Kültür’de makarna günü bir başkadır!

Eskiden Kültür Koleji’nin makarna günleri güzel olurdu; zira bütün haytalar aksatmadan giderdik. Yemekler beş para etmez; makarnayı zaten sevmediğim için yemem, onun dışında erik ve kiraz verirler. Kirazı severim ama güneşin altında hoşaf olur siz alana kadar; zaten yarısı çürüktür ve istediğim kalitede değildir. Alabildiğim kadar alırım yine de, zira birilerine atmak için idealdir.

Bazı zamanlarda içimde bastırılamaz bir içki içme isteği uyanır. Ayarım olmadığından, fazla ve zamansız içtiğimde çoktur. Sosyal içici değilim yani…

Nasıl olduysa, makarna günü başlamadan daha 1-2 gün önce ben alkol komasına girmişim. Sabah kalkar kalkmaz birayla başlıyor, akşama doğru daha sert içkilere geçiyorum. Böyle dönemlerim olur ve en fazla 1 hafta sürer. O da öyle bir dönem. Sabah zar zor uyandım, giyindim, arabanın anahtarlarını aldım, tam çıkıyorum bir durakladım: anahtarları bırakıp taksi tuttum; zira yine içme arzum depreşmişti! Atrium’da indim taksiden, tekel bayine girdim, bir şişe Absolut aldım.

Elimde naylon poşet kapıdan içeri girdim; baktım en tuhaf adam benim, okula girip boş sınıflardan birine zulaladım şişeyi. Bakınıyorum etrafa, kimse yok. Çıktım yukarı, şişeyi açıp kafama diktim. Dörtte birini içtikten sonra biraz oturdum, sonra tekrar bahçeye indim. Baktım eski çeteden birileri gelmiş, biraz kaynaştık orada. Sonra makarna almak için kuyruğa girdik, bende votka var dedim, çete üyeleri sanki votka alamayacak kadar fakirlermiş gibi sevindiler. Birinden sweat shirt gibi Bir şey buldum; şişeyi alıp aşağı indim. Yemekte boyuna vişne suyuna doldurup doldurup içiyoruz; hava da herhalde 35 derece filan ve güneş tam tepemizde.

Doğal olarak hepimiz zom olduk; abuk sabuk konuşup gülüyoruz. Genelde nezih bir ortam var, bu arada hepimiz eşek gibi anırdığımız halde birbirimize “hişş ayıp” filan diyoruz arada.

Okulun daha efendi tiplerinden biri olan bir arkadaş, çaktırmadan bizim masadan kalkıp karşı çaprazda bir masaya geçti.

Uyanık bir herif olan Tunç, durumu derhal farketti. Bir şey atma konusunda ayıkken bile çok başarısız olduğum halde, bir erik alıp efendi arkadaşa salladım.

Tabiki hedefini bulmadı ve onun arkasındaki masada oturan kelli felli adamın kafasının ortasına indi; ordan sekip önüne düştü.

Bütün masa aynı anırmaya başladığından, zavallı adam Bir şey deme fırsatını bulamadı; ama bir yandan da, çaktırmadan hangimizin attığını kaçak bakışlarla tespit etmeye çalışıyor.

Muradıma eremediğim için, bir tane daha salladım; o da tanımadığım ama benden küçük bir hatunun boğazının hemen altına (tam yerini söylemem!) düştü. Bu arada, Tunç, herhalde eriği daha çok sevdiğinden, önündeki kirazları sallamaya başladı. Masadan biri, “atmayın lan ben yerim” gibi bir çıkışta bulununca, bu sefer lapa kıvamındaki makarnaları, çatalları mancınık olarak kullanarak sağa sola yağdırmaya başladık.

Herhalde, o gün salvolardan tek kurtulan, asıl hedef olan arkadaş oldu. Bu arada, bazı masalardan protestolar yükselmeye başladı; zira artık hedef gözetmeyen teröristler haline gelmiştik! Birkaç atıştan sonra okuldan atılacağımızı farkettiğimizden, masadan kalkıp sıvıştık oradan.




Siz de birşey söyleyin!