Saab Aero X
Saab‘ı severim. Nedenleri pek mantıklı değil aslında. Dinamik olarak iyi değildirler. Volvo gibi, çoğu insana çirkin gelen, hatta biraz sıkıcı araçlar üretirler. Sanırım benim Saab hakkında “iyi düşünmemin” nedenlerinin başında, 16 uçak mühendisi tarafından kurulması geliyor. Evet; Saab da BMW gibi bir havacılık şirketi(ydi) aslında. (Bu arada BMW amblemi dönen uçak pervanesini temsil eder)
Saab’a olan hayranlığımın bir diğer nedeni, Scania markası. Scania, genelde TIR ve ağır hizmet tipi deniz motorları üreten bir şirket; hatta şu an İstanbul”daki vapurların makinaları da Scania markası taşıyor. Asıl teknoloji (hatta bilim) ağır hizmet makinalarında olduğundan, yapılan işler bende Ferrari gibi şirketlerin yaptıklarından çok daha fazla saygı uyandırıyor.
Kullandığım araçtan ilk ve temel beklentim, iyi bir dinamik. (Maalesef Saab”da pek olmayan bir özellik). Bunun dışında mekanik sağlamlık bekliyorum; zira benim kullanım tarzımla birçok araba birkaç gün içinde mekanik olarak iflas ediyor. İşte bu Saab’ın iyi özelliklerinden biri. Estetik olarak hiçbir beklentim olmamasına rağmen, çirkinlikte bile karakter ararım. Sırf bu yüzden, eski Land Rover’ları bile oldukça güzel buluyorum.
Bir ay kadar önce, otomobil firmalarının diplomatlara sundukları ayrıcalıkları araştırırken -karışık ve uzun bir konu, nedenini belki bir ara anlatırım- doğal olarak Saab’la yollarımız kesişti. Tesadüfen halen bir konsept olan Aero X ile karşılaştım.
Konsept araçlara soğuk bakıyorum: Bir aracın tavanında ışıklarla oluşturulmuş “Samanyolu” efekti, ya da içeri açılan kapılar gibi tuhaflıklar hiç de ilgimi çekmiyor. Hayatın her alanında geçerlidir; bir tasarımcıya fazla insiyatif verirseniz, elde edeceğiniz ürün son derece kullanışsız olacaktır.
Saab Aero X ise, hem estetik, hem teknoloji, hem de karakter olarak beni fazlasıyla çarptı.
Çok değişik bir araç olmasına rağmen, saçmalıklarla dolu değil. Saab, özüne dönmüş ve kapıları kaldırmış: aracın eşiğe kadar açılan bir tavanı var; savaş uçaklarından ilham alındığı çok açık. Fonksiyonel olarak hoş bir özellik; özellikle kapıları kaldırıma çarpan arabalar kullanan benim gibi fanatikler için. Ayrıca çok da şık görünüyor.”Canopy” isimli açılan tavanı görmeniz gerek. Ünce kapılar hafifçe dışa açılıyorlar, sonra ön cam dahil, tavan komple aracın kaputuna doğru geliyor.
Buz yeşili farlar, Aero X”de beni ilk çarpan detaylardan biri. Çifter lens, abartısız birer angel eye ile süslenmiş ve gerçekten çok çarpıcı. Ampüller ise LED; aynı Aston Martin”in konsept aracı gibi..
Jantlarda da uçaklardan alınan ilham devam ediyor. Önde 22, arkadaysa 23 inçlik devasa jant kolları, turbin palleri şeklinde dizayn edilmiş. Fazla “ışıl ışıl” olmasının dışında, son derece etkileyici bir görüntüye sahipler. Aslında mat aluminyum görüntüsü bence bu araca çok daha fazla yakışırdı.
Aero X belki asla üretilmeyecek; ancak üretilse bile Türkiye yollarında görmeniz pek olası değil. Bunun nedeni, 400 beygirlik turbo V6 motorun bioethanol ile çalışması.
Süspansiyon sistemi, Citroen”in yeni nesil Hydractif sistemi gibi, elektronik kontrollü. Ancak, Saab Citroen”in pnomatik sistemi yerine, Mercedes”in top modellerinde kullandığı sisteme benzer bir sistem kullanıyor anladığım kadarıyla; zira kullanılan klasik amortisörlerin sertliği ayarlanıyor. Oysa Citroen, sertlik ve yüksekliği pnomatikle kontrol ediyor ve roll bar sertliklerini değiştirebiliyor. Bu, Saab’in dinamiği konusunda bazı soru işaretleri oluşturdu bende.
Diğer sıkıcı nokta, F1 tipi şanzıman. 7 ileri şanzımana, direksiyona monte edilmiş 2 kulakçık kumanda ediyor. Bu tip sistemlerdeki vites değiştirme hızı sorunu birçok üretici tarafından çözülmüş olsa da, keyfi çok azaltan bir uygulama. Klasik vites kolunu tercih ederdim. Üstelik bu sistemler, 2 ya da üç vites birden küçültmek istediğinizde, vitesleri sırayla küçültmek zorunda ki, bu da zaman kaybına neden oluyor ve daha efektif frenleme için motor kompresyonunu yoğun olarak kullanamıyorsunuz.
Performans olarak da Aero X hakkında pek pozitif konuşamam. 400 beygirlik motora rağmen, 1.5 tonu aşan ağırlıkla başa çıkmak kolay değil; bu da 0-100 hızlanma verisine hemen yansımış: 4.9 saniye. Bu rakam, artık neredeyse bir hot hatch kadar.
“Çok param olsa alır mıydım?” sorusuna cevap vermekse cidden çok güç. Araç son derece güzel; eşsiz bir karakteri var. Muhtemelen paranın satın alabileceği en benzersiz spor araba. Buna rağmen, sanırım çok daha az para verip bir Mitsubishi Evo8 FQ400 alırdım. Çok daha performanslı; üstelik mekanik olarak dünyanın en kusursuz otomobili kabul ediliyor.

sait :
Eki 05, 07 at 12:02 amben bunun üstüne yorum bulamıyorum .. yanlız türkiyede kullanmak çok zor hatta imkansız gibi birşey ama param olsaydı ben bunu tercih ederdim çok hoşuma gitti