UNUTMAK İÇİN ÇALIŞMAK
Çocukluğumdan beri hep uğraşacak birşeyler arıyorum. Sürekli meşgulüm, meşgul olmak zorundaymış gibi hissediyorum, eğer sarhoş değilsem, ya da beni bulunduğum yere bağlayan biri yoksa orada durmak istemiyorum.
Ancak artık tahammül edilemeyecek kadar yorgun düştüğümde uyuyabiliyorum, uyumak denirse, daha çok sızıyorum, ya da bayılıyorum. Hatta, bazen uğraştığım şeyin başında uyuya kaldığım oluyor.
Aslında bu çok ciddi bir rahatsızlık ve birçok insanda genelde iş hayatına atılınca ve 30′lu yaşlara gelince ortaya çıkıyor. Bunları bilirsiniz, işkolik derler, aslında kendilerini oyalamaya çalışıyorlardır. Onlar aslında tutunamamıştır, tutunacak tek şeyleri aptal bir iştir.
Küçük bir farkla, ben kendi durumumun farkındayım, hem de çok uzun zamandır. Farkında olmak daha bir kötü. Bir yandan gerçek bir hayat yaşamak için mücadele etmeye çalışıyorum, bir yandan da aslında ne istediğimi de bilmeyerek birşeylerle uğraşıyorum. Durum tahammül edilemez bir hal aldığında da, hiçbirşey yapmıyorum. Ama hiçbirşey. Saksı gibi.
Günler, aptalca mücadeleler içinde birbirini kovalıyor. Aklıma gelen herşeyi yapmak istiyorum, bazen aynı anda birkaç şeye birden saldırıyorum, sonra hepsinden sıkılıp yeni şeyler bulup onlarla uğraşmaya başlıyorum. Zaman zaman ortaya gerçekten hoşnut olduğum şeyler çıkıyor, genelde sadece çöpler, her taraf kitap, karalanmış notlar, birşeylerin parçaları ile doluyor, ama ne olursa olsun asla tatmin olamıyorum. Camus’nün şu doktoru gibi, hiç yazamadığı hikayeyi yazmaya çalışıp durur, sonunda tek satır yazamadan ölür. Mükemmeli arar ama belki mükemmeli arama çabası aslında Bir şey yapıp başarısız olma korkusunu maskelemek içindir. Allah için, hiç mükemmel bir şey yapmadım ve sanırım hiç böyle bir korkum olmadı. Galiba sadece, gerçekten bir gün çok tatmin olacağım bir şey yapmaktan korkuyorum, muhtemelen o gün, yaşamak için bir amacım kalmayacak.
Geçenlerde yaşıtım biriyle konuşuyorum, bana “sanki karşımda 20 yaşında biri var” dedi.
Haksız değil, ama çok sinir bozucu bir şey bu. Tek mastara yatırılıyorsun, tam uyduysa sorun yok, uymadıysa sen anormal bir varlıksın. En fazla belki biraz orjinalsin, hepsi o.
Çünkü benim için gerçek kabus, bu saçma çabalarımın gerçekten anlamlı olduğuna inandığım gün başlar. O gün, gerçekten anlamlı Bir şey yapabilme ihtimalini kaybettiğim ve Matrix’e girdiğim gün olur. Bir yalanı yaşamakla, yaşadığınız yalana inanmak arasında çok büyük bir fark var. Onun için, 32 yaşındaymış gibi davranmıyorum. Nikola Tesla olamayacağımı biliyorum, o zaman sürekli birşeyler yapmak için girdiğim yol yanlış. Evlenip, çoluk çocuk sahibi filan olup, 32 yaşında biri gibi yaşamalı, 9-5 çalışmalı, herşeyi düşünmeye gayret sarfetmemeliydim belki. İkinci durumu yadırgıyor değilim, hatta normal olan bu. Keşke öyle biri olabilseydim.
Canımı sıkan şu: insanlar bazı şeylere gereğinden fazla önem atfediyor. Muhasebeci biriyle konuşuyordum; çocuk daha 27 yaşında, bana yaptığı işi öyle bir anlattı ki, evrenin gizemini çözdüğünü zannettim. Bende tutkulu biriyim, ama muhasebeci olsam, tutkularımdan biri olmazdı defter tutmak.
Bir kozmolog’un yalnızlığını anlarım, anlama tutkusunu, bunun için herşeyden vazgeçmiş olmasını da. Hatta münzevi bir din adamını da anlarım. Ama herkesin yaptığı şeyi yapıp, hayatım çok anlamlıymış gibi rol yapmak istemiyorum.
Bana hala saçma gelen şu bilgisayar işleri ile uğraşıyorum ve bu lanet olası iş, bir kadından, bir köpekten, sizi evinde ağırlayan bir köylüden, cevizi kırmaya çalışan bir kargadan daha sevilesi bir şey değil. Yanına bile yaklaşamaz. Hatta bu uğraştığım şey insan doğasına bile aykırı, tamamen farklı, mikro bir evrende başkalarının koyduğu kuralları esnetiyor, yeniden yazıyor,bölüyor ve birleştiriyorsunuz. İçinde sanat yok, duygu yok, salak aletin yaptığı işi anlatan tek romantik cümle kuramazsınız.
Herşeyin giderek daha yalan olduğu bir dünyada, ben de zaman zaman oyunu kuralına göre oynamak zorunda kalıyorum. Değil 32, 42 yaşında “taklidi” de yapıyorum. Takım elbiseyi giyip, kravatı takıp, bir de ciddi bir ifade takınınca “adam oluyorum”. Bilgece bir edayla söylenen tüm saçmalıklar, aynı havayla kabul görüyor, ya da reddediliyor, yine ağırbaşlı ve bilgece tavırlarla.
Kadınlarda değişti artık, artık bütün bu anlamsızlığı bir kadınla dindirdiğime kendimi inandırmak da zevkli değil, hiçbirşeyin eski tadı yok. Bütün müzikler 3-5 workstationdan çıkıyor, arabaların kaputunu açıyorum metalden çok kablo ve entegre görüyorum, yani artık orospu bir hayatın pezevenkliğini yapmak giderek çekilmez geliyor.