edirne1_1.jpgEdirne, Cumhuriyet döneminin en ihmal edilmiş şehirlerinden. Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olmasından ötürü (daha öncesi de var tabii) Edirne’nin her sokağı adeta açık hava müzesi. Selimiye Cami şahane mutlaka görün demiyorum. Aslına bakarsanız, Edirne’nin bu kadar gölgede kalmasının belki bir nedeni de, sanki tek büyük eser oymuş gibi düşünülmesi. Bilmeyenler, Edirne’yi Selimiye ile özdeşleştiriyor ve hemen merkezde bulunan bu eseri yalandan gezdikten sonra Ağa Köşkü’ne mangala gidiyor.

Her yanında önemli eserler olan şehir, gitgide çirkinleşmesine ve göçten dolayı bozulmasına rağmen, Trakya Üniversitesi başta olmak üzere, çeşitli kurumların çalışmaları sayesinde baştan aşağı restore edilmeye başlandı. Hülya Avşar’ın selülitlerinin gölgesinde kalsa da, Edirne’de Avrupa Birliğinden ödül almış bir sağlık müzesi var. II.Beyazıd Külliyesinin içinde yeralan müze, aslında külliyenin komple restore edilmesi projesinin sadece bir ayağı. Restorasyon çalışmasının, İstanbul’daki benzerlerinden çok daha başarılı olduğunu söylemeyelim. Elimde çok sayıda fotograf var; ancak kötü bir günde, kötü bir makineyle çektiğim için, o güzelliklerin gölgede kalmasını istemedim. II Beyazıd Külliyesi muhakkak gezilmeli.

Sık sık “Türk halkı milliyetçi değildir” diyorum. Milliyetçilik ile şovenizmi karıştırmamak gerek. Şovenist çok ama…

Fotograftaki binanın ne olduğunu hatırlamıyorum; ama sanırım II.Beyazıd Külliyesinin bir parçası. Kısmen restore edilmeye başlanmış ve bitince ortaya muazzam Bir şey çıkacağı şimdiden belli.

Biri İslamcı, diğeri ülkücü ya da şeriatçı-ülkücü iki örgüt, bu güzelim eserin duvarlarını “donatmakta” gecikmemiş. Burada ağır kaçacağından, sadece Allah belalarını versin demekle yetiniyorum. Bu topraklardaki medeniyetten zerre kadar nasiplenmemiş hödükler, atalarımızın (atalarımız diyorum, böyle bir hödüklüğü yapanın atası ile o eseri yapanlar arasında bir bağ olamaz!) eserlerinin böyle içine ediyor. Bu rezilliği, İstanbul’dan İzmir’e, Trabzon’dan Edirne’ye kadar her tarihi eserde gördüm.

Bir de utanmadan akıncıların adını kullanmışlar. Akıncılar, Osmanlı’nın en seçme askeri birliği. Aslında askeri birlik demek doğru da değil; daha çok James Bond tarzı adamlar! Birsürü dili anadili gibi konuşuyorlar, kimisi enderun eğitimi almış, beyni de, vucudu da zımba gibi adamlar bunlar.

Sizden olsa olsa lağımcı olur diyeceğim ama, onlar da istihkam, patlayıcılar gibi konularda uzman, yetenekli teknisyenlerdi.

İstanbul’un Bostancı semtinin adı, içinde karpuz yetişen bostanlardan gelmez! Bostancılar, şehrin asayişini sağlar, itin kopuğun girmesine mani olurdu. Bunlar gibi adamları yakalar, güzel bir dayak attıktan sonra, derhal şehrin dışına atarlardı.

Milliyetçi biri, atalarının eserlerini rezil eder mi?

Fikirleri bana çok yabancı ve ters olsa da, Devlet Bahçeli, insan olarak çok saygı duyduğum biri. Bahçeli gibi birinin, MHP’nin başında olması parti adına büyük bir şans. Serseri yatağı haline gelen ülkü ocaklarını islah ettiğini çoğumuz biliyoruz; üstelik bunun samimi bir hareket olduğunu da zaman içinde anladım. Bizim millet olarak kendimize benzemeyeni reddetme eğilimimiz var maalesef. Şunu söyleyeceğim; bugüne kadar tanıdığım en düzgün ve efendi insanlardan biri de, Kırklareli Ülkü Ocakları başkanıdır (hala görevde midir bilmem; bir şekilde okuduysa, selamlar). Hareket ya da düşünce ne olursa olsun, asıl önemli faktör insandır. Nasıl 2.Dünya Savaşı’nda Yahudileri kurtaran Nazi’ler ve kendi “din kardeşlerini” gaz odalarına yollayan Museviler varsa, bir kurumun kalitesini de belirleyen içindeki insanlardır. Ben aklı başında hiçbir ülkücünün ya da İslami grubun (şeriatçı demiyorum!) bu tip hareketleri tasvip ettiğini düşünmüyorum; aralarındaki bu tip serserileri temizlerlerse, bundan siyasi olarak da kazanç sağlayacaklardır.