Samed bu aralar aÅŸk acısı çekiyormuÅŸ; geçmiÅŸ olsun diyorum.
Muhtemelen çoÄŸumuz gibi, son aşısını o da oldu.
“In vino veritas” (Gerçek ÅŸaraptadır) derler; ÅŸarap ÅŸiÅŸesinin dibini tek başıma içince, maalesef kaÅŸarlandığıma kesin olarak hükmetmiÅŸ oldum.
EÄŸer otuzu devirip, hala hayallerinizin kadınını/erkeÄŸini bulacağınızı sanıyorsanız, size yazık olmuÅŸ. Otuzlu yaÅŸlar, özellikle erkeklerin en lanetli yaÅŸları. GeçmiÅŸe baktığınızda, Bryan Ferry abinin A Song for Europe’da buyurduÄŸu gibi, dünyanın sadece anılarla yüklü bir deniz kabuÄŸu gibi geldiÄŸini görüyorsunuz. Bu arada, gençliÄŸinizde kurduÄŸunuz tüm hayaller genelde başınıza yıkılmış oluyor. Dünyayı filan kurtaramamışsınız, eliniz biraz para gördüyse üç kuruÅŸluk .bnelerle dalaÅŸmaya deÄŸmemiÅŸ, evliyseniz yanınızda yatan kadın aşık olduÄŸunuz kadın deÄŸil; gözleri donuk ve bezgin.
Kadınlarda çok farklı deÄŸiller otuzlarında. EÄŸer evlilerse dediÄŸim gibi, çoÄŸu çoktan bezmiÅŸ bile. Evli deÄŸillerse, yerçekimine yenik düÅŸmeye baÅŸlayan yüz ve vucutları yüzünden depresyona girmiÅŸler, kimisi 10 yaÅŸ küçük delikanlıların peÅŸinde, “aÅŸk” diyorlar, ama gerçek olmadığını kendilerine itiraf etmekten ölesiye korkuyorlar. Güvensizler; çoÄŸu güvensiz insan gibi, çoÄŸu da güvenilemez derecede ürkek, korkak ve hesapçı.
Bunları atlatmanın kolay bir yolu yok. Demin İstanbul’da Antalya’nın Ocak ve Eylül yaÄŸmurlarını aratmayan bir yaÄŸmur vardı. Dışarı çıktım ve paçalarımdan su akana kadar yürüdüm. EÄŸer hergün kar ya da yaÄŸmur yaÄŸsa, herhalde kimse intihar etmezdi. DoÄŸanın hışmına uÄŸrayınca, ki buna bayılırım, hepimizin eninde sonunda daha büyük ÅŸeylere boyun eÄŸmek zorunda kalmasından ötürü, hayatı daha çok seveceÄŸimizi düÅŸünürüm. Hani uzaylı istilası karşısında bir anda can ciÄŸer kuzu sarma olan Rusya-ABD gibi.
İçkinin dostluÄŸu kötüdür, benim gibi ne olduÄŸunu anlamadan 30 kilo alıp ÅŸiddetli bir depresyona filan girebilirsiniz. Kendimi bir noktada durdurup 20 kilo vermiÅŸ ve biraz biraz hayata tekrar ısınmaya baÅŸlamış olsam da, arada kaybettiÄŸiniz onca zamana deÄŸmiyor birkaç saatlik rahatlama.
Gerçek ÅŸu ki, sadece kendimiz için deÄŸerliyiz ve tek başınayız. Nadiren bazı ÅŸanslı insanlar -sanırım ben de bir zamanlar öyleydim- bir baÅŸkası sayesinde de kendilerini deÄŸerli ve huzurlu, hatta mutlu hissedebiliyorlar. Bunu bir kez yakalayınca, eroin gibi bağımlı hale geliyorsunuz. O noktadan sonra iÅŸler boka sarmaya baÅŸlıyor zaten. Bu sarmaldan çıkmak kolay filan da deÄŸil.
Neyse ki, çoÄŸu erkek ve kadın, kırklarında kendine birazcık olsun geliyor. Seçenekler muhtelif; artık çaptan düÅŸtüÄŸünüzü kabul edip, etliye sütlüye bulaÅŸmamanın huzuru (ve sıkıntısı) içinde, hafif depresif ÅŸekilde hayatınıza devam edebilirsiniz. Bol bol kariyer sohbeti filan yapabilirsiniz; sizi böcek gibi ezen bu düzende, azıcık da olsa önemli olabileceÄŸinize dair hikayeler uydurup, bunlarla avunabilirsiniz. Hatta bu oyunu akademik camiada oynarsanız, birkaç karşı cinsin sizi takıntı yapması da muhtemeldir; bir süre de bunlarla oyalanabilirsiniz.
Bu arada, telefon rehberini yoklayıp, sizin gibi kırık ve buruk eski aÅŸklarınızı arayabilirsiniz; evli ya da bekar olmaları önemli deÄŸil. İnsan otuzlarında hep 10-15 sene geri sarmak ister; dolayısıyla iki tarafta bu iÄŸrenç,yalan ve aptal oyunu oynamaktan, o kısa zaman zarfı içinde gayet memnun olacaktır. Açıkçası, bu da bir süre sonra sıkıcı olmaya baÅŸlıyor. Otuzdan sonra hayat böyle; ya sıkıcı olmasına tahammül edip birkaç hikaye ile kendini kandıracaksın, ya da ölümüne savaÅŸacaksın hayatla.
Popularity: 2% [?]
Bu yazıyı beğendiyseniz, şunları da sevmeniz olasıdır: |
| No related posts |




4 yorum yapılmış.
BOÅžVER BE YAÅžI BAÅžI!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
şöyle atıp grileri siyahları sabahtan
sarı bir kaÅŸkol atabiliyor musun boynuna ondan haber ver??…
koyma bir kenara yüreğini!
AÇ KAPILARINI!!!
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
GÖMME BAÅžINI TOPRAÄžA BİR ÇİFT GÜZEL GÖZ UÄžRUNA…
bilirim yine yeÅŸerecek bir çiçek bulursun bir dalda…
ama aklını kaybettirecek kadar bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına
YAĞ GEÇ
YIK GEÇ
KİMSE İNANMAZSA İNANMASIN!
SEN İNAN YÜREĞİNE!…
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
büyü büyü…
bak ellerin,ayakların kocaman,
aklında maÅŸallah yerinde…
E NE DİYE TUTARSIN YÜREĞİNİ UÇMASIN DİYE?…
akıllı ol,yüreğin gelir peşinden
BOÅžVER YAÅžI BAÅžI!
AÅžK VAR MI SEN ONDAN HABER VER?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere…
o çizgilerin yüreğine neler kazandırdığını düşün
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü öl gitsin!
BOÅžVER BE YAÅžI BAÅžI
KİM TUTAR SENİ KİMM
KENDİ YÜREĞİNDEN BAÅžKA KİM?…
aklını al da öyle git
ister bir duvara
ister bir odaya
ister kıra bayıra vur da git
dert etme ellerini onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa
SEVECEKSEN VE ÖLECEKSEN UÄžRUNA…?
yaşa be!yaşa da öyle git gireceksen toprağa
yaÅŸ 70′e gelmiÅŸ ama hayat daha bitmemiÅŸ
SEN Mİ BİTECEKSİN??
çekeceksen bile bayrağı
YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR
diyemeyecek misin?…
CAN YÜCEL
Can yücele saygılar bir kere daha
Terazi koysan tıklayacaktım:)
Can babanın ruhu ÅŸad olsun. Nazım Hikmet’e kartpostal ÅŸairi diyen Duygu Asena’ya cevabını unutamam:
“kart sensin,postal da kıçına girsin”:)
Yanlız yanılmıyorsam iki rahmetli de kendileri tarafından söylendiÄŸi rivayet edilen Nazım Hikmet konulu, Barış’ın bahsettiÄŸi cümleleri üstlenmiyorlardı.
Mevzu Cem Özer’in ilk talk show programında geçiyor. Muzaffer’i bulup sormak lazım:)