david fincher

Zodiac’ın yakında Türkiye geleceğinden ve Sunshine’ın da yolda olduğundan yakın zamanda bahsetmiştim.

Alien 3′ü birçok Alien serisi hayranı bile beğenmese de, kötü bir film değildi. Fakat film öylesine başarısız oldu ki, herkes David Fincher dosyasının kapandığına inandı.

Ardından “The Game” (Oyun) çıktı. Doğrusunu isterseniz, pek de iyi filmin çıkmadığı bir dönemde, The Game, şaşırtıcı konusu, başarılı kurgusu ve elbette Micheal Douglas, Sean Penn ve bir türlü olması gereken yere gelemeyen, karizmatik sarışın Deborah Kara Unger’dan oluşan kadrosuyla sağlam bir filmdi. Bu projeyi kim alırsa alsın, batırmazdı.

Se7en da, aynı şekilde karizmatik ama derinleştikçe yavanlaşan bir senaryoya sahipti. Ne olursa olsun, film, süresi boyunca gerilimi başarıyla koruyordu. Brad Pitt ve Morgan Freeman’da varken, Seven elbette batmazdı.

Ülkemizde pek bilinmese de, Chuck Palahniuk’un Fight Club (Dövüş Kulübü) romanı zaten listeleri epeyce sallamıştı; doğal olarak Türk seyircisi için Fight Club’un başarısı biraz sürprizmiş gibi göründü. Hayatlarının performansını ortaya koyan Brad Pitt ve Edward Norton’a rağmen..Bana göre, burada da bir sürpriz yok.

David Fincher’ı, Fritz Lang ile kıyaslayanlar bile var. Benim fikrim, David Fincher’ın sadece iyi bir yönetmen olduğu. Fincher, Stanley Kubrick ya da Fritz Lang gibi; hatta Charlie Chaplin gibi bir sinema dahisi filan değil. Bu piyasada ne kadar kalıcı olacağını ise ancak Zodiac ‘dan sonra anlayabileceğiz; zira filmin de arkasında müthiş oyuncu kadrosu ya da hit senaryo yok.