Bundan sanırım 4 sene önce filandı; arkadaşla şirkette oturuyoruz. Bizim takıldığımız odanın önünden geçen bir hatun, tutup bana “ben seni tanıyorum” dedi. “Birine benzetiyorum ama çıkartamadım”
“Brad Pitt’e benzetmişindir” dedim, ardından birkaç zevzek espri patlattım. (Hayatımdaki en çirkin dönemlerimden biriydi oysa, 100 kiloya yakınım vs vs) Arkadaş o sırada gülme komasında, hatun geldi oturdu, sohbet ettik. Oldukça ünlü bir dizi oyuncuymuş, ben sonradan öğrendim. Elbette asılmadı; sanırım gözgöze geldiğimiz yarım saniye içinde, onu tanımamış olup kafamı çevirmiş olmam fena şekilde rahatsız etti kendisini.
Bundan seneler önce Akbank reklamları var; Ferhan Şensoy bir de şu meşhur kısa,kavruk, “hoş şiveli” hastabakıcı. Adamın gerçekten hastabakıcı olduğunu, Alman hastanesinde refakatçi kalınca öğrendim. Kız arkadaşım ameliyat olmuş, 72 saat uyumamışım, o uyudukça habire koridorda volta atıyorum. En az 30 kere gözgöze geldik; ilk bakışta tanıdım ama itliğine tanımamış gibi boş bakıyorum. Adamın bakışları giderek dikleşiyor ve ciddileşiyor; tanımadığım için sinirleniyor sanki. O kızdıkça ben de inadına daha ilgisiz davranıyorum.
Özgü Namal, ne buluyorsa biriktiriyormuş, 35 sene sonra satacakmış. (Açık artırmayla). 300 çift ayakkabısı varmış, çok üzülüyormuş falan filan, elde ettiği geliri kimsesiz çocuklara bağışlayacakmış. (300 çift ayakkabı yerine 150 çiftle idare edip kalanla da kimsesiz çocuklar için birşeyler yapabilirdi; elbette herkes kendi bilir ne yapacağını, bana akıl vermek düşmez!)
35 sene sonra emin olun ben Özgü Namal’ı hatırlayacağım. Şu an notumu aldım, tam 35 sene sonra ayakkabılarını almak için koşa koşa gideceğim. Hem de birini değil, 300′ünü birden alacağım. Ne de olsa sanat için her haltı yerim, Özgü Namal’dan başka da sanatçı bilmem. Akbank reklamları sayesinde hayatım değişti, insanın doğasını çözüverdim, ruh-beden ikileminden kurtuldum, üstüne üstlük deli gibi para kazandım birsürü Ferrari filan aldım; üstüne bir de oynadığı filmleri izleyince erdim, sattım Ferrarileri. Onun ayakkabılarını 35 sene sonra olsa bile satın almak, benim için ideallerin en büyüğüdür.
Bugünlerde herkes “celebrity” hastalığından muzdarip. Günde, o da hasbelkader 30 kişinin okuduğu blogların yazarları, kendilerini büyük düşünür ve yazar olarak görüyorlar. Blograzzi, e-Camus, e-Sartre,e-Dante, e-Hegel, e-Fromm’dan geçilmiyor. Kadınlar biraz daha farklı; onlar Derya Baykal, Paris Hilton ya da Melissa P’ler; onların e-* versiyonları. Ama hepsi çok meşhur.
Ben bu duruma çok ciddi bir hastalık olarak bakıyorum. Düşününki, hayatınız, ancak bir başkaları sizi röntgenlediği sürece değer kazanıyor kendi gözünüzde. Benim böyle bir derdim yok, bu da aşmış biri olduğumdan filan değil, sadece yaşadığım hayatı gerçekten değersiz görüyorum, daha da değersiz hayatlar yaşayan insanların beni görüp tasdik etmeleri, tersini söylemiyor bana. Hayatınız özel olmak zorunda filan değil; derdiniz buysa Andy Warhol haklıydı, hepiniz 15 dakika şöhret olacaksınız, sonra kimse sizi hatırlamayacak.
Eskiden bu şöhret mekanizması farklı çalışırdı. Türk popundan örnek vereyim; benim çocukluğumda 10 tane popçu vardı. Şimdi günde 10 tane çıkıyor, tabi sayı fazla kalitede düşük olunca bunlar genelde 1 gün ya da 1 hafta kalıyorlar akılda, kimisi hiç kalmıyor. Çünkü artık az sayıda şöhreti lanse etmek, kapris çekmek medya endüstrisi için karlı değil. Herkesi “bak sende şöhret olabilirsin, yürü evladım” diye pişpişlemek, sonra da bunları izlettirmek çok daha ucuz, etkili ve kazançlı. Şöhret olabilmek için köyündeki tarlasını satıp savanlar artık eski, herkesin bildiği hikayeler zaten.
Her geçen gün, insanların kompleksleri artıyor, üstelik kompleks arttıkça bunu kamufle etme becerisi de doğru orantılı olarak yükseliyor. Heykel gibi hatunla oturup konuşuyorsunuz, zannedersiniz böyle birinin zerre kompleksi yoktur, azıcık eşeleyince iki uyduruk SMS için bile kul köle olacak biriyle, son derece hasta bir ruhla göz göze geliyorsunuz. Bu düzen kadınları biraz daha fazla vuruyor, zira erkekler için genelde sadece zengin olmak yeterli. Oysa kadınlardan artık sadece güzel olmaları değil, zengin olmaları, ya da “sponsor” bulmaları da bekleniyor. Şu anda Türkiye’de boşanma oranı İngiltere’den daha yüksek; evlenenlerin %50’si daha 1 sene dolmadan boşanıyormuş. Ahlakçı değilim, evlilikler sonsuza dek sürmeli de demiyorum; ama insanlar 1 sene hazırlık yapıp evlendikten sonra, hazırlık yaptıkları süre kadar bile bir arada kalamıyorsa, burada ciddi bir ruhsuzluk vardır diye düşünmekteyim.
Simulation & Simulacra gerçek oldu. Artık insanlar kendileri değilller; kendileri yeterince gerçek ve renkli değil, kendilerinin gözünde. Bir başkasının sureti olmaya çabalayarak ve bunun kompleksiyle başederek yaşamak zorundalar.
Zırvaladığımı düşünenler de vardır; bir estetik cerrahla konuşun derim; kaç kadın “Angelina Jolie” dudağı, ne bileyim Shakira göbeği filan istiyormuş, üşenmeyin sorun.
1 yorum
ortalıkta cidden komplexli insan çok katılıyorum…komplexin erkek kadın boyutunuda iii çözmüşüz bakıyorum:) değişiyor işte herşey bende çocukluğumun popçularını özledim valla…bu röntgenlenmek konusunda titiz insnalarda var hatta küçük bi itiraf bu en korktuğum şeylerden biri göz önünde ve ünlü olmak…korkunç!parası falan uzak dursun çevremdekilerdende…