim değerimizi?
Bizi övdüğüne göre, bizi anlıyor ve seviyor demek ki!
Öyleyse, bizim de onu anlayıp bizim de onu sevmemiz gerekmez mi?
İyi de, onu anlayıp sevdiğimizi nasıl belli edeceğiz biz?
Aman!..
Dert edindiğiniz şeye bakın.
Bunun da bir yolunu buluruz elbette biz!
“Övgü” için bu kadar söz yeter; deyip “eleştiri”ye de bir göz atalım.
O cephede ne var, ne yok diye bir yoklayalım.
Ve tabiî, önce kendimize batıralım iğneyi yine.
Hangimizin hoşuna gider eleştirilmek?
Kim bizi eleştiriyorsa, kötü niyetli biridir o mutlaka!
O kim oluyormuş da eleştiriyor bizi?
Bu hakkı nerden buluyormuş kendinde?
Bizden daha mı akıllıymış?
Daha mı zeki, daha mı yetenekliymiş?
Bizden daha mı dürüst, daha mı namusluymuş?
Bu yurdu, bu ulusu bizden daha mı çok seviyormuş?
Onun ne mal olduğunu bilmiyor muyuz biz sanki!
“Tencere dibin kara” diyene, “seninki benden kara” demek, elbette hakkımızdır bizim!
Pekiyi, biz sıradan insanlar böyle düşünürüz de, bileğinin hakkıyla önemli bir makama gelmiş, hele hele iktidar koltuğuna oturarak devlet gücünü ele geçirmiş insanlar neden böyle
düşünmesin?
Nerde ve ne zaman olursa olsun, nerdeyse istisnası yoktur bunun.
Öyle ya canım, herkesten daha akıllı, daha zeki, daha bilgili, daha güçlü olmasaydı, o yüce makamlarda ne işi vardı o insanların?
Bu açıdan bakınca, iktidarda olanlar hak ederler övgüyü yalnızca.
Ve şöyle bir geriye bakınca görürüz ki, iktidar gücünü elinde tutanlara övgüler dü-zenler el üstünde tutulurken, kıyısından bucağından eleştirmeye kalkanlar, en hafifinden, zindanlarda almışlardır soluğu.
Akılsızlıklarına doymasınlar!..
Akıllarını kullansalar; köşklerde, saraylarda beyler paşalar gibi yaşayabilirdi onlar da.
Hükümdar ya da onun başveziri öyle dediyse, demek ki o öyledir! (1)
Öyle değilse bile, vardır mutlaka bir hikmeti!
Ne diye sen aksini söyler, aksini yazarsın ki?
Gözünün içine bakacaksın koltukta oturanın.
“Mühür kimdeyse, Süleyman odur” kardeşim.
Namık Kemal, Sebahattin Ali ve Nazım Hikmet gibi ünlü “muhaliflerin” başına gelenlerden bile ders almamışsan, biliyorum ki, hiçbir öğüt kâr etmez sana.
Öyleyse, boşu boşuna ne yorup duruyorum ki ben kendimi.
* * *
Benim, kendisine büyük sevgi ve saygı duyduğum siyasetçilerimizden biri de
Hasan-Âli Yücel’dir.
Niçin mi?
İlkokul öğretmenlerim İhsan Özel ve Ali Uysal, O’nun Millî Eğitim Bakanlığı zamanında açılan Aksu Köy Enstitüsü mezunuydu çünkü.
Ve onlar sayesinde ben de o okulda okuma fırsatını yakaladım.
Hasan-Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç’la el ele verip Köy Enstitülerini açmasaydı, ne benim öğretmenlerim okuma imkânı bulabilirdi, ne de ben…
İyi, güzel de, biraz önce anlatılanlarla ne ilgisi mi var diyorsunuz, Hasan-Âli Yücel’in?
Söyleyeyim:
Bu seçkin eğitimcimiz için; Atatürk’ün: “Sıfır nedir?” sorusuna: “Sizin yanınızda ben…” cevabını vererek yağcılık ve yalakalık yaptığı için göze girip yükseldiği söylenip yazılır.
Ancak, benim kafam ve yüreğim bunu hiçbir zaman kabul etmemişti.
Gerçekten böyle bir soru sorulmuş, gerçekten böyle bir cevap verilmiş miydi?
Onu çekemeyen rakiplerin ya da amansız düşmanlarının bir uydurması olamaz mıydı bu?
Arayan Mevla’sını bulurmuş ya…
Ben de meselenin aslını öğrendim sonunda.
Yıl 1930…
Gazi M. Kemal bir yurt gezisine çıkar.
Kayseri’den sonra, ikinci durak Sivas’a varılır. Hükümet konağında verilen akşam yemeğinde Gazi, Serbest Fırka’nın kuruluş macerasını ve kapatılış gerekçesini anlattıktan sonra, geziye katılanlardan Şükrü Kaya’ya:
“-Bize liberalizmin ne olduğunu izah eder misiniz?” diye sorar.
Bu konu tartışıldıktan sonra, bu kez de Millî Eğitim Bakanlığı Müfettişi olarak geziye katılan Hasan-Âli beye dönüp:
“-Siz felsefe okumuşsunuz, okutmuşsunuz. Elbette ki sıfırın ne olduğunu bilirsiniz. Bize “sıfır”ı tarif eder misiniz?” der.
Hasan-Âli beyin çok iyi bildiği bir konudur bu.
“-Efendimiz; sıfır hayatla Adem’in, varlıkla yokluğun…”
“-Anlamadım, hayat ebedî ise, Adem ebedî değil mi?”
“-Şüphesiz efendimiz; hayatın ebediyetinde…”
“-Hayır, ben size ‘sıfır’ı soruyorum. Sıfır Adem demek midir? Sıfırla yokluk arasında ne fark vardır?”
“-Efendimiz; birisi yani sıfır, yaşanmış bir şeyin yokluğudur. Halbuki…”
“-Tuhaf şey, şu saat varken, biraz sonra cebime sokarsam, sıfır mı olur? Hayatı nasıl tasavvur ediyorsunuz?”
“-Efendimiz, sıfır yok demektir.”
“-Güzel… Bu yok olan şey bir rakamın önüne, sağına geçince onu 10 misli yüksel-tiyor. Bu nasıl olur?”
Hasan-Âli bey, sorular karşısında bocalamaktadır.
Olaya tanık olan ve geziye Gazi’nin “iktisat müşaviri” olarak katılan Ahmet Hamdi Başar’ın kaleminden okuyalım bundan sonrasını:
“Dinleyiciler bu çarpışmayı eğlenceli ve zevkli buluyorlar. Anlaşılan Atatürk de Hasan-Âli’yi fazla sıkıştırmak, yenmek ve daha sonra da haşlamak niyetinde değil. Maksat, iki saatten beri ciddî meselelerle uğraşmaktan doğan ağır ve yorucu havayı dağıtmak… Hasan-Âli nereye gitse yakalanıyor; nihayet ilminden ziyade zekâsını kullanmak gerek-tiğini anlıyor.
“Efendimiz, diyor; daima arkanızda ve solunuzdayım. Sıfır işte efendimizin solunda olan bendenizim.”
“Bahis bu surette tatlıya bağlanmış, zaten maksat da hasıl olmuş oluyor. Şüphe yok ki Hasan-Âli bu sualler karşısında, ilim noktasından bahiste direnerek ve birçok feylesof isimleri ve felsefe nazariyeleri ortaya atarak fikrini daha güzel savunabilirlerdi. Bu suretle sofranın zaten ciddî konularla ağırlaşmış havasını büsbütün teneffüs edilemeyecek kadar ağırlaştırır; belki de sonunda ukalâlığından, malûmatfuruşluğundan dolayı haşlanmaya bile uğrardı. Hasan-Âli zekâsını ispat etti ve bu imtihan onun hayatta muvaffakiyetinin başlangıcını teşkil eyledi.” (2)
1) Dün kral, padişah, veziriazam; bugün parti lideri, cumhurbaşkanı, başbakan…
2) Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları, Cilt 1, Sayfa 292 (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Yayına Hazırlayan: Murat Koraltürk, 2007)
Hüseyin Erkan
Dilem Yayınevi Genel Yönetmeni
Özgür Şahin :
Haz 20, 08 at 6:16 amBarıs Atasoy arkadaşım… bir kişiyi tanımak için önce onun dostlarını ve düşmanlarını iyi tanımak gerekir diye düşünenlerdenim. Bu taraf denilen taraflı gazetenin dostlarını ve düşmanlarını öncelikle analiz edelim; gazete yayın hayatına başladığından beri hemen hergün zaman ve haber7 sitelerinde övgülerin sonu gelmiyor , hemen hergün okuyuculara taraf gazetesine destek olmaları çağrısı yapılıyor.ne ilginç bir dostluk değil mi? fethullahçı din bezirganlarıyla AB mandacısı liboşlar… başka; üç beş günde bir bu gazetede devletin çok gizli belgeleri , dinleme kayıtları vs. yayınlanıyor; kaynak kim acaba, enteresan?(ben biraz ipucu vereyim, Mehmet okur’un oynadığı takımın şehri olabilir mi?)… ayrıca pkk’ya karşı gösterdikleri sempati de önemli bir konu değil zaten, onu saymaya bile gerek yok!tabii AB ve ABD hayranlıklarından , AKPyi koşulsuz destek çağrılarından bahsetmeye hiç gerek bile yok!
neyse gelelim düşmanlarına… baş düşman tabii ki TSK ve Mustafa Kemal! neden? çünkü bu ülkeyi hala 50 yıllık iktidarların tüm çabalarna ragmen tam bir ılımlı islam mandası yapamadıkları için! çok umutlandınız bu badem bıyıklı AKPli uşaklardan biliyorum ama bakıyorum gene bir kalp kırıklığı ve gene bir hırçınlık görüyorum!
Barışçğım, emin ol ki Ahmet Altan’ın korkacak bir şeyi yok… ABDli abileri birgün Kemalistleri alt edip ılımlı islam mandası kurabilirse Ahmet Altan gibilere bişey olmaz… onlar zamanındaki İranlı liboşlar gibi Avrupaya kaçıp viskilerini yudumlarken ” ah vatanım, burnumda tütüyor” diye yalandan türkü tuttururlar!
ama senin için bi garanti veremem Barışçığım, bu gözlerini kan bürümüş din bezirganları seni elektrik direğine mi asar diri diri yakar mı bilemem… ha doğru ya bunlar cumhuriyetçi halisilasyonları değil mi? tabii haklısın, zaten maraş , çorum ve sivas olayları da cumhuriyetçi halisilasyonlarıydı ;)… liboşlara birşey olmaz nasılsa, onlar ateşte yanmıyor ne de olsa!
YAŞAR İLBAY :
Haz 26, 08 at 1:03 amAHMET ALTAN,YASEMİN ÇONGAR VE DİĞER ARKADAŞLARI GERÇEK BİRER AYDINDIR. BU OLAĞANÜSTÜ CEZARETLERİNDEN DOLAYI ONLARI KUTLUYORUM. TARAF GAZETESİ MÜKEMMEL ELLERİNİZE,YÜREKLERİNİZE SAĞLIK HER ZAMAN YANINIZDAYIZ.
Tatar Ramazan :
Tem 04, 08 at 12:46 amAdım Ramazan Tatar olduğum için bu şekilde kullanıyorum.
Yorumlara ve yazılara bakıyorum da…
Şaşkınlık içerisindeyim..
Çok sesliliği severim ..Taraf gibi daha çok gazetenin çeşitli düşüncelerin ortada dolaşması gerektiği kanaatindeyim.
Ama düşünce,ilkeli,ahlaklı ve yerinde olursa düşüncedir.Bir insan intahar düşüncesi içerisindeyse “bu onun düşüncesi saygı duymak lazım”denmez.Genelde psikolojik bir tanı ile hemen tedaviye başlanır.
Sizlerin yazılarınız ve düşünce diye tabir ettiklerinizde tam anlamı ile psikolojik bir tedavi vakasından öte gidememektedir.
Keşke entellektüel kelimesinin anlamını öğrenseydinizde,cümlelerinizde o şekilde kullansaydınız.
Anlamsız kelimeler ,yabancı köklü kelimeler ve melez kalimeler kullanarak hazırladığınız cümleleriniz sizlere entellektüel havası veriyor görünsede sadece kendinizi aldatmış olursunuz..
Aynen yazı ve yorumlarda yaptığınız bu ülkeye ihanet gibi..
Sizin gibiler genelde “aykırı” olmayı emperyal ülkelerdeki “özgürlük” ile bir tutar ve “özgürlük” den bahseder.Bunun ispatı ve kişisel tatminler,”popülüst kültürün kaçınılmazı “olabilmek için kendi kendinize tabular yaratarak günlerinizi geçiştirirsiniz.
Sizlerin tek korkusu bu tabuların yok olması.Eğer tabularınız yok olursa uğraşacak yeni tabu bulmak sizin gibi kıt kanatli insanlar için çok zordur.
Kendi kendinize, popülist kültürün vermiş olduğu şahsiyetsizlik şahsiyeti ile “ATATÜRK”,”İSLAMİYET”,”VATAN”,”BAYRAK”"MİLLİYETCİLİK” ise en çok zevk aldığınız tabulardır.
Sizin gibi düşünenler “en iyisi”,düşünmeyenler ise hertürlü hakaret ve aşağılanmaya layık insanlardır.
O kadar ilginç insanlarsınız ki gerçek anlamda psikoloji bilim dalının labaratuar ortamında incelemesi gereken kişilersiniz.
Yorumlarınızda okadar çok tez-antitez var ki,okadar çok kendisi ile çelişen ifadeler var ki…
Neyse ben sizleri incelemeye devam edeyim.Şimdi aklınız karışmasın.Çünkü yeni kitabımın araştırma konusu siz ve sizingibi insanlar.
Barış Atasoy :
Tem 04, 08 at 5:46 amGoogle’dan kitaplarınızı bulamadım,bu kadar iddialı konuştuğunuza göre incelemek isterim. Ortaya iddialar atıyorsunuz ama ispat ya da tartışma zahmetine girmiyorsunuz. Bahsettiğiniz kitabınız çıkınca lütfen bana ücreti mukabili gönderin,tartışalım.
Yalnız “Ama düşünce,ilkeli,ahlaklı ve yerinde olursa düşüncedir.Bir insan intahar düşüncesi içerisindeyse “bu onun düşüncesi saygı duymak lazım”denmez.Genelde psikolojik bir tanı ile hemen tedaviye başlanır. ” diyerek ağır bir laf ediyorsunuz. Tekrar düşünün bence. Düşüncelerin “ilkeli ve ahlaklı” olup olmamasına kim karar veriyor?
Ukalalığımı mazur görün, ilke ve ahlak kelimelerine TDK sözlüğünden bakıp, bu kavramlar üzerinden nasıl bir bilimsel tartışma yapabileceğinizi de açıklamanızı rica edeceğim son olarak…
recep :
Tem 06, 08 at 12:27 pmtürkiyenin böyle bir gazeteye ihtiyaçı vardı ve oldu ve gazetede ahmet altan gibi demokratın ve yazarın olması da ayrı güzel tebrikler.başarılar dilerim.
recep erk :
Tem 06, 08 at 12:28 pmahmet altanı çok seviyorum onunla konuşma imkanım olsaydı çok sevenirdim
aydın çel. :
Tem 18, 08 at 6:49 ameğer türkiyedeki karanlıkyüzleri,kirli oyunları,masumhalklar üzerinde rant kuranları,özgür düşüce ortamıüzerinde kara bulutlar gibi duranların kirli çamaşırlarını gün yüzüne çıkarmak suçsa .ne mutluki bu suç işleniyor, geçte olsa bu halk uyanıyor.ahmet altan nın önünde saygıyla eğiliyor.daha çıkarılacak çok kirli çamaşır var saygılar
G. Güner :
Ağu 21, 08 at 2:40 amGerçek ayrıntılarda gizlidir. Kişinin, ağacının altında dinlendiği, azığını yediği, suyunu içtiği, diliyle sohbetini ettiği yurdunu, toprağını, ulusunu sevmesinden daha doğal bir şey yoktur. Ama başta Taraf gazetesi olmak üzere bir kesime göre, bu duygu ortaklığındaki insanlar faşist. Ne kadar sapla saman birbirine karıştırılırsa, kafalar sislenirse o kadar iyi. Vakit adlı tomar aydınların üzerine çarpı koyarak öldürtür, Taraf ise her gün yalanlanan belgesiz karaçalma, iftira, hakaret başlıkları atar. Hem de davası sürmekte olan insanlar için bunu büyük bir aymazlıkla her gün, her saniye yapar. Peki Vakit tomarıyla farkı ne kadar dersiniz? Henüz net bir cinayeti olmaması mı? Ha, unutmadan, İBDA-C terör örgütünün dergisi de Taraf adını taşıyordu. Şimdiki Tarafçılara sorsak belki İBDA-C’yi de zararsız, kimlik savunucusu bir oluşum sayabilirler.
Tüm aklı başında aydınlarımıza saygıyla.
G. Güner