Sanırım bu Taraf gazetesi ile ilgili üçüncü yazım oluyor. Taraf gazetesinin üzerine bu kadar düşüyor olmamın nedeni, gazete okuma ihtiyacı. Aslında gazete okumak uzun yıllardan beri benim için bir ihtiyaç filan değil. Hatta artık sevmiyorum da, çünkü yıllardır okumaya değer gazete bulamıyorum.

Gelgelelim, belli bir yaşın üzerindeki insanların gazete okuma alışkanları var ve bundan vazgeçmek niyetinde değiller. Medyanın vahim halinden artık bahsetmekten sıkıldım. Biliyorum ki, bazıları için gazete okumak, sigara ya da alkol gibi bir alışkanlık; rakı gırtlağınızı yakacak kadar kalitesiz de olsa, içtiğiniz sigaradan odun da çıksa, alışkanlıklarımızdan vazgeçmek konusunda fazlasıyla direngeniz. Taraf gazetesi, bu açlığı en iyi şekilde doyurmalı. Türkiye’de gazete çıkarmak hiç kolay iş değil; onun için bu zor işe girişen insanları hem desteklemeli, hem de çok iyi olmaları için fazlasıyla eleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. (Bizde eleştiri yermek, dövmek gibi filan algılansa da, eleştiri kelimesini olması gereken anlamında kullandığımdan şüpheniz olmasın!)

Taraf gazetesi, kimilerine göre çok büyük bir dezavantaja sahip; bu da 1 YTL olması. Doğrusunu isterseniz, bence bu bir dezavantaj değil, ciddi bir avantajdır. İktisat “öğretileri” gereği -Ekonomiyi bilim olarak değil, bazı bilimlerden yararlanan bir “sistematik” olarak görürüm- bazı mallar vardır ki, fiyatı ne olursa olsun, talebi çok az değişir. Ben Türkiye’de çok fazla sayıda eleştirel gazete okuyucusu olmadığını, gazete okuyan kitlenin temel basın ahlakı ilkelerine uymaktan çok gazetenin kendi dillerinden konuşmasını beklediğini ileri sürüyorum. Sanırım bu sadece bize özgü de değil. Dolayısıyla, Taraf gazetesini bekleyen kitle, daha doğrusu “umutla” “gazete” arayan kitle, gazetede aradığını bulursa 1 YTL’yi seve seve verecektir. Kaldı ki, 0.10 YTL’ye satılsa bile, “borazancılık” yapmayan bir gazete, çoğu insanı doyurmayacaktır. Bence tartışmamız gereken, farklı olma iddiasıyla çıkan bir gazetenin fiyatı değil, satın alınmayı hak edip etmediğidir.

Bana göre yanlış ya da eksik bulduğum bazı detaylardan zaten bahsetmiştim; burada biraz daha farklı bir konudan bahsetmek istiyorum.

Cumartesi ve Pazar ekleri yok Taraf gazetesinin…

Bu çok, ama çok ciddi bir eksik gazete adına. Nedenleri ise hem psikolojik, hem rasyonel.

Çalışan insanların önemli bir kısmının ciddi bir haftasonu kahvaltı ritüeli vardır. Nedendir bilmem ama, sabah kahvaltısı sırasında ve kahvaltıdan sonra uzun bir zaman gazete okunur. Taraf gazetesi, hafta sonu eki vermeyerek bu hevesin insanların kursaklarında kalmasına neden oluyor, bu bir.

İkincisi, haftasonu ekleri başlı başına kendi müşterisini yaratır. Örneğin, Radikal’i hafta sonu ekleri için alan çok sayıda okur var. Daha tabloid bir havada çıkan gazetelerse bu etkiyi magazin ekleriyle yaratıyorlar.

Üçüncüsü, hafta sonu ekleri, finansman açısından çok daha güçlü olan rakipleri karşısında, Taraf gazetesine ayakta kalma şansı tanır. Gazete, reklamverenler açısından çok cazip olmayabilir; ama dolu ve içerikli hafta sonu ekleri, ciddi bir reklam potansiyeli yaratır. Sağlayacağı tiraj katkısından bahsetmiyorum bile.

Dördüncüsü etki biraz görmezden gelinebilir; daha çok benim gibi okurlar için önemli. O da şu: siyasetle çok ilgili biri değilim (Politika ve siyaseti karıştırmayalım). Bir gazete hakkındaki kanaatimin oluşmasında en belirleyici etkenlerden biri verdiği eklerdir. Örneğin, bilgisayar ve teknoloji haberlerine bakarım. Teknoloji haberleri, hiçbir bilimsel yeterliliği olmayan, sadece yarım yamalak tercüme yapabilen kişilere mi yazdırılıyor? Bilgisayar haberleri, sektörel, reklam soslu haberlerden mi ibaret, yoksa vizyoner yazarları var mı? (Serdar Kuzuloğlu gibi). Hobilere yeterince yer veriliyor mu? Örneğin şimdiye kadar synthesizer ile ilgili hiçbir yazı görmedim haftasonu eklerinde; olsaydı herhalde kazanacağı sempatiden dolayı o gazeteyi okumasam bile alırdım! Aynı zamanda, hafta sonu eklerindeki kalite ve ciddiyete bakarak, gazetenin kendisinin ne kadar ciddi, güvenilir olduğu konusunda hüküm veririm. Elbette bunda bir parça duygusallık vardır; ama sonuçta biz Vulcan’lı değiliz; idealize edilen insan türü ile hayvanın garip bir karışımıyız.