Sevgili Uğur Fidan sitem etmiş. Akvaryum boku püsürünü çok yazıyormuşum. Ne yapalım, darbeci dedik, cahil dedik, hödükler dedik, bilgisayar gerzekleri dedik kimse tınlamadı. Bende de bu ülkenin geleceğine dair ümit filan kalmadı, hepten bunalım oldum, balık kullarıma gönül verdim.

Uğur’u daha Pozitif PC namlı, bahtsız bilgisayar dergisini çıkarırken tanıdım. Şimdilerde herhalde 19 filan olmuştur. Üşenmez sağolsun arada 1-2 mail atmıştır. Hatta, Levent’le beraber “helal olsun çocuğa” demişliğimiz vardır. Sinirli çocuktur Uğur; tanımam ama severim, hani Uğur gibiler çoğalsa memleket de kurtulacak ama yok işte.

Sesim bombok olduğundan, şiiri de ancak kafa bulmak için pek acemice yazabildiğimden, Uğur’a bir yazı ithaf edeyim dedim.

Son günlerin bombası Ergenekon çetesi. Aslında bu konuda 500 yazı yazabilirim ama hiçbir anlamı yok. Özellikle Ahmet Altan, günlerdir, benim söyleyebileceğimden çok daha fazlasını zaten söyledi.
Aslında söylenecek çok şey var da,maçam sıkmadığı için söyleyemem. Doğruya doğru. Çünkü bu ülkede derin devletin nelere muktedir olduğunu defalarca gördük.

“Bok yoluna gitti Niyazi” olmak istemiyorum. Tarihi bir anektod: sözü geçen Niyazi Bey, yanılmıyorsam Bulgaristan’da faaliyet gösteren üst düzey bir Teşkilat-ı Mahsusa ajanıymış. James Bond’vari olaylarından sonra, İstanbul’a geldiğinde, bir yankesici tarafından öldürüldüğü -harbiden yankesicimiydi acaba?-, bu yüzden de “bok yoluna gittiği” söylenir. Daha enteresan olan, seneler önce şaibeli bir şekilde öldürülen Jitem’ci Binbaşı Cem Ersever’in de Niyazi Bey’le olan akrabalığıdır. Rivayet odur ki, Eşref Bitlis’i ve Cem Ersever’i öldürenler de Ergenekon çetesi. Hatta rivayet filan değil, bunun böyle olduğuna kalıbımı da basarım. “Niye?” derseniz, çok meraklı olanlarla özel olarak konuşuruz…

Ergenekon konusuna bir paragraf kadar değindikten sonra, asıl mevzuya geçelim: Ergenekon’un da üstü kapanır. AKP zaten “derine inmek” derdinde değil, tabanına şov yapıyor. (Maalesef). Benim kafamı kurcalayan, Susurluk rezaletinde kıçını yırtan kalabalığın şimdi nerede olduğu!

Aramızdalar tabi; ama Ergenekon konusunda medya gazı almak bir yana, Hazreti Medya Ergenekon’u cansiperane savunduğu için, onlar da Ergenekon’un ortaya çıkmasından son derece rahatsızlar. Çünkü medya amcaları öyle söylüyor. Ergenekon iyi bir şey.

Asıl mevzu, Ergenekon’la çıkan “halk nefreti”.

Türkiye’de kendi kendini “aydın,entelektüel” ilan eden bir ayaktakımı var. Kimin entelektüel,aydın; kimin gerici,hanzo,hödük,kıllı göbeğini kaşıyan ayı olduğuna bu bir grup zibidi karar veriyor.

Muasır bir medeniyet görse apışıp kalacak bu şaşkınları, bizim halk bir şey sanıyor.

Hayır,elbette Ergenekon avukatı olmaya soyunan Deniz Baykal’ı, ya da CHP’yi filan kastetmiyorum. (Ama Devlet Bahçeli, Susurluk avukatı olmayarak ayıp etti; üstelik kendisi de doktora sahibidir, avukatlık işini Deniz Baykal’dan çok daha iyi kıvırır.)

Benim kastettiğim, şu “kanaat önderleri” denen kitle…

Bu adamlar ya gerçekten çok salaklar, ya da o kadar çok salak görmüşler ki, akıllı birileri çıkmaz sanıyorlar.

Bu adamlara üniversitelerde hoca olarak, sinemada yönetmen, eleştirmen,oyuncu olarak, iş hayatında üst düzey yönetici, orada tiyatrocu,burada elçi olarak rastlayabilirsiniz.

Durup bir düşünün: Gerici ne demek? Tek gericilik modeli, dini bir devlet modeli mi ortaya koymaktır?

Bahsettiğim adamların -bakın arada lütufta da bulunuyorum!- ortak noktası statükocu olmalarıdır.

Mesela kendi kendini sosyolog ilan eden biri, ama sadece Türkiye gibi bir ülkede, tek parti döneminin ne kadar demokrat olduğunu iddia edebilir!

Özgürlükten yana olduğunu iddia eden “feminist bir hoca”, türbanlı öğrencilere tahammül edemediğini göğsünü gere gere söyleyebilir. Daha “zeki” bir başkası, “ya çaktırmadan bunların notlarını kırsak, belki bir daha gelmezler” gibi bir laf edebilir.

Bunun adı, kendi halkından, halkı da geç, insanlardan nefret etmek. Hitler’de çok farklı değildi.

Bugün üniversitelerde sayısız akademik personelin, son derece kabarık bir suç dosyası var. Bu suçların içinde, tecavüz, hırsızlık gibi sadece adli olarak “adi” değil, son derece “adi” suçlar da var.

Türk bir bilimadamı olarak soğuk füzyonu çay bardağında yapıp herkesin gözü önünde trafoları patlatsanız, size dünyada inanacak çok az akademisyen var. Çünkü sizden öncekiler, ordan burdan çalıp “toparladıkları” makalelerle, akademik haysiyetimizi de iki paralık etmiş durumdalar. Bugün bir Türk üniversitesinden bilimsel makale gönderildiğinde, son derece şüpheyle yaklaşılıyor. Çünkü sayısız akademik yayın ve kurum tarafından mimlenmiş durumdayız.

Bir rektör, “dayısının üniversitesinde”, akademik personeli fişlemeyi kendine görev edinmiş. Çünkü  adamın akademik bir niteliği yok; kendini II.Abdülhamitçilik oynamaya çalışarak ispat etmeye çalışıyor. Hoş, ne zeka, ne kabiliyet,ne kültür olarak tırnağı olamaz, o da ayrı.

Kızımızın tecavüze uğramayacağına, oğlumuzun fişlenmeyeceğine inanarak bu üniversitelere yolluyoruz…

Bu adamlar, Türkiye İran olabilir dediklerinde, birilerimiz bunu ciddiye alıyor.

“Deprem olacak,heryer yıkılacak” diyen kara cüppeli hocalar, arada müteahhitliğe soyunmuşlar! Tabi işi bildikleri için, onların binaları yıkılmayacak! İstanbul tarihindeki anormal büyüklükteki depremlerden söz ediliyor, kimse de, Ayasofya neden yıkılmadı, minare gibi rüzgarda bile nasıl ayakta durduğu soru işareti olan yapılar yıkılmadı, (iman kudreti!) ne bileyim, denizin hemen kıyısında olan, üstelik tepe kenarında yapılan Galata Kulesi nasıl denize kaymadı diye sormuyor. (Üstelik, Galata Kulesini gavurlar yaptı!)

Büyük edebiyat eleştirmenlerimizin itin .ötüne soktuğu yazarların hepsi patır kütür ödül alıyor,arada Nobel de var ha! (Aziz Nesin’e,Kemal Tahir’e girmiyorum bile)

Peki, bu kadar kaale aldığınız adamların ne başarısı var? Nobel ödüllü Orhan Pamuk’u eleştiren yazarı dünyada tanıyan başka bir yazar var mı?

“Deprem gelecek, sülalenizi sevecek” diyen cüppeli amcaların, kendi alanlarında, dünya çapında bir başarısı var mı?

“Türkiye İran olmasın” şiarıyla yola çıkıp, gerçek amacı ne olduğu belli olmayan dernekler önünde nutuk atan,insanlık dersi vermeye kalkan “hoca”ların, insan hakları konusunda bir mücadelesi olmuş mu? Mesela, 80 darbesinde yaşı büyütülüp asılan 16 yaşındaki çocuklar hakkında ne düşünürler kendileri?

O kadarını da geçtim; mesela fişçi rektör, ne bileyim, Tahtakale’de 5 milyona satılan uyduruk kamerayı kullanım kılavuzunu okuyarak bilgisayara bağlayabilir mi acaba?

İçinde benim de olduğum %37′yi “kıllı göbekli ayı” ilan eden amca, benden daha mı az ayıdır acaba? Güneyde filan görürsem göbeğine bakacağım, göbeği iyice erittim, kıllıyım da denemez; benden kıllı ve göbekliyse bak nasıl tefe koyarım!