Maalesef bazı sanat eserlerini anlayabilmek için “ön bilgi” gerekiyor. Pablo Picasso’nun Guernica’sı mesela. Guernica’nın neresi olduğunu, yakın İspanyol tarihini, Guernica’da ne olduğunu bilmeniz gerek. Resim sanatı hakkında hemen hiç bilgi sahibi olmadığım için, tekniği filan hakkında konuşabilmem imkansız.
Bu tip sanat eserlerine elbette saygım sonsuz; ama bence sanatın “Nirvana” sı, 8 kişilik bir köyde yaşayan, dağda koyun otlatan çobanı da, felsefe profesörünü de çarpacak eserler ortaya çıkarabilmek.
Micheal Haneke’nin iki filmini seyrettim(Benny’s Video ve Funny Games). Haneke, kesinlikle çok önemli bir yönetmen. Çok çarpıcı konular yakalıyor ve insan ruhunu kesinlikle çok iyi anlamış bence. (Zaten psikoloji eğitimi de almış). Bu yüzden, filmleri rahatsız edici. Yalnız, bir sorun var: filmleri, sadece insan ruhunun iğrenç ve karanlık noktalarını çok net yansıtabildiği için değil, “fazla uzattığı” içinde rahatsız edici. İkinci “rahatsız edici” yi, açıkçası “sıkıcı” anlamında yazdım.
Türk sinemasından herkesin bildiği bir örnek vereyim; Züğürt Ağa. Bence dünya sinema tarihinin yüzakı bir başyapıt. Birsürü, belki çoğumuzun bilmediği olağanüstü film var. Aynı zamanda, rezillik kelimesini bile rezil edecek derecede kötü filmler yapılmış. Ben bu aşırı karşıt durumu, biraz da maliyet kaygısına bağlıyorum. Günümüz şartlarında film çekmek çok daha ucuz. Eski yönetmenler ne zor şartlarda film çektiklerini sık sık anlatırlardı. Zannederim ki, bu zorluklar kaliteli yönetmenlerin hayalgüçlerini ve çözüm yeteneklerini en üst seviyeye çıkarmıştır. Belki Atıf Yılmaz’ın dijital bir kamerası olsa, bu kadar iyi filmler ve bu kadar kötü filmler yapamazdı!
Yönetmen, yaptığı işin doğası gereği ister istemez egosantrik adamdır. İzleyiciye kendisini empoze ettirmekle onun beynini harekete geçirmek arasındaki çizginin fazla ince olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, Haneke için bu çizgi fazla da ince değilmiş gibi. Sanki, “benim kendimi size anlatmak için bol bol makaram ve vaktim var” tehdidiyle film yapıyor. (Micheal Haneke Koç burcuymuş)
Gelgelelim, benim o kadar vaktim ve sabrım yok. Temposu ağır filmlerle ilgili sıkıntısı olan biri değilim. 4 saatlik, çevremdeki insanların komaya girdiği filmleri nefesimi tutarak izlediğim çok olmuştur. Haneke’de beni rahatsız eden temposuzluk değil; tempoyu ayarlamıyor olması. Mesela, babanın yüzündeki gerginlik ifadesini kaç saniye göstermek lazım? 8 saniye belki yetersiz, 40 saniyeye uzun diyebiliriz, ama 80 saniye gösterdinmi ben filmden kopar, elektrik faturasını ödedim mi acaba diye düşünmeye başlarım. Kaldı ki marifet filmi kısa çekmek; yoksa bende 43 saatlik film çekip hikaye olarak çarpıcı birşeyler anlatabilirim; ama bunun adı sinema değil “biri bizi gözetliyor” olur. Aynı nedenden ötürü, Oliver Stone’a karşı da hafif antipatim var.
Micheal Haneke’yle olan derdim, Funny Games’deki kumanda sahnesiyle zirveye çıkar. Bu, şimdiye kadar sinema tarihinde gördüğüm en ukala ve egosantrik meydan okuma.
Şunu hayal edin: Devasa Guernica’nın önünde durmuşsunuz, beyniniz zonkluyor bu nedir diye. Pablo Picasso yanınıza yaklaşıp teyp gibi, “bak şimdi ordaki boğa varya” diye anlatmaya başlıyor. O noktada, Guernica bir fotograf, hatta vesikalık fotograf haline gelir, çünkü bütün yorum ihtimalinizi elinizden almıştır. Kalkıp, “yok aslında sen bunu anlatmışın” diyebilecek haliniz kalmaz!
Haneke’nin kumandayla yaptığı aynı böyle birşeydir.
Bu elbette Micheal Haneke filmlerini seyretmeyiniz, çok sıkıcıdır demek değil. Hatta, çok sıkılsanızda seyredilmeye değer. Hatta o uzaktan kumanda sahnesi üzerine film bile çekebilirsiniz, bir yönetmenin içinde kıvrandığı egosantrizm üzerine.
Tabii, o sahneyi başka şekilde de yorumlayabilirsiniz. Belki gerçekten, çok gerildiysen çık git, seyretme demiyor da, “ego böyle kıstırır başkalarını, al işte yönetmen olarak ben de böyle sinir ediyorum seni ey izleyici” demektedir. Eh, bu da açıkçası sanat işte. Ne kadar bok atarsak atalım, adamın sanatçı olduğunu inkar edemeyiz. Söyleyecek hiçbir iyi şey bulamasak bile, unutmayalım ki aynı zamanda çok iyi bir senarist.
Özellikle yedinci kıta’yı ve la pianiste’yi seyrettikten sonra çok daha olumlu şeyler söyleyebileceğimi düşünüyorum.
6 yorum yapılmış.
Burjuvazinin soğuk yüzü diye hatırladığım üçlemenin (baktım duygusal buzlaşma ya da kent üçlemesi diye geçiyormuş) bir filmiydi galiba Benny’s video. Yedinci Kıta’yı izlemiştim ben de. Benny’s video’yu izlemek istiyordum bu filmden sonra, ama yedinci kıta’dan çıktığımda resmen felce uğramış gibiydim. Ara vermeden haneke izlerseniz paralize oluyorsunuz ve film festivalinde insanları yararak çıkmayı gözüm yememişti. Bir daha haneke diyeni delicesine dövmek istiyordum.
Ama hala çok sık gözümde patlıyor izlediğim sahneler, herhalde bulup izleyeceğim bu yazıdan sonra. Yedinci kıta, olan diş kovuğuna girmez yaşama sevincimi alıp götürmüştü. Üçlemeyi tamamlarsam komaya girmekten korkmuştum. Küçüktüm o da var herhalde. Ben de diğer iki filmi tamamlayayım bari. Ellerine sağlık. Rep:)
Hanekeden girmek çok akıllıca olmuş sinema yazılarına. Şimdi funny games in o meşhur uzaktan kumandayla başa alma sahnesi üzerine ben kendi yorumumu yapmalıyım zira o filmin en zekice işidir.
Kendi yorumum.
Aslında film bir deneydir. Manasız ve boş şiddet dolu -ki şiddet boş ve manasızdır aslında (akıl yönünden)- uzunca bir rezaleti seyrettikten sonra kendinize ister istemez acaba ne olacak diye sorarsınız. Kadın kurtulacakmı? Bişekilde şu orospu çocuklarını haklayacakmı umuduyla beklersiniz. Zira filmde gördüklerinizden sonra bunu arzu edersiniz. -sapık değilseniz- Ve kadın o an çifteyi kıvrak bir hareketle kapar ve o şişko piç kurusunu tam göğsünden paramparça eder. Rahatlarsınız. Evet işte bu artık anlamlı ve manalı şiddet sahnesi karşısında aklınız ilkel dürtüsüne gem vurmaz! hoşunuza gider hatta çoşkulanır heyecanlanırsınız!!
AmA öbür piç kumandayı aldığı gibi filmi geri sarar -tam kadının tüfeği kaptığı ana gider film kadın çifteyi tam kapacakken şak bir hamleyle tüfeği yakalar ve gülümser!
İşte o an anlarsınız ki artık bu filmi seyretmek anlamsızdır. Haneke bundan böyle kalan 20 -25 dakikada gene boş ve anlamsız bir şiddet gösterişsinde bulunacak ve o kadında bir şekilde ölecektir.
Haneke derki o an “Neden hala filmi izliyorsun? Filmin ne bok olduğu belli oldu. Artık çık git yada eğer kadının nasıl öleceğini merak ediyorsan seyret seni pis sapık ” der ve bıyık altından güler!
Çok zekice! Resmen interaktif sinemacılıktır bu. Ve o tüm entelektüel tayfa bunu bile bile rahatsız ola ola karın ağrıları içinde veya zevkle(!) filmin kalan manasız 20 dakikasını da izler.
Aslında film bir deneydir. -Diğer bir çok haneke filminde olduğu gibi. Ve siz o filmin -dolayısızla hanekenin- deneklerisinizdir.
İşte bu yönüyle haneke egosunun doruk noktasında olduğunu farkedersiniz. Haa bu hanekenin çok zeki bir adam olduğunu. sanat yaptığı, iyi bir sinemacı olduğu gerçeklerini değiştirmez ama rahatsız eder. Bu yönüyle haneke sineması top yekün bir meydan okumadır da seyirciye. -Yanlız la pianiste , cache ve code inconnu da o kadar bariz değildir. (seyrettiklerim arasından)
AmA BENYnin videosu , funny games, 7. kıta, bunlar resmen deneysel filmler. -Öyle deneysel değil resmen deney filmler. Seyircilerin denek olduğu filmler! Ve hepsi çok önemli filmler.
Haa ben bir zamanlar hastasıo olduğum aman filmi çıksın diye beklediğim hanekeye artık daha farklı bakıyorom. Haneke tarzı ve zekasıyla sinema tarihine damgasını vurmuş bir yönetmendir! Ancak eğer bu tarz deneylerine devam edecekse ben o deneyin bir parçası olmaya eskisi kadar can atmıyorum.
Sanırım lars von trier onu sadece deney filmler yapmaktan biraz uzaklaştırdı…(sadece bir his)
Son olarak haneke filmlerinin (deney olanların) planlarındaki uzunluklara bir itirazım yok. Unutma barış adam interakt
f film yapıyo ve arzu edersen salonu terkedebilirsin diyor- film bitmeden çıkanlara almanyada biletlerini iade etme hakkı verdirtiyormuş haneke dikkat ediniz:)
Evet yaa işte böyle sinema konuşalım biraz!
İYİ SİNEMA ZEKAYI GELİŞTİRİR. ANNELER BABALAR AMAN BUNU UNUTMAYIN. Hatta ortaokul lise ve lisans düzeyi matematik derslerinden bile çok. Neden mi?
Sinemada saniyede 24 kare hızla akıp geçerken. Resmen yönetmenin arzu ettiği akış hızına uyum sağlayıp olayları yakalamaya çalışırsınız. Dersteki veya sınavdaki gibi size baştan verilmiş organize edebildiğiniz bir süre yoktur sinemada. Kareler hızla akıp geçerken cin ali 20 olayı ve bağlantıyı farkeder ve ilişkiler ancak kurarken cin ruhi 200 olayı ve birbirleri arası bağlantıları kurarken beyin kıvrımları haldur huldur çalışır. “Synapse”ler nöronlar canlanır ve yeni paternler oluşturmaya başlar. beyindeki donanım gelişir mimari değişir. Siz filmi seyretmeye çalışırken olur bunlar ve siz film hakkında düşünürken devam eder. (Bilimsel gerçek)
Haa tabiiki zeki filmler zekayı geliştirir yada potansiyel düzeye çıkarır. Aptal filmler ise adamı aptallaştırır. tam tersine insanı gerizekalılaştırır. Uyuşturucu gibi..
Yazın la sinemayı karşılaştırmayın sakın . Anlamadığınız bir cümleyi yada paragrafı defalarca okuyabilir arada mola verebilirsiniz. Başa dönebilirsiniz sinemada bu şansınız yok.!!!
Sinema çok çok önemlidir. “Ben sinema film falan sevmem diyenlerin zeka seviyesi istatistiki olarak ortalama veya ortalamanın altında çıktığı ispatlanmıştır.
Evet filmler ama gerçek sinema filmleri sayesinde toplumun zeka seviyesi artar. Çocuklarınızı ve kendinizi sinema filmi seyretmeye ve mümkünse dvd den değilde -zira geri sarmak pause yapmak şansınız olmasın diye- sinemada sinema seyretmenizi tavsiye ederim.
Aynı şekilde bilgisayar oyunlarınıda -ama zekice hazırlanmış olanları tavsiye ederim. ps3 de çocuğunuzun zekasını geliştirir.
Ama sadece ekranı yani 2 boyutta algılama antrenmanı yapmakda tek başına eksiktir.
Çocuklarınızla -ve kendinizde- 3 boyutlu reel aktivetelerde de bulunun. Top oymnayın tüfek atın, uçak kullanın. -uçak kullanma imkanınız yoksa pasta yiyin…:)
Sonra müzik dinletin çocuklarınıza sizde dinleyin ama klasik müzik. komplex algoritmalardan oluşan kompozisyonları gene komplex çok sesli harmonik sekanslarıyla müziğin matematiğiyle beyninizi çocuklarınızın beynini yoğurun. Ama pop gibi -hepsi için demiyorum- aptalaşa bileceğinizide unutmayın.
Çocuklarınıza müzikal bir enstürman çalmayı öğrenmesi için imkan tanıyın. Uçak kullanmayı bilen pilotaj eğitimi almış biri olarak pianoda notalara bakarak hakkını vererek Brams yada Rahmaninov çalmanın bir avcı uçağı kullanmaktan çok daha zor ve zeka isteyen bir iş olduğunu söyleyebilirim.
(Tabii g-laboratuvarında 7 G altında aynı piyanist nasıl bir rahmaninov yorumu çıkarır merakda ederim: Yani uçakta fiziksel dayanıklılıkda işin içine girdiğinde bu yönüyle fiziksel olarak daha zordur bunun farkındayım)
Hımmm sonra … Ya neden ben bu konuda bir deneme yazmıyorum ki:)
Evet işte
Yukarıda ki yorum aklıma şunu getirdi.
Faşist toplumlarda sanat neden tukaka ediliri anlamaya başladım. Çünkü iktidardakiler kolayca güdebilecekleri, ortalama zekanın mümkün mertebe düşük olduğu bir toplum yaratmak isterler. Sanatın aslında zeka ile varolan mutlak ilişkisini yok sayıp -saklayıp- sanatı saf duyguların bir ifadesi olarak gösterir ve aşağılarlar. Aslında gerçek sanat üretebilen zekalardan ve o zeka eserini anlayacak toplumsal zekadan korkarlar. (Bilinçli değil bilinçsizce) Bu gerçeği yüzlerine vuran Passolini gibi cesur ve anarşist zekalar katledilmiş yok edilmiştir!
Ahh sokaktaki vatandaş ahh polis arkadaş ahh asker kardeş keşke bir uyanabilsen ve bu katekulyeye düşmesen. En azından çocukların için.
İlginç bir yazı ve yorumlar da en az yazı kadar ilginç. Yazıda da yorumlarda da katılmadığım noktalar var. Ancak bunları burada ifade etmenin yersizliğinin de farkındayım. Zira, sinemanın büyüsü bu olsa gerek. Herkes kendi bakış açısından değerlendirip, kendi ilgi,bilgi ve zevkleriyle yorumlayarak neticeye ulaşıyor. Bu yazı sayesinde Haneke’yle olan muhabbetini de öğrenmiş oldum, ellerine sağlık…
Bu arada Funny games ‘in remake’i yapılıyor! (Hemde haneke yönetmen) Bu gerçekten sinir bozucu bir gelişme -bence. Neden’ini açıklarsam zaten rahatsız edici bir filmi ve şahsi görüşüm olarak hanekenin seyirciyi denek yerine koyduğu bir filmi yeniden çekmesi -eğer senaryo değiştirilmemişse- çok ticari geldi bana.
Aklıma gelmişken funny games’in en rahatsız edici filmler listesinde en başa yazıldığını okumaktayım bir çok kaynakta.(Bu siteden bahsetmiyorum) Benim kanaatimce en rahatsız edici filmlerin başında Pasolini’nin “Salo” su ve Kieslowski’nin Dekalog’un daki 1 nolu filmdir. Bunların yanında funny games gerçekten funny bir game kalır. Haneke’nin ise en rahatsız edici filmleri sıralanırsa -bence: 7.kıta, Benny’nin videosu ve sonra Funny…
Ama istermisin ki o iki lavuk bu sefer bir şekilde aileye zarar veremeden ailenin eline düşsün -filmi geri sarma olmadan:)- ve bu sefer mağsum bir ailenin bir anda nasıl engizisyon işkenceleri yapabilen bir hale geldiği resmedilsin…(Heyecan verici olurdu…bence)