öylesine, güncelGazeteport’un akla zarar yazar yarışması

Nov01

* * * * * 1 oy

Türkiye, gelinini, kaynanasını, anasını, babasını, patencisini, pop ve top starını seçti. Şimdi, köşe yazarını da seçecek, oh be deyip arka üstü uzanacak, rahat edecek.

Aslına bakarsanız, maksat star seçmek değil, yayın akışını doldurmak! Hem “GSM esnafını” doyuruyorlar bol bol SMS attırarak, hem de yarın gün süren “yarışmalarıyla” ucuza program yapıp, bol bol rating alıyorlar. Üstelik bu yeni dalga “meşhurlar”, “şöhret aleminin” ucuz işgücü olarak piyasayı dolduruyor. Kimi intihar ediyor, kimi kaybolup gidiyor, kimi de önceden çalıştığı kebapçının yolunu tutuyor.

Gazeteport namlı site de, işin kolayını bulmuş, “yazar yarışması” açmış.

25 kişinin yazısını yayınlarız demişler; sonra diğer 827 yazıya “kıyamamışlar”, onları da yayınlamışlar. Bu yarışmaya katılan Sanem Güven yarışmadan çekilmiş, falan filan…

6 ay gibi bir sürede, blog yazmayı ciddiye aldığım halde, ancak 520 kadar girdi yazabilmişim. Oysa, Gazeteport, bir yarışma duyurusuyla “havadan” 827 yazı yayınlıyor. Ne telif ödüyor, ne gönüllü yazar aramak için uğraş veriyor, ne de bir emek harcıyor. O yazılarla alacakları hitlerin, Alexa rankinin -ki yarışmayı kazanmak için bol bol tıklamak gerek!- miktarını oturun siz hesaplayın.

Son yıllarda bir yarışma ahlaksızlığı aldı başını gidiyor. Örneğin, “en iyi endüstriyel tasarım” gibi bir yarışma açılıyor, kazanana 1000 dolar gibi komik ödüller veriliyor ve tasarımlar izin alınmadan şirketler tarafından kullanılıyor. Normalde bu fiyata piyasada bırakın tasarım yaptırmayı, Erol Atar’a vesikalık bile çektiremezsiniz!

Türkiye’nin beşte birinden fazlası işsiz ve bunların önemli bir kısmı da iyi eğitim almış insanlar. Çaresizlik içinde, sınıf atlamak hevesiyle, bu “yarışmalara” girip, en az 100 kat fazlasını edecek değerleri, bedava ya da hiç fiyatına ona buna kaptırıyorlar. Bu son derece ciddi bir sorun. Hatta inanın, insan hakları mahkemesine götürülecek bir konu. Çünkü insanların emeklerini, hayallerini ve entellektüel birikimlerini sömürüyorlar. Lütfen bu tip yarışmalara katılmayın. Eğer ciddi bir projeniz/eseriniz varsa, bir web sitesi açıp satmaya bakın. Söz veriyorum, elimden gelen maddi-manevi desteği göstereceğim. En azından, web sitenizi gönüllü ve ücretsiz olarak yapabilirim. Blog yazarlarından da ricam, bu konuda duyarlı olup, bu tip yarışmalar konusunda uyarıcı yazılar yazmaları.

Yarışma mı istiyorsunuz? Alın size yarışma:

1.Evimi en iyi temizleyen ilk iki kişiye tam 5 YTL vereceğim ve isimlerini blogumda yayınlayacağım.

2.Arabamın aküsü bitti. İlk aküyü getiren, arabam ve benimle resim çektirme şerefine nail olacak ve iki fotografı blogumda yayınlanacak.

3.Babamın arkadaşının tekstil atölyesine remayözcüler aranıyor. Remayözcü arkadaşlar başvursunlar. 6 ay boyunca fabrikada 24 saat çalışacaklar ve finale kalan 2 kişi 500 YTL aylıkla işe başlayacak (yemek ve servis yok)

4.En iyi blogger asistanını seçeceğim. Yarışmaya katılmak isteyenler, toplam 50 sayfa ve 60′tan az konu olmamak kaydıyla iletişim kısmındaki mail adresine başvursunlar. Beğendiğim yazıları yayınlayıp, seçtiğim kişiyi “thanks for keeping my coffee hot” yazarak onore edeceğim.

İşte, yapılan tam olarak budur…

Popularity: 4% [?]

web, bilgisayar, güncelFacebook’dur benim olayım

Oct27

          0 oy

facebookFacebook’u çok geç öğrendim (erken öğrensem bu satırları fezadan yazıyor olurdum)

Uzun süre girmeye üşendim; çünkü bu tip sitelerin kayıt mevzuatı beni sıkıyor. Sonunda dayanamayarak, üstelik “gerçek adımla” kayıt oldum.

Aslında facebook denen site, Yonja’nın başarılı olma nedenini iyi analiz edip, daha da “amaçtan uzaklaştıran” bir yaklaşımla bombayı patlatan bir açıkgözün eseri. Uzun yıllar boyunca sayısız “arkadaşlık” siteleri açılıp açılıp kapandılar. Bunların başarısız olma nedenleri de gayet açıktı: siteye kayıt olduğunuz anda, sap ve abazan olduğunuz gerçeği kabak gibi ortaya çıkıyordu. Kadınlar bu konuda daha da “duyarlı” oldukları için, doğal olarak bahsettiğim siteler ormana döndüler ve kendi kendilerini yokettiler. Yonja ise, “vallahi abazan değiliz, arkadaşa bakıp çıkacağız” havası yaratarak, kayıt olan insanların gönlüne su serpti ve çok kısa sürede bir Internet fenomeni haline geldi.

Facebook, bu “fikri” bir adım öteye taşıdı. Aynı “gerçek dünya” gibi. Orada olmak artık ekstra bir hadise değil; hatta ben aradığım herkesi buldum. Hiç ummadığım tipleri bile. Kısacası, sosyal bir kulüp havasında, hesapta nezih filan. Saplar giremezmiş, damsız alınmazmış gibi bir hava esiyor.

Bir de milletin bayılıp benim çözemediğim bir eklenti düzeni var. 3 milyonuncu eklentide filan sıkılıp bıraktım. Bu arada, beslediğim ejderha herhalde güdük kalıp mahallenin ayılarına yem olmuştur; çünkü bir süredir hayvancağızın karnını doyurduğum yok. Bir de vampir filan eklemiştim; “ulan bunun güçlenmesini mi bekleyeceğiz” diyerekten, onun bunun, zaman zaman da sağlam vampirlerin üzerine saldım; tabii çocukcağızı kan bankası yerine koyup kanını hüüpt diye emdiler. Daha neler koydum bilmiyorum.Bazı insanların milyonlarca ıvır zıvırı var. Özellikle bira ısmarlama eklentisi bir hayli popüler. Gördüğüm kadarıyla islami cenah henüz yeterince adapte olamamış; örneğin zemzem suyu ısmarlama gibi bir eklenti olabilirdi.

Birazdan sayısal loto oynayacağım ve eğer büyük ikramiyeyi tutturursam, çalışmaya ihtiyacım kalmayacak. 6 ay boyunca, kültür ve ananelerimizi (anneanneyi yanlış yazmışın diye atlayında azarlayayım) tanıtacak birtakım eklentiler geliştirmeyi düşünüyorum. Şöyle ki;

1.Kristal şekerlik eklentisi: Hergün toplayacağınız sabit bir krediyle, şekerliği çikolata ve şekerle dolduruyorsunuz. Listenize ekli kişiler bu şekerlikten istedikleri çikolata ya da şekerlemeyi alıyorlar; ancak bazıları sahte imalathanelerde üretildiklerinden, arkadaşlarınızın bazıları zehirleniyor. Ölümle kör olmak arasında çeşitli kademeler mevcut. En çok şekerlemeyi yiyip zehirlenme puanı da en düşük çıkan, kıllı göbek ödülünü alıyor.

2.Niyazi: Üzerinde yol olan ve Niyazi yazan bir simgeye arkadaşlarınız tıklıyorlar. Bir nevi fortune cookie ama sadece hangi yola gittiğiniz yazılı. Yollar arasında, hak yolu, cefa yolu, sefa yolu, ipek yolu, koşuyolu gibi seçenekler var. Bok yolu çıktığında artık simgeye tıklamanız mümkün olmuyor ve listedeki diğer kişilerden “bok yoluna gitti Niyazi” başlıklı spam e-mailler alıyorsunuz.

3.Kerizma: Arkadaşınızın sayfasını her açtığınızda, aslında tamamen gerçeğe aykırı bir soru çıkıyor ve bunu bilip bilmediğiniz soruluyor. (Zencilerin 3000 yıl önce Türk olduğunu biliyor muydunuz?) gibi. Eğer kerizlik yapıp evet’e tıklarsanız, kerizma puanınız yükseliyor. “İyi de bir tıklayan bir daha tıklamaz ki” diyebilirsiniz; bu doğru değil. (Bknz Türk Siyaset Tarihi)

4.Osuruk spreyi: Kadınlarla yakınlık kurmaya çalışan bazı hanzo arkadaşlara şiddetle tavsiye edeceğim bir eklentidir. Bu eklenti sayesinde, sadece kadınlara olmak şartıyla, parfüm şişesi gönderiyorsunuz; üzerinde Tresor, Amarige, Dolce & Gabbana filan yazıyor. Hatun kişi şişeyi aldığında “koklamak ister misin?” diye bir pop up çıkıyor. Hatun kişi evet’i tıklarsa önce bir osuruk sesi duyuluyor, arkasından Internet Mahir (Mahir Çağrı) kellesi çıkıyor ve “osurdum, I kiss you” diyor.

5.Zibido: Listenizdeki kadınların sizden ne kadar hoşlandıklarını ölçen hoş bir eklenti. (Nasıl yani demeyin işte, bilmiyorum, “hoş bir..” diye başlayan cümleler böyle durumlarda kullanılır zaten)

6.Elektro-küfürbaz: Teroriste en çok küfür edenin bol bol puan kazandığı eğlenceli bir Java oyunu. Ettiğiniz küfür sayısına göre kırmızı kurdele alıyorsunuz. Ayrıca ziyaretçileriniz edilen küfürlere yorum yazıp ince belli bardakça çay ısmarlayabiliyorlar. Terörist yerine listenizden bir tanıdığınızı da seçebiliyorsunuz.

Popularity: 6% [?]

öylesineÜnlü dolandırıcılar,dolandırıcının doğası,catch me if you can…

Oct17

          0 oy

gerçek abagnale-di caprioAslında çok uzun yıllardır dolandırıcılığa ilgi duyuyorum. Nasıl bakarsanız bakın, ünlü (ve başarılı) dolandırıcılar incelenmeye değer insanlar. Bende bu ilgiyi yaratan, Scoundrels and Scalawags isimli bir kitap oldu. Sahafları dolaşmayı severim çünkü normalde piyasada bulamayacağınız birçok kitabı buralarda bulmanız mümkündür. Bu kitabı da öyle biryerde buldum; 640 sayfa ve dili de oldukça ağır. 40′ın üzerinde son derece ilginç dolandırıcılık hikayesi ve son derece “renkli” dolandırıcı var. Türkçe’ye çevrilse listelerin tepesine oturacak bir kitap.

Dün gece, “Catch me if you can” i seyredince, dolandırıcılar ve dolandırıcılık üzerine yazma isteğim tekrar alevlendi. Frank William Abagnale’ın hayatı, son derece eğlenceli ve gerçekçi bir şekilde anlatılmış. Hatta, “kılkuyruk” dediğim Leonardo di Caprio’nun “oynayabildiğini” bu filmde gördüm. Gerçi “star” havası yaratılan oyuncuların popüler filmlerde abartılı ve kötü oynamalarını normal karşılıyorum; çünkü genelde bu tip filmlerin izleyicileri başarılı bir sinemacılık filan değil, atraksiyon arıyor. Sanırım sırf bu yüzden, birçok ünlü oyuncu, para bile almadan, ciddi yönetmenlerin pek bilinmeyen filmlerinde oynuyorlar. İşte oyuncu kalitesini değerlendirmek için böyle filmleri seyretmeniz gerek; zira burada oyuncular sinema dilindeki adını bilmediğim, ama benim uydurduğum “overacting” tuzağına düşmüyorlar.

Elbette, Catch me if you can’den bahsedince Tom Hanks’i atlamamak gerek. Genelde sevmediğim bir oyuncu olsa da, o da burada “konuşturmuş”, hatta “öttürmüş”. Rolü fazla olmasa da, pek tanınmasa da, seyredince elini öpesim gelen adamlardan biri de Christopher Walken. Bence filmin “görünmeyen” yıldızı o. (Aynı zamanda önemli bir dansçıdır Walken). Bu filmle en iyi yardımcı oyuncu ödülü aldığını az önce öğrendim.

Giovanni Giacomo Casanova’nın da büyük bir dolandırıcı olduğu rivayet edilir; hatta Casanova’dan bahsederken sanırım bu konuda bir miktar detay verdim.

Ama benim “şahsi favorim”, Ferdinand Waldo Demara. Aslında hayat hikayeleri ve yaptıkları işler Abagnale ile müthiş benzerlik gösteriyor; lakin Ferdinand Demara Abagnale’dan epey önce yaşamış. Açıkçası dolandırıcılara sempati besliyor değilim; ama özellikle bu iki adam, son derece dikkat çekici bazı özelliklere sahipler. Her dolandırıcı gibi, çok zeki, insanlarla kolay ilişki kuran, güven telkin eden yapılarının yanında, istisnai özellikleri el attıkları işlerde başarılı olmaları. Bu adamlar genelde şiddet kullanmıyor, hatta dolandırdıkları insanlar tarafından bile bazı durumlarda “sevgiyle anılıyorlar”. Bence dolandırıcılığın psikolojisi çok dikkatle incelenmeli; bu sayede bilhassa aşkla ilgili ciddi sonuçlara varılacağını düşünüyorum!

“Kariyer” konusu, Demera’da çok daha baskın, zira Abagnale sadece kalpazanlık konusunda uzmanlaşırken, Demera tıptan psikolojiye kadar birçok alanda “uzmanlaşıyor” ve özellikle orduda doktor olarak büyük yararlılıklar gösteriyor! Genelde bu tip dolandırıcıların son derece yüksek IQ’ya sahip oldukları, borderline kişilik özellikleri sergiledikleri, olağanüstü egosantrik oldukları benim kişisel gözlemim. Belli bir alanda “çalışmak” istediklerinde, genelde çok kritik ve aynı zamanda pratik birtakım bilgileri ustalıkla ve kısa sürede seçip edinebiliyorlar. Hemen hiçbiri doğru dürüst bir eğitim almamışlar, herhangi bir konuda uzmanlıkları yok (en azından dolandırıcılığa ilk başladıkları zamanlarda!). Enteresan bir anektod; Sherlock Holmes’de hikayelerinde bu tip biri olarak anlatılır. Sözgelimi, kimya alanında bazı çok temel bilgiler dışında, çok az insanın bildiği birtakım sofistike bilgilere de sahiptir ama bir kimyagerin daha birinci sınıfta öğrendiği çoğu şeyi de bilmez.

Ferdinand Demera ile ilgili detaylı birşeyler yazmak istiyorum; çünkü gerçekten çok ilginç bir hayatı var. Abagnale gibi, Demera’nın da hayatı filme çekilmiş; ancak Tony Curtis’li film anladığım kadarıyla pek ses getirmemiş.

Popularity: 5% [?]


1, toplam 3 sayfa123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş