Şekil disiplinini çok severiz. Yok; herşey bir düzen-nizam içinde olsun, ne bileyim binaların dış cepheleri, kaldırımlar güzel olsun, şehir bir halta benzesin anlamında söylemedim. Bunları istemeyiz. “Köylüyüz ondan, göbeğini kaşıyan ayı çok bizde” diye müthiş bir sosyolojik tesbit yapmayacağım. Sorun köylü olmak da değil; biz daha yerleşik düzene geçemedik! Nitekim Avrupa köyleri filanda bizim köyler gibi tapon değil. Köye gidiyorum mesela; bazı evler var bahçeleri cennet kimi, kimisi de -çoğunluğu- eşsiz çirkinlikte. Zira biz Osmanlı’nın görmüş geçirmiş, çapaçul olmayan halkını defettik, elekte kalanları da “yerli mallar haftası” gibi şeylerle uyuttuk. Zengin olmak, adam gibi giyinmek ayıp ve günah sayıldı, fakirliğin namusu türünden saçmalıklarla uyutulduk. Sonra Sovyetler’in çöküşü gibi, “kapitalizm görünümlü memur diktasının” bazı kaleleri 80′den sonra çöktü; estetik yoksunluğunun yerini iğrenç, yoz ve sefil bir Arap-ABD sentezi aldı.
Çocukluğum iğrenç ilkokul forması ile geçti; ben güzel bir çocuk filan değildim ama en güzelimiz bile böceğe benziyordu o formalar içinde…
Robert Fink’in bir arkadaşının dediği gibi, hepimizin beyninin içinde küçük bir general var. Katiyen özdisiplin sahibi bir millet değiliz; herhalde bu suçluluk duygusunu bastırmak için, askerliğin gerektirdiği disipline filan sahip olmadığımız halde, “şekil”kısmını hayatın her alanına sokmayı pek bir seviyoruz!
Evimin hemen yanında okul var. Okul müdürü, bayrak törenlerinde kendini orgeneral zannediyor.
Çocuklar ortada böcekler gibi dolaşıyorlar çirkin üniformalar içinde.
Bir erkek çocuğu, askere gidene kadar 14 sene üniforma içinde kalıyor. 1.5 sene de askerlik deyin; hayatının askerlik bitene kadar olan kısmının neredeyse dörtte üçü.
Sonra birileri ondan birey olmasını, yaratıcı olmasını bekliyor. Aslında bu ortalıkta söylenen şey; gerçekte herkesin istediği robot gibi çalışan, koyun gibi itaat eden, öküz gibi hizmet eden kitleler.
Özel isimlere bile Türkçe kelime uydurmaya kalkanlar var ya, neden üniformaya Türkçe bir karşılık bulamadılar, merak eder dururum!
Oysa çok basit. Uniform işte. “Tek tip” yahu!
Hani Mao’nun kıyafet devrimi gibi!
Ne dersiniz aslanlar, tektip olsun mu üniformanın adı?
Bu yazıyı beğendiyseniz, şunları da sevmeniz olasıdır: |
| Türkçe teknoloji...ReklamStore Joomla Modülü...Türkçe öğrenmeyin, sakın ha!...Kimin Türkçe’si?... |
5 yorum yapılmış.
…herkesin istediği robot gibi çalışan, koyun gibi itaat eden, öküz gibi hizmet eden kitleler.
(Ne kadar güzel bir özet.)
Farz et ki gölün kıyısına yakın sığ sularda balık avlıyorsun. İki uzun bacağının şapırtısı ve seninki gibi yüzlercesi var. Kıyıdaki ağaçların arasında da dört ayaklı sevimsizler pusuda. Bir anda şiddetle hemen yanındaki iki kanadın çarpmaya başladığını duydun? Ne yaparsın? Düşünür müsün? Yoksa sen de seninkileri mi çarparsın.
Eğer kıyıya yakın balıklarla beslenen bir kuşsanız daha iyi bir fikir yoktur. Hatta fikir diye bir şey de yoktur. Ama insan böyle avlanmaz. İnsan böyle davranırsa aç kalır.
Doğayı yanlış okumak, ya da işine geldiği gibi okumak diyelim buna. İşte o felaketimizi getiren andır.
Bir hocamın söylediği bir söz vardı. Ne zaman ki Darwin gibi bir büyük bilim adamının bulguları sosyolojiye alet edildi işte o an zaman ayağa düşürüldü.
İnsan elbette doğanın bir parçası ama her zaman bu kadar çok genellenemez. Her sürü insana uymaz. Tek tip yaşam ancak sanatın olmadığı bir dünyada mümkündür ya da sanat fikrine sahip olmayanların dünyasında.
…Ne dersiniz aslanlar, tektip olsun mu üniformanın adı?…
olsun aslanım senimi kıracaz istersen ilkokul ceketi olsun ismi. sen belirle.
aslanım kimisi mini eteğini kimisi şalvarını kimisi “kot”unu giyip “ayy kamil sen şalvar giyiyosun köylü piss seni”, “merve sen mini giyoysun o. musun lan sen?” durumları olmasın diye tek tip giyilir.
Ha peki bu öğrencileri koyun yerine koymakmıdır? yoo. okuldan çıktıktan sonra istersen giy eteğini, kotunu, şalvarını karışan mı var?
ha giyilen şey ne kadar “moda”dır o tartışılır? sen ceket giymekten kıl olabilirsin bende kravat takmaktan kıl olabilirim. yada bordo bir ceketin manken gibi delikanlı öğrenciyi palyonçaya çevirmeside tartışılabilir.
bu konudan sosyal tespit yaptınız ya artık tuvalette insanların “pırt” seslerine görede sosyal tespit yapsanız şaşırmam vallahi.
aslansın barış. kaplansın abi.
Serhan kardeşim yorumunu çok beğendim! Benim blogda “kavram kargaşası!” üzerine yazacağım bir yazıda kullanmak isterim nedersin alıntı yapabilirmiyim?
Özellikle birazdan post edeceğim son yazımla ilgili olarak “Ne zaman ki Darwin gibi bir büyük bilim adamının bulguları sosyolojiye alet edildi işte o an zaman ayağa düşürüldü. ” sözünü kullanmak isterim:)
O AN ZAMAN AYAĞA DÜŞÜRÜLDÜ!
Zaman an ve an akar zaman.
Bir bakarsın geçmiştesin iki bakarsın gene geçmiştesin.
Anlarsın ki zaman, zaman zaman durmakta, parçalara bölünmektedir.
Sonra tekrar bir araya gelerek bir güç kalkanı halini alır.
İnsan aklı ve iradesi bu güç kalkanını yaratsada düşmanlar tekrar tekrar saldırıp dünyayı ele geçirmeye çalıştılar.
Ama beyinleri yoktu. Büyücü insan beynini ve iradesini ele geçirmek dünyayı parçalar bölmke ve yeniden bri araya geçirmek istedi. Yapamadı çünkü beyni yoktu.
…herkesin istediği robot gibi çalışan, koyun gibi itaat eden, öküz gibi hizmet eden kitleler.
(Ne kadar güzel bir özet.)
Burada “öküz gibi hizmet eden” derken sanki bir nevi sitem var:) Böyle diyerek Türk hizmet sektörünede inceden giydirmişsin…
Barış kardeşime selamlar, saygılar…