Aynı başlıkta iki geyik lakırdı, farkındayım.
Dünyanın en çok konuşulan şeyidir herhalde, "kendin ol", "kalbinin götürdüğü yere git", "hayatı çığlık gibi yaşa", falan filan. Herkes aynı şeyi sayıklar, kimse de nasıl yapacağını bilmez.
Bunun derdine fazla düşenler yaşam koçu kiralıyorlar, benim için farkı şu: kitabı okumak yerine yazarı tutuyorsunuz, o size anlatıyor! Hayatınızı sizden başkası düzeltemez (geyik bir laf daha!), ama birilerinin mutlaka faydası olacaktır. Ha, genelde herşey beklemediğiniz gibi olacak, boş bir hayat yaşayacaksınız, geride yapamadığınız birçok şey kalacak, önemi yok. Nasıl olsa birgün kabul edeceksiniz. Hemen kabul ederseniz psikolojiniz için daha iyi olur.
Yalnız, kabul etmekle kabullenmek aynı şeyler değil. Örneğin ben, çok güçlü bir herif değilim (fiziksel olarak tam tersini söyleyebileceğim halde!). Beynimde bir kusur var işte, tepkilerim, duygularım, olayları kabul etme ya da atlatma şeklim, hepsi olması gerekenden çok daha şiddetli oluyor. Ama bu zayıflığımı kabul etmek beni daha güçlü biri yaptı. Fark şu ki, içinde olduğum durumu kabullenmedim ve kabullenmeyeceğim. Bununla mücadele edebilirim dedim, herkes herşeyi yapabilir. Önemli olan sıkıntı çekmeyi, bedelini ödemeyi göze almak.
Salt bu zayıflığı kabullensem, köşeme çekilip otururdum. Bunun yerine, başımı belaya sokma pahasına, yeni şeyler denemeyi seviyorum. Her zaman değil, ama seviyorum. Yeterince, en azından…
Hayatı en az benimki kadar çıkmazda olan bir yaşam koçunun, annemin, kız arkadaşımın, köşedeki tekel bayinin tavsiyelerine ihtiyacım yok. Birincisi, bunları defalarca duydum. İkincisi, çoğunun doğru olduğunu biliyorum ama elimden gelen birşey yok. Üçüncüsü, kelin ilacı olsa kendi başına sürerdi!
Tanıdığım insanların çoğu ağır derecede sorunlu vakalar. Aramızdaki fark şu; onlar kendilerini kandırdıklarında bunun farkında olmuyorlar. Ben ise durumun farkındayım ve kendi yalanlarıma kontrollü olarak inanmayı seçiyorum. Mutlu olup iyi hissettiğimiz yere kadar da sorun yok; elbette daha "farkında" bir hayatı seçmeyi tercih ederdim. Zaten farkındalık düzeyim yüksek ama Mr Spock kadar sert, acımasız olabilmeyi isterdim. Bazen de oluyorum. Ama maaalesef Vulkan’lı değilim, hamurumda bu yok. Arasıra kendinizi kandırmalı, ama yalanlarınızın hayatınızı yönetmesine izin vermemelisiniz. Nasıl, döşermiyim bir Ferrarisini satan enayi kitabı?:) Tamam; bu herzaman işe yaramaz, ama en azından bazen işe yarıyor. Üstelik bazen, sadece bazen, kısa zaman dilimleri bile çok önemli olduğu için, tek bir kere olması bile hayatınızı kurtarabilir.
Tescilli bir hastalığım var, ne olduğunu sanırım ben dahil tam olarak kimse bilmiyor. Daha askere gittiğim ilk gün, "ben çok iyiyim" dediğim halde, bir dizi hap dayadılar. Gerçekten iyiydim; o yüzden ilaçları içermiş gibi yaptım, ama sorun şu ki, sadece kendi standartlarım dahilinde iyiyim. Eğitimli bir göz, bazen herhangi biri, "evrensel standartlara göre" yeterince iyi olmadığımı anlıyor.
Bunu sorun etmediğim gibi, kendi karakterimi seviyorum. Bu son yıllarda gelişen yeni bir durum; çünkü bundan önce hayatımın yarısını pislik yaparak, kalan yarısını da vicdan azabı çekerek yaşadım. Bu durumu kabul ettiğinizde önünüze iki yol çıkıyor: ya adam olacaksınız, ya da mokokoya devam diyeceksiniz. Aslında ikincisinin daha zevkli olduğunu itiraf etmeliyim; sorun şu ki, fiziksel olarak olmasa bile, zihnen kendimi azıcık yorgun hissediyorum. İkinci yolda hiç huzur, rahat uyku, bağlılık gibi şeyler yok. Bu yüzden birinciyi seçtim.
Doğru adam olmaya çalıştığınızda, başınıza garip garip şeyler gelecek; bunu hapisten yeni çıkan (ve islah olmuş olanlar) bilirler. En azından "teorik" olarak hapse girmedim; ama bu duyguyu yaşayanlardan çok dinlemişimdir. Hayatınızı, daha doğrusu kendinizi değiştirmeye başladığınızda hal ve tavırlarınız çok abartılı olabiliyor. Mesela çok iyi ve bol yalan söyleyebilen bir heriftim; şimdi doğruculuk olayını abarttım. Mesela birisi şaka olsun diye "bana kıl oluyorsun" filan dese, "evet, sana acaip kılım, hatta zaman zaman bir bahane yaratıp gırtlağını sıkmak, dişlerini ağzına dökmek istiyorum" diyorum. Tabii kulağa hoş geliyor doğru söyleme eğilimli insanlar, ama gerçek hayatta pek eğlenceli olmadığını söyleyebilirim. Durumu idare etmek için, insanları hoş tutmak için zaman zaman yalan söyleyebilmek gerek.
Böylesi bir durumda sosyal güçlükler yaşıyorsunuz. Herzaman sosyal güçlükler yaşamışımdır; çekingen ya da girgin biri olarak tanımlayamam kendimi. Çünkü bende ikisi de yok. Canım nasıl isterse, içimden ne gelirse, enerji seviyem hangisine uygunsa onu yaparım. Açıkçası bir süre rol yapmayı, duygularımı ve hareketlerimi törpülemeye çalıştım. Sonuç: fiyasko. Artık olmam gerektiği gibiyim. Eskiden tanıştığım 10 adamın sekiziyle iş yapabilirdim, şimdi iki Tanıdığım kadınların 10′undan sekiziyle ilişki yaşardım şimdi bir. Elbette bu bir sorun, hatta çok ciddi bir sorun; ama dediğim gibi herşeyin bir bedeli var. En azından artık zor uyusamda -2 gündür filan uyumuyorum- huzurla, dönmeden uyuyabiliyorum. İş yaptığım, ilişkide olduğum insanlarla çok fırtınalı dönemlerim olmuyor. Evet; hala bir parça anormalim ve çok daha hassas oldum. Ama insanlara iyi ya da kötü, daha hakettikleri gibi davranabildiğimi biliyorum. Geçmişte çok büyük hayvanlıklar yaptım ve hiç haketmeyen insanları müthiş üzdüm. Bu salt kötü olduğumdan değildi; sadece üzerinde düşünecek kadar bile umursamamıştım, çünkü dünyanın benim etrafımda döndüğünü hissediyordum, hatta buna tamamen inanmış gibi yaşamaktaydım.
İnsanlar değişmez lafına aldırmayın, her insan bir noktada değişiyor, değişmek zorunda kalıyor. Bunu tek başınıza gerçekleştirmeniz çok zor. Üstelik, tuhaf hallerinizden dolayı da insanlar sizden kaçacaklar. Önemi yok; çok sıkılınca My Name is Earl seyrediyorum!
Kendiniz olmak zordur yani. Ben neredeyse 30 sene olmadığım birini oynadım. En zor taraflarından biri, eski köpeğe yeni numaralar öğretmek. Böylesi bir durumda kimse kalkıp size destek filan da olmayacak, bunu unutun. Sadece şunu hatırlamak önemli; bazı insanlar doğuştan savaşçıdır. Onlardan biriyseniz, ki öğünmek için söylemiyorum ben öyleyim, işiniz biraz daha kolay. Normal birinden çok daha fazla efor sarfederek olayları çözeceksiniz; yani savaşarak. Diplomatsanız, daha idareci olacaksınız. Ben diplomat değilim ve olmak da istemem; çünkü idare etme psikolojisi bende aşırı sıkıntı ve stres yaratıyor. Birine bir işi yaptırmak için dil dökeceğine, çok daha fazla yorulup kendi yapan tiplerdenim. Her insanın tarzı ve eğilimleri farklı. Siz diplomat olarak rahat edebilirsiniz. Ya da tamamen müsamahasız (take no prisoners!) olursunuz, herkesin bir tarzı vardır. (yok deseler bile vardır)
Bunca laftan sonra tek söylemek istediğim şu: kendinizi X’e beğendirmek için rol yapmayın. Y işinde insan faktörü ağır basıyorsa hayaller kurmayın; o işte ne kadar iyi olsanız da şartlar bir anda aleyhinize değişebilir. Gerçek şu ki insanlar hem çok karmaşık, hem de çok basit. Bu onlara ekstra bir karmaşıklık katıyor; çünkü ne zaman basit, ne zaman karmaşık olduklarını kestiremezsiniz. Bir insana kendinizi tanıtmak istediğiniz gibi tanıtmak için çaba harcarsanız, sonunda çuvallayacaksınız. Kimsede böyle bir enerji ve adanmışlık olamaz. Gerçek şu ki, ne yaparsanız yapın insanlar sizi sever ya da sevmezler. (Sevmeyi genelleyin, aklınıza ağaç altında elele tutuşup 3 santim mesafede birbirine alık alık bakan bir çift gelmesin) Bunu değiştirmeye gücünüz yok. Üstelik ne kadar zıt giderseniz gidin, biri sizi sevecekse ona da engel olamazsınız! Yani bazen şartları olduğu gibi kabul etmelisiniz. En azından ben içinde insan faktörünün fazla olduğu durumları olduğu gibi kabul ederim.
Şimdi dilediğiniz kadar yorum yapabilirsiniz:) Adsense’den hergün binlerce dolar kazandığım için, sıkılmadan cevap veririm. Bilhassa "ama burada kendinle çelişmişin" tarzı yorumlar yaparsanız keyfim üçe-beşe katlanır.
4 yorum yapılmış.
kendinizle çelişmişsiniz demeyeceğim ama hafif bir şizofreni hissettim nedense
Bence ne çelişmişsin nede şizofrensin harika bi yazı sen sadece çok güçlüsün
her şey çok güzel, bir çok konuda alemlerin aslının hayal olduğuna aymışsın çok belli.
sadece şuraya işaret etmek istiyorum: sen olayı çözmüşsün ama henüz çözememiş insanlar adına konuşman onları şaşırtır.
benim bütün organlarım mükkemel çalışıyor dolayısıyla bütün cerrahlar mesleği bıraksın denmez
Ne sebep oldu da kendine bu kadar dürüst olmayı akıl ettin…bence her insanın hayatında muhakkak birgün geleceği bir noktadasın ..hayat sadece bugun ..rol yapamaya vakit yok