Blogdan sıkılmıştım. Belli bir nedeni yok. İnsan bazen çok sevdiği şeylerden bile sıkılıveriyor, kaldı ki burada yazmak da en sevdiğim şeylerden biri filan değil(!).

Batur Kahveci, 1 ay önce filan arayıp, kendi blogunda da bahsettiği gibi, “merak ettim” dedi. Batur Kahveci dediğime bakmayın; kendisinin de bahsettiği üzere ne o beni tanır, ne ben onu!

Elbette hoşuma gitti, gururum okşandı. Ama bundan öte, birilerinin sizden yazmanızı ya da birşeyler yapmanızı beklemesi, insana bir görev duygusu aşılıyor. Bence toplum ve insanlık olarak en büyük eksiklerimizden biri de bu. “Sosyal hayvanlarız” gibi pek de kibar olmayan yakıştırmaları onaylıyor olmamıza rağmen, bu sosyalliğin gereklerini yerine getirmiyoruz. Kendi adıma, bildiklerimi ya da tecrübelerimi aktarmayı insani bir görev (ve sorumluluk) olarak görüyorum. Bunun elbette istisnaları var (örneğin amatör olduğunu söyleyip, benim profesyonel düzeyde bildiğim konularda yardım isteyen ve bu fikirler üzerinden para yapmaya çalışanlara kılım. Hayır; sorun para kazanmaları değil-yalan söylemeleri ve kendi bildikleri üç-beş kırıntıyı aile sırrı gibi saklamaya çalışmaları)

Yazmak aynı zamanda düşünme sürecini hızlandırıyor ve artırıyor, bu konuda ve genel olarak bir disiplin kazandırıyor. Hayatta ne kadar fazla şeyle uğraşıyorsanız, o kadar fazla bağlantı kurup, orijinal fikirler üretebiliyorsunuz.

Yazmadığım süre zarfında oldukça yoğun bir iş yoğunluğu, bundan kaynaklanan yorgunluk (ve bazen bezginlik), son zamanlarda tekrar alevlenip boş zamanlarımın ciddi bir kısmını kapan akvaryum hobisi gibi nedenler beni uzun süre blogdan uzak tuttu. Umarım, bu kalıcı bir geri dönüş olur.