Dünyada Internet reklamcılığı hatırı sayılır bir pazar hacmine ulaÅŸtı. Artık firmalar, web reklamlarını profesyonel ajanslara hazırlatıyorlar, video reklamlar yine yabancı sitelerde çok uzun zamandır yaygın olarak kullanılıyorlar. Türkçe sitelerde pek rastlamasak da, Google’ın video reklamları da yavaÅŸ yavaÅŸ yaygınlık kazanıyor.
Bizde bir Internet kültürü oluÅŸmadı ve çoÄŸu zaman olduÄŸu gibi, kurumlar kiÅŸilerin gerisinde kaldılar. Çok baÅŸarılı bireysel web siteleri ve bloglar var, ama ÅŸirketlerin web sitelerine baktığınızda durumları içler acısı.
Göze Algün’ün blogu sayesinde haberim oldu; Bellona’nın bir blogu var. Aslında bunun Bellona tarafından açıldığından da emin deÄŸilim; zira herhangi bir blog servisinden istediÄŸiniz ismi almak birkaç dakika sürüyor. Böyle bile olsa, Bellona zamanında önlem alıp, kendi bünyesinde blogunu açmalı ve insanların “ÅŸurada Bellona’nın blogu var” demelerine mahal vermeden, kendi bünyesinde bu mecrayı da kullanmalıydı. Göze’nin de dediÄŸi gibi, blogun hali içler acısı. Detaya girmeye gerek yok.
Bu işi neden kıvıramadık derseniz, televizyonlara bakın derim.
Dünyada diziler 20 dakika civarında; bizde ise bir yayın kuÅŸağını kapsıyor! İlk zamanlar Avrupa Yakası seyrederken -o zaman böyle “al sana curcuna” tarzı deÄŸildi, birazcık kalitesi vardı- dizi 8′de baÅŸlıyor, gece 10.30′a kadar sürüyordu. Dizi uzun olduÄŸundan deÄŸil, 2.5 saatlik zaman diliminin sadece üçte birinde diziyi seyredebiliyordunuz!
Bir diziyi, 2.5 saate yayan bir zihniyet ancak ÅŸunu düÅŸünüyor olabilir: “Karşımda televizyon seyretmekten baÅŸka alternatifi olmayan bir insan yığını var ve bu arada müthiÅŸ reklam geliri elde edebilirim”
İlk zamanlar bu düÅŸünce iÅŸe yaradı. Daha sonra insanlar “zaplamayı” keÅŸfetti; bir dizinin reklam kuÅŸağı devam ederken arada baÅŸka bir programın hatırı sayılır bir kısmını seyretmek mümkündü!
Sonra baktılar bu böyle olmayacak, televizyon kanalları bir “centilmenlik anlaÅŸması” yaptılar; artık herkes hemen hemen aynı zamanda reklam giriyor. Böylece, televizyon izleyicisinin elini kolunu baÄŸladıklarını düÅŸünüyorlar!
Bu ne kadar yoz, alçakça bir anlayış! Üç kuruÅŸluk, yarım saatlik programı seyrettirmek için, insanların 1.5-2 saatini çalıyorsunuz!
Artık belli bir yaşın altındaki insanlar, çok mecbur deÄŸillerse “ulusal kanal” diye kendini damgalayan, hep kendilerinin seyredildiÄŸini öne süren, bunu da kukla bir kurumla ispatlamaya kalkan kanalları seyretmiyorlar. Sayıları giderek artan bir kitle, görüntü kalitesi çok daha kötü olmasına raÄŸmen, dizileri YouTube üzerinden seyrediyor! Kimisi de hiç seyretmiyor, CNBC-E seyircileri de genelde sezonluk DVD alıp dizileri topluca seyretmeyi tercih ediyorlar.
Özet olarak ÅŸudur; gitgide kalitesizleÅŸen, fiyatları da düÅŸen reklamları artık seyreden yok. Bugün Türkiye’de televizyon reklamcılığı, hem tüketici, hem reklamveren, hem de televizyoncu için iÅŸkence haline gelmiÅŸ durumda.
Reklamveren reklamının seyredilmediÄŸinden ÅŸikayetçi; reklam kuÅŸağı öyle uzun ki, insanlar reklamlar baÅŸladığında bulaşık yıkıyor, kitap okuyor, Internet’te maillarına bakıyor, telefon konuÅŸması yapıyorlar.
Reklamlar beklenen faydayı yaratmadığı için, televizyonlar giderek daha ucuz reklam alıyorlar. Üstelik, eskiden elde ettikleri geliri elde edebilmek hayaliyle daha çok reklam aldıklarından, az önce bahsettiÄŸim bozuk düzen daha da çekilmez hale gelip, biraz daha fazla herkesin aleyhine çalışmaya devam ediyor.
Televizyon seyircisi için söylenecek Bir ÅŸey yok. Dizi seyrederken giren reklamla, “ben hangi diziyi seyrediyordum?” sorusunu sorabilecek hale geliyorsunuz.
Internet de aynı tehlikeyle karşı karşıya. Herhangi bir gazetenin, ya da çok üyesi olan bilgisayar konulu sitelerin herhangi birine girin; açılan reklamlardan, saÄŸda solda patlayan Flash efektlerinden Bir ÅŸey okumak, hatta bırakın Bir ÅŸey okumayı, tarayıcınızı kilitlemeden sörf yapmak mümkün deÄŸil!
Aslında konu son derece derin; söylemek istediklerimin daha onda birini söylemediÄŸim halde, kendi koyduÄŸum blog girdisi sınırını daha ÅŸimdiden aÅŸtım.
Sorunun özünde, bizde henüz “burjuva devriminin gerçekleÅŸmemiÅŸ olduÄŸu” gerçeÄŸi var. Maalesef burjuva sınıfı yeni yeni oluÅŸuyor; aslına bakarsanız bu siyasi itiÅŸ kakışın, ekonomik ayrıcalık (daha doÄŸrusu, devlet bürokrasisi tarafından kayırılmış ayrıcalıklı kitle ile eÅŸit rekabet ÅŸartları talep etmenin) “daha İslami” kesim tarafından dile getirilmesinin nedeni bu. Biz hala “üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran kapitalist düzeni yönetir” anlayışının etkisindeyiz; oysa bu düzen dünyada bozuldu, 30 seneden uzun zamandan beri, fiziksel sermaye kapitalistin felsefe taşı deÄŸil. Bugün geliÅŸmiÅŸ ülkelerde yeni fikirler ve patentleriniz yoksa, elinizdeki paranın deÄŸeri yok ve size rekabet gücü de saÄŸlamıyor.
Bizde hala eski kurallar geçerli olduÄŸundan, ÅŸirketler reklam konusunda çok seçici olmak durumunda deÄŸiller. Gelgelelim, gerçek bir burjuva hareketi baÅŸladı ve 10 yıl içinde sessiz sedasız gerçekleÅŸen bir devrime ÅŸahit olacağız; müdürünün fuarda koli taşıdığı Red Hat firmasının 6 ayda Microsoft’u belli alanlarda tehdit eder hale gelmesi gibi örnekleri biz de görmeye baÅŸlayacağız.
Bu giriÅŸi yapmak zorundaydım; yazının “planında” olmadığı halde.. O yüzden, konuyu burada bırakıp, bir baÅŸka yazıda “asıl konulara” geleceÄŸim.
Popularity: 5% [?]




4 yorum yapılmış.
Turk TV kanallarini izlemeyi 2-3 sene once biraktim. ya kitap okuyorum ya da uydudan yabanci kanal izliyorum. sifre cozucu ile hic reklam almayan kanallari gorebiliyorum. en cok begendigim alman kanal standartlari. aksam film veya dizilerin genel baslangic saatleri hic sasmiyor. 15 dakikada bir 5 dakika reklam var. ne daha uzun ne daha kisa. tum kanallar ayni. teletextlerde bile duzen benzer, aksam TV rehberini gormek isterseniz hemen hemen hepsi anyi noyu kullaniyor, neydi diye aramiyorsunuz. tuketiciye konfor ve icerik sunan kazaniyor. sikintidan patlatarak bekleten kaybediyor. o kadar cok secenek var ki. TVyi besleyen icerik. reklam nemasi.
İşin kötüsü Türkiye’ye büyük tantanayla giren Fox da yerli kanallara uydu; hatta kalitesizlik konusunda onları geçti. Bir Avrupa aşısı lazım; çünkü ABD kanalları da kalitesizliÄŸe prim veriyorlar. Avrupalılar da muhtemelen “kim seyreder bizi” diye girmiyor; ama ben israrla AGB’nin dediÄŸinin tersini söylüyor ve TV izleyicisinin kalitesizlikten -en azından onların rakamlarının birkaç kat üstünde- sıkıldığını ileri sürüyorum.
Trackback & Pingback