İyi yalan söylemenin püf noktaları
Samed (Eventualis), yalanlar konusuna girmiş, bana da pas atmış. Çoğunluğun aksine, “yahu aslında hiç yalan söylemem…” yalanını söylemeyeceğim; genelde planlı yalanlarım azdır ve yalan söylediğimde genelde yüzüme gözüme bulaştırırım. Hızlı düşünen biri olmadığım için, yalanım yakalanırsa zaman kazanmaya çalışır ve başka bir yalanla düzeltirim. Bazen işin içinden çıkamayıp pes ettiğim ve “kusura bakma, yalan söylüyorum” dediğim de olur(!).
Yabancılara çok daha rahat yalan söyleyebiliyorum; hatta eskiden yalan söyleme konusunda bir hayli başarılıydım; zamanla bu yeteneği kaybettim. Gün geliyor, nefes alır gibi yalan söylediğim oluyor. Egzersiz, yalancının en büyük dostudur. Yalan söylemek bir yaşam tarzıdır; sanatınızı iyi icra etmek için birgün sokağa çıktığınızda, seçtiğiniz en aptal kişiye yalan söyleyerek başlayın. Söylediğiniz herşey yalan olsun(!). Örneğin, Kadıköy’e gidiyorsanız Bakırköy’e gidiyorum deyin; yalan söylemek için bir nedene ya da amaca ihtiyacınız olmasın; unutmayın sonuçta pratik yapıyoruz!
Genelde insanların yüksek sesle ve kızgın bir şekilde yalan söyleyenlere inanma eğilimi çok kuvvetlidir; bu yüzden meydanlarda siyasetçiler bağıra çağıra,tükürüklerini saçarak, hatta anırarak yalan söylerler. Yalan söylerken sesiniz gür çıksın, sinirle elinize geçirdiğinizi sağa sola fırlatmak da inandırıcılığınızı artıran bir faktördür.
Ateist ya da dinsizseniz, daha da şanslısınız. “Kuran çarpsın”, “Şuradan kalkmak nasip olmasın” diye başlayan yalan cümleleri, inandırıcılığınızı perçinleyecektir. Ben çoğunlukla fazla yemin içeren cümlelere direk yalan gözüyle bakarım. Karşınızdaki insanın ne olduğunu iddia ettiği önemli değildir; zira zamanında Laleli piyasasında kokain ve Rus alemlerinde seken, Mercedes SL’ler ile dolaşan “yalancı hacılar” da gördük! Dindarlığını gözünüze sokanlara ekstra şüpheyle yaklaşın. Bunların bazıları sizi “kafir” olarak, kendilerini de düşmana karşı takiyye yapan dinibütün cihatçı Müslümanlar olarak görürler. Böyle tiplerle iş yapmaktan kaçının, zira madik atmaya ve ödeme yapmamaya meyillidirler. Anlattığım tarzda bir grup hıyarla iş yapmak zorunda kalmıştım; herifler çok dindarız ayağına yattıkça ben o kadar baskın çıktım ki, “oğlum ben öyle dindarım ki yanımda kafir kalırsınız” demeye getirdim. Sonunda pes ettiler; ilk yan çizme girişimlerinde de kazığı dibine kadar sokmak üzere planlarımı yaptım.
Yalan söyleyecekseniz büyük düşünün. Sanırım Hitler’di; “yalan ne kadar büyükse inanan o kadar çok olur” demiş birisi. Çok doğru. Sonuçta yalanınız çıkarsa insanlar size yalancı diyecekler; dolayısıyla büyük yalanın küçük yalana karşı önemli bir avantajı var. O yüzden, yalan büyük olsun. Nasıl olsa, doğru söylediğinizde de size inanmayanlar olacak; ama yalanınız büyük olursa ve sofistike birşeyse (Mars’ta cumhurbaşkanıydım, darbe oldu beni dünyaya sürdüler) en azından size inananlar ciddi anlamda sempati de besleyecektir! “Büyük adamların” çoğunu yaratan büyük yalanlardır!
Yalanınız ortaya çıkar gibi olduğunda afallayabilirsiniz; bu acemilikten ileri gelir. Demekki yeteri kadar pratik yapmamışsınız! Lafınızın yalan olduğu test tüpü içinde bile ispatlansa dahi, daha da yüksek sesle yalanınızı savunmaya devam edin. Birsüre sonra çevredeki insanlar “ulan adam doğru söylüyor galiba, baksana ne kadar israr ediyor” gafletine kapılacaktır. Tükürükleriniz bitmeye başladığında tercihan mazlum rolü de oynayabilir ve ekstra sempati puanı kazanabilirsiniz. Arasıra “meyve veren ağacı taşlarlar”, “ulan sizin gibiler yüzünden kaç vatan evladı harcandı gitti zaten”, “başarımı çekemiyorlar” filan gibi ayaklara da yatmanız tavsiye olunur.
Temiz yüzlü olmak, traşlı gezmek, düzgün giyinmek inandırıcılığınızı artırır. Alt ve orta tabakaya yalan söylerken, arasıra “halk çocuğu” olduğunuzu söyleyerek kredinizi yükseltebilirsiniz. Daha üst tabaka insanlara yalan söylerken çeşitli ünlülerden alıntılar yapmak, ne kadar iyi bir eğitim gördüğünüzü araya sokuşturarak söylemek prim yapacaktır.
Ortamı tam olarak kavramadan dini ve siyasi öğeleri provokatif amaçlarla kullanmaktan kaçınmanızı tavsiye ederim. Örneğin Mardin’de çok Süryani vardır; o yüzden “acaip müslümanım, 20 kere hacca gittim” demek ters tepebilir ya da işe yaramayabilir;zira Müslüman zannederek hitap ettiğiniz grup pekala Hıristiyan olabilir. Karadeniz, Trakya ve İstanbul’un büyük kısmında vatanseverlik, milliyetçilik iş yapar; Ege ve Akdenizliler pek tınlamazlar genelde, İç Anadolu hakkında fikrim yok (muhakkak Nevşehir, Yozgat gibi yerlerde işe yarayacaktır)
Kadınları inandırmak çok daha zordur; zira kadınlarda erkeklerde olmayan bir “yalan dedektörü” var. Gerçekten! (Vallahi yalan değil;) Kadınlar yalan söyleyenlerin mimik ve vucut dilindeki falsoları çok iyi yakalarlar; ses değişimlerini çok iyi hissederler. Şüphelenmeseler bile, içgüdüsel olarak kıllanabilirler. O yüzden,mümkün mertebe kadınlara yalan söylemekten kaçının. Eğer mecbursanız, hedef küçültün! Mesela ellerinizin ve vucudunuzun büyük kısmını masa altında kamufle edin ya da sizi rahat göremeyeceği şekilde yanına filan oturun.
Genel olarak, sizi tanıyan insanlara yalan söylemekten kaçının. Çok gerekmedikçe, duygusal ilişkilerim ya da kan bağım olan insanlara yalan söylemem. Onlar zaten sizin ne halt olduğunuzu bilirler, ya da tez vakitte öğreneceklerdir; söylediğiniz yalan sadece sizi küçültür. Öte yandan, profesyonel konularda yalan söylerken zerre kadar rahatsız olmam; zira Türkiye’de yaşıyoruz ve ortalama bir insan iş hayatında günde 33 yalan filan söylüyor! Üstelik bu o kadar kansıksanmış bir durum ki, yalanınız çıktığında insanlar aldırmıyorlar bile. Birsüre sonra sizde yalanınızın yakalanmasını umursamıyorsunuz. Adeta “lafı uzatmak yerine, kısa bir yalanla bağlayayım” noktasına geliyor işler.
JerenCe :
Ağu 14, 07 at 3:45 pmBunları çğrendiğimiz iyi Barış Bey, zira artık temkinli yaklaşıp, birşey söylediğinizde inanmak için iki kere düşünürüz
Barış Atasoy :
Ağu 14, 07 at 4:05 pmBu yorumu bekliyordum; hiç şaşırmadım:)
JerenCe :
Ağu 14, 07 at 4:09 pmbekliyordum kısmı için mecburen iki kez düşünücem