Hatırlarsınız, güzide bilgisayar dergilerimizden biri, zamanında Türk Telekom’un tarifelerini protesto etme bayraktarlığına savunmuş, “bu amaçla” hazırladığı banner’lar ile de, şimdikinin yarısı kadar sörfçü çekemeyen sitesine çok sayıda ziyaretçi çekmişti.
Sonra bilin bakalım ne oldu?
Başta İstanbul olmak üzere, birkaç ilin Tüketiciyi Koruma Dernekleri, muayyen bir günde, tarihi hatırlamıyorum, Türk Telekom binaları önünde eylem yapmaya karar verdiler.
İstanbul’daki eylemde 20 kişi bile yoktu! Herkes ağlanıp sızlandığı halde, demekki 12 milyonluk İstanbul’da sadece 20 kişi rahatsızdı!
Bilin bakalım, aynı derginin çalışanları bu eylemde ne yaptılar? Hiç! Çünkü orada değillerdi!
İstanbul Tüketiciyi Koruma Derneğinin başkanı, haklı olarak çileden çıktı ve “bu fiyat bile size az, müstahaktır” türünden bir açıklama yaptı.
Önümüzdeki aylarda, Türk Telekom’dan reklam almamak için inat eden dergiler hariç, hiçbir bilgisayar dergisi “vay efendim, bu tarifeler kazıktır, Internet yerlerde sürünüyor” diye açıklama YAPMAYACAK. Bir satır YAZMAYACAK. YAZAMAZLAR.
Neden mi? Çünkü Türk Telekom artık devlet kurumu değil ve REKLAM VERİYOR!
Para geliyor ya, eski keller sırma saçlı oldular. Kördüler, badem gözlü oldular. Tabi, ortak işler yaptıklarını da bilen bilir, o ayrı.
6 yorum yapılmış.
Çok haklısınız.Yurdun insanı bu tip konularda çok tutarsız ve ilgisiz.Adeta koyun içgüdüsüyle yaşıyoruz bu ülkede .Her ay normal kotayı aştığım için normal faturamdan 2 katını ödüyorum.Yeni yaptıkları ,yeni kullanıcı kampanyaları için ise bizi keriz yerine koyup imzalattılar 24 ay lık bir sözleşme . İşimize yarayacak pek çok uygulama ve Dökümanlara kota sayesinde ulaşamaz olduk. Bende evde projelerimi host edebileceğim bir server kurmayı planlıyorum.Ama neyle uçuruktan Adsl ile tabiki:(
Türkiye’nin tek demokratikleşme şansı -ve son şansı- Internet’tir. Mali yapı itibariyle, bugün bağımsız bir yayını ne dağıtabilir, ne satabilirsiniz. Bu tip medya tekelleri dünyanın hiçbiryerinde yok. Örneğin Fransa’nın büyük medya gruplarından biri bir gazeteyi almaya kalktı, adamlar dünyayı yıktılar; çünkü bir medya kuruluşunun, pazar payının %25′inden fazlasına sahip olmasına izin verilmiyor.
Bir ülkede medya 1-2 kişinin elindeyse, doğal olarak dünyayı onların istediği gibi görürsünüz.
Internet’i de bu yüzden hazmedemiyorlar zaten, medya tekellerini tehdit eder hale gelebilir. Bugün, tv reklamıydı, billboarddu derken, hala işi kıvırıyorlar ama örneğin ABD’de bile durum tersine döndü (ki ABD dünyanın en büyük basın tekellerine sahip ve hiç de sanıldığı gibi demokratik filan değil, adamların allahtan bir anayasa mahkemesi varda, ülkeyi Sovyet rejimine benzer baskılardan koruyor, bir de halkta çok aktif ve bilinçli bir kitle var)
Bugün otobüs durağının reklam panosunda Cem Yılmaz’ı gördüm. Türk Telekom’un eğitime yaptığı katkıdan bahsediyordu. Gerçi aynısını bir ara Turkcell’de yapmıştı. Belki de hatırlamadığım pek çok diğeri.
Nedense bu şirkletler benim ödediğim vergiye aracılık etmeyi parayı hibe etmek sanıyorlar. Anlamıyorum o parayı kendileri mi bağışlıyorlar, canları istemese ödemeyecekler mi yani? Bizim böyle düşündüğümüzü mü sanıyorlar?
Veya işe diğer bir açıdan bakalım. Bizim dolaylı vergi yoluyla olduğundan kendilerine teslim ettimiğiz ve TAMAMI bariz bir emanet olan bedeli kendi malları gibi görüyorlar, tıpkı mahalledeki bakkalın “üç kuruşluk sakızın fişini ne yapacaksın oğlum” demesi gibi. Hayır mahalledeki bakkal beni saf yerine koyuyor diyelim ya da benim o fişten medet umduğumu sanıyor. Koskoca “Türk” Telkom ile “Türk”cell de mi beni avanak sanıyor?
İnsanlar konuyu anlamamış olabilirler diye, müsadenizle biraz açayım.
Serkan Bey’in bahsettiği vergi, tahmin ediyorum faturalardan devletin peşin kestiği “eğitime katkı payı”. Yanılıyorsam lütfen düzeltin.
Sanırım, yanıltıcı şekilde, zaten devletin kestiği vergiyi, kendi katkıları gibi göstermelerinden bahsediyorsunuz.
Avanak sansalar da, sanmasalar da önemi yok. Zamanında, deprem vergilerinin de iç esildiğini duyduk, kimin sesi çıktı ki? Ya da, kimin umurunda?
Laiklik-şeriat kavgasında, bizi zaten bu duruma getiren nedenler de bir güzel kaynayıp gidiyor; onun için aslında bu tip kavgalar, bürokrat sınıfın işine geliyor. Maazallah, millet bu şekilde galeyana gelmese, belki birgün haklarını filan aramaya başlar.
Maalesef, herkes her yalana o kadar kolay inanıyor ve bu yalanlar beklentileri o kadar yükseltiyor ki, normal bir şekilde hayata devam etmek zor. Özel okulda okuyan kuzenim Nelson Mandela’yı tanımıyor, seneye üniversite sınavına girecek, muhtemelen de iyi biryere kapağı atacak. Sonra da, belki de sözünü ettiğiniz şirketlerden birinde yönetici olarak çalışmaya başlayacak. Türkiye’yi getirdikleri durum bu. Gençler de, beleş kontör, ucuz Diesel ayakkabı, Yonja’da manita yapmaktan ülkeye, dünyaya ne oluyor, beni kim salak yerine koyuyor diye düşünmeye fırsat bulamadığından, bunlar iyi günlerimiz diyebiliriz. Elbette bizim gibi sadece Türkiye’nin değil, dünyanında azınlığını temsil edenler, sinir buhranları geçirip duruyorlar. Eh, o kadar da olur artık.
Evet, eğitime katkı payı kesildiğini bilmeyen yada hatırlamayan bir okuyucu için yazdığım yorumun pek bir anlamı yokmuş. Katkı için teşekkürler.
Sizin son paragrafta basettiğiniz konuya minik bir ek yapayım. Ben Trabzon/Merkez’deki en iyi lisede okudum ve bir dönem tiyatro yapasımız tutmuştu. Rehberlik derslerinden izinliydik ve bir de diğer boş zamanları kullanıp çalışıyorduk. Ne yazık ki birkaç sorun çıktı biz de oyun çıkaramadık. Sene sonunda rehberlik hocamın söylediği sözü hiç unutamıyorum: “Burası test okulu Serkan test, yapman gereken sadece test çözmek.” O an oyunu sahneye koyamadığım için üzülmekten vazgeçtim. Çünkü asıl oyunu bir süre kuralına göre oynamam gerekti…
Eğer oyunun kuralları arasında salak yerine konmak varsa en iyi oyuncu ödülünü alırcasına başarı göstermezsen kimse alkış tutmaz. Sadece acayip, sinir bozucu ve düzenbaz damgası yersin. Hatta bazen ailenden bile!
Biliyor musunuz ilk defa bu tür bir reklamın yalan olduğunu ve şirketin parayı kendi cebinden vermediğini söyleyince “Ya Serkan saçmalama bi ne olur.” denmedi, ya da en azından böyle düşünmeyen birinin varlığından haberdarım! Aslında bana ne değil mi bundan?
Biliyor musunuz ilk defa bu tür bir reklamın yalan olduğunu ve şirketin parayı kendi cebinden vermediğini söyleyince “Ya Serkan saçmalama bi ne olur.” denmedi, ya da en azından böyle düşünmeyen birinin varlığından haberdarım! Aslında bana ne değil mi bundan?
Doğru, bize ne:) Yavuz hırsız, ev sahibini çoktan bastırmış zaten!
Trabzon’un sevdiğim bir tarafı, en muhalif, en kafası bozuk, koyunluktan en nefret adamların önemli bir kısmının da ordan çıkmış olması. Hala da çıkıyor(muş), umarım birkaç Serkan daha kalmıştır Trabzon’da…