toplum, tvTürkiye neden doğru dürüst dizi yapamıyor, House gibi karakterler yaratamıyor?

Jun25

          0 oy


Maalesef özellikle büyük şehirlerde yaşayan Türk insanının çevresi dardır. Dardır demekle kastım, şehir insanının burnu biraz havadadır, vahşidir, kaynaşmayı sevmez. Belki 1000 tane ahbabı vardır, ama hemen hepsi tornadan çıkmış gibi, bir örnektir.

Bununla birlikte, dünyanın en enteresan tipleri bu ülkede yaşıyor. Bu tesadüf değil; tarihi ve coğrafyası itibariyle bizim ülkemiz kadar zengin hiçbir ülke yoktur. Bir ailede bile, babaannesi Ortodoks Hıristiyan Rus, dedeleri Hindistan göçmeni Hindu ve Çerkez, annesi Azeri tipler çoktur. Şimdi pek o kadar uç örneklere rastlanmıyor, çünkü nedense bize hiç benzemeyen ve bu zenginliği öldüren bir Batı modeli yerleşim kültürü benimsedik. Bazı yerlerde hala mahalle hayatı yaşanabiliyor, oralar “gerçek İstanbul mahalleleri” ise, ne bileyim, Malatya bilmemne köyü değilde, Osmanlı hüviyeti taşıyan bir mahalle ise, oradan çıkanlar hala ilginç ve renkli insanlar.

Kuşaklar gitgide cahil ve kültürsüz hale gelse de, Türkiye’de bir “tanıma” geleneği var. Örneğin, bir Batılı hıristiyansa, müslüman adetlerini, musevi adetlerini filan pek bilmez. Çok uzağa gitmeyeyim, ben Paskalya’nın ne olduğunu bilmezken, anneannem “bugün Paskalya yortusu” derdi, bir Musevi’nin Koşer adetlerine göre (bizdeki haram-helal yemek meselesi gibi) neyi yiyip neyi yemeyeceğini bilirdi; çünkü o İstanbul kültürünü yaşamıştı. Hatta, ben küçükken eski bir mahalle tanıdığı olan bir kadını ziyarete gitmiştik; kadıncağız bir dudağı yerde, öbürü gökte, kuzgun rengiydi, ben korkmuştum! Türkiye’de gördüğüm ilk “siyahi” insan oydu.

Dayım hala birbirinden ilginç karakterler anlatır, oturup kitap haline getirse, herhalde dünyada bir hayli satar (bizde satar diyemiyorum; okuma alışkanlıklarımız genelde uyduruk bestseller romanlarla sınırlı)

Birisi, “Türkiye, bölgeye ajan ihraç eden bir merkez haline gelebilir” demişti; ne kadar doğru. Aynı sülalede bile, Finliye, Arap’a, Rus’a benzeyen insanlar var.

Gelgelelim, dizilere bakıyorum, aynı tekdüze tipler, aynı konular, hatta aynı müzikler. Azıcık eli ayağı tutar bir yerli dizi, 10 senede bir çıkıyor, o da, ancak “izlemesemde olur” denilebilecek türden.

Şimdi, bu dizileri çeken adamlara sorsanız, diyecekler ki “efendim, maddi imkan yok, hem biz de isteriz daha iyi şeyler çekmek, ama halk bunu istiyor!”

Yalan! Doğru dürüst senaryo yazabilen adam, doğru dürüst yönetmen, hatta doğru dürüst ışıkçı yok. Birkaç eski tiyatrocu dışında, doğru dürüst sesi olan, o sesle konuşabilen adam yok. İzleyin yabancı dizileri, adamların sesleri içinize işliyor.

Üretim olmadığı yerde taklit olur. Alıyorlar bir yabancı diziyi, uydur kaydır, 1960′lardan sonra yaygınlaşan yoz kültüre uyarlamaya çalışıyorlar. Sonuçta ortaya çıkan şey, yoz ve eklektik oluyor. Zaten araştırma filan da yok. Bir sokak kavgası seyretmemiş ya da içinde bulunmamış, gerçek bir silahlı çatışma izlememiş biri, nasıl bunun filmini çeker ki?

90′ların başında, Türkiye’de yerli pop furyası vardı. Baktılar piyasa genişliyor, bırakın şarkı söylemeyi, a demekten aciz tipleri piyasaya sürdüler. Şimdi piyasa “öldük, bittik” diye ağlıyor. Onun yerini yerli rock birsüre doldurdu, şimdi ordada enflasyon var, yakında yerli müzik piyasasını el ele verip bitirecekler. Ondan sonra, modem’den vergi alınsın, boş CD’ye %200 vergi koyulsun gibi abuk sabuk fikirlerle ortaya çıkıp milleti hırsız ilan ediyorlar. Bizde kapitalizm ancak 20 senelik konu olduğu için, para da kentsoylunun elinde olmadığından, insanlar kendi tezgahlarına pisliyorlar, iş işten geçince de devlete el açıyor, kendilerinden başka suçlu arıyorlar.

İddia ediyorum, Digiturk ve CNBC’de yayınlanan dizileri Türkçe olarak ulusal kanallarda yayınlayın, bir sene sonra 5 tane yerli dizi kalmaz.

Para yok palavrasını geçin. House gibi bir diziyi çekmenin sermayesi nedir, kapalı mekanda geçiyor, 10 tane oyuncu yok. Tutup CSI’ı çekemezsin, komik kaçar. Ama elbette, Türk emniyet teşkilatında da, kendine has tarzıyla sivrilmiş, başarılı olmuş adamlar vardır. Araştırırsın biraz tarihi, içlerine girip konuşur, adamını bulursun.

Adam kendi ülkesini gezmemiş, kendi insanını tanımıyor ki. Bugün “ilginç birilerini bulacağım” diye çıkın sokağa, 10 tane yeni kahraman bulursunuz. Bu adamlar üzerine en az 5 dizi senaryosu yazılır. Palavrasız, kendi kültürünün derinliğine inerek, Türk gibi, Osmanlı gibi çek diziyi, bütün dünya da oturur seyreder. Türkiye, Bağdat Caddesinde çakkıdı çakkıdı sakız çiğneyip ağzını yaya yaya konuşanlardan ya da varoşlarda, elini tutmadığı kızı “ya benim olursun, ya da kara toprağın” diye öldüren öküzlerden ibaret değil.

Beğenmedikleri halkın bir zamanlar en çok izlediği dizi Süper Baba’ydı; inanır mısınız, insanlar o karakterin ahlakını, insancıllığını örnek aldı, kendine bir çekidüzen verdi. Hemen herkes eve gelince otomatik olarak TV’yi açıyor, kısacası sen ne koyarsan yayına, onu izliyorlar.

Zeki Demirkubuz’un Masumiyet’i çok iyi filmdir; bütün dünyada da ödül aldı. Adam tutup, ABD filmini araklayıp “şu John’un yerine, kıronun birini koyayım” mantığıyla film çekmedi. Züğürt Ağa gibi bir film var, belki Türk sinema tarihinin en iyi filmi. Yol var, Cannes’da ödül almış. Hatta, adı bile tebessüme neden olan Cüneyt Arkın’ın, birinci sınıf dedektiflik filmleri var! Öyle eline tabanca alıp herkese mermi yağdırmıyor, ya da suratını buruştura buruştura tekme tokat girmiyor; Allah için iyi de oynamış.

Türk sinemacısı başarılıdır; çünkü bunları zamanında neredeyse sıfır imkan, sıfır parayla becermiş. Şimdi tutup Fatih Akın’ı örnek verecek değilim; kabul edelim adam doğma büyüme Alman, adı Türk adı diye, “bu bizdendir” demek ikiyüzlülük, başka Bir şey değil. Çok severim, o ayrı. Dikkat ederseniz, Alman kültüründen gelen Akın’ın karakterleri genelde Türk; adam akıllı. Robotlaşmış Avrupa halkından, iyi hikaye çıkmayacağını biliyor.

Televizyonun derdi başka. Yarım yamalak öğrendiği kapitalizm ile, halkı sağmal inek yerine koyuyor. Şimdilik işleri iyi, ama müzik işinde olduğu gibi, bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştıracaklar. “Tez zamanda ne vurursak vuralım” zihniyetiyle kapitalizm olmaz. Kapitalist, 10 senelik, 20 senelik plan yapar. Tezgahını kollar, sahip çıkar. İşporta tezgahıyla kapitalizm olmaz.

Halkı aptal yerine koymak kolay. Dünyadaki en akıllı adamı bile kandırmak zor değildir; insanlar yapıları gereği inanmak, kabullenmek ister. Bu demek değilki, kimse uyanmayacak, sonsuza kadar herkes her saçmalığa inanacak.

Popularity: 3% [?]

tarih, keyifSenden lağımcı da olmaz ki akıncı olsun!

May25

          0 oy

edirne1_1.jpgEdirne, Cumhuriyet döneminin en ihmal edilmiş şehirlerinden. Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olmasından ötürü (daha öncesi de var tabii) Edirne’nin her sokağı adeta açık hava müzesi. Selimiye Cami şahane mutlaka görün demiyorum. Aslına bakarsanız, Edirne’nin bu kadar gölgede kalmasının belki bir nedeni de, sanki tek büyük eser oymuş gibi düşünülmesi. Bilmeyenler, Edirne’yi Selimiye ile özdeşleştiriyor ve hemen merkezde bulunan bu eseri yalandan gezdikten sonra Ağa Köşkü’ne mangala gidiyor.

Her yanında önemli eserler olan şehir, gitgide çirkinleşmesine ve göçten dolayı bozulmasına rağmen, Trakya Üniversitesi başta olmak üzere, çeşitli kurumların çalışmaları sayesinde baştan aşağı restore edilmeye başlandı. Hülya Avşar’ın selülitlerinin gölgesinde kalsa da, Edirne’de Avrupa Birliğinden ödül almış bir sağlık müzesi var. II.Beyazıd Külliyesinin içinde yeralan müze, aslında külliyenin komple restore edilmesi projesinin sadece bir ayağı. Restorasyon çalışmasının, İstanbul’daki benzerlerinden çok daha başarılı olduğunu söylemeyelim. Elimde çok sayıda fotograf var; ancak kötü bir günde, kötü bir makineyle çektiğim için, o güzelliklerin gölgede kalmasını istemedim. II Beyazıd Külliyesi muhakkak gezilmeli.

Sık sık “Türk halkı milliyetçi değildir” diyorum. Milliyetçilik ile şovenizmi karıştırmamak gerek. Şovenist çok ama…

Fotograftaki binanın ne olduğunu hatırlamıyorum; ama sanırım II.Beyazıd Külliyesinin bir parçası. Kısmen restore edilmeye başlanmış ve bitince ortaya muazzam Bir şey çıkacağı şimdiden belli.

Biri İslamcı, diğeri ülkücü ya da şeriatçı-ülkücü iki örgüt, bu güzelim eserin duvarlarını “donatmakta” gecikmemiş. Burada ağır kaçacağından, sadece Allah belalarını versin demekle yetiniyorum. Bu topraklardaki medeniyetten zerre kadar nasiplenmemiş hödükler, atalarımızın (atalarımız diyorum, böyle bir hödüklüğü yapanın atası ile o eseri yapanlar arasında bir bağ olamaz!) eserlerinin böyle içine ediyor. Bu rezilliği, İstanbul’dan İzmir’e, Trabzon’dan Edirne’ye kadar her tarihi eserde gördüm.

Bir de utanmadan akıncıların adını kullanmışlar. Akıncılar, Osmanlı’nın en seçme askeri birliği. Aslında askeri birlik demek doğru da değil; daha çok James Bond tarzı adamlar! Birsürü dili anadili gibi konuşuyorlar, kimisi enderun eğitimi almış, beyni de, vucudu da zımba gibi adamlar bunlar.

Sizden olsa olsa lağımcı olur diyeceğim ama, onlar da istihkam, patlayıcılar gibi konularda uzman, yetenekli teknisyenlerdi.

İstanbul’un Bostancı semtinin adı, içinde karpuz yetişen bostanlardan gelmez! Bostancılar, şehrin asayişini sağlar, itin kopuğun girmesine mani olurdu. Bunlar gibi adamları yakalar, güzel bir dayak attıktan sonra, derhal şehrin dışına atarlardı.

Milliyetçi biri, atalarının eserlerini rezil eder mi?

Fikirleri bana çok yabancı ve ters olsa da, Devlet Bahçeli, insan olarak çok saygı duyduğum biri. Bahçeli gibi birinin, MHP’nin başında olması parti adına büyük bir şans. Serseri yatağı haline gelen ülkü ocaklarını islah ettiğini çoğumuz biliyoruz; üstelik bunun samimi bir hareket olduğunu da zaman içinde anladım. Bizim millet olarak kendimize benzemeyeni reddetme eğilimimiz var maalesef. Şunu söyleyeceğim; bugüne kadar tanıdığım en düzgün ve efendi insanlardan biri de, Kırklareli Ülkü Ocakları başkanıdır (hala görevde midir bilmem; bir şekilde okuduysa, selamlar). Hareket ya da düşünce ne olursa olsun, asıl önemli faktör insandır. Nasıl 2.Dünya Savaşı’nda Yahudileri kurtaran Nazi’ler ve kendi “din kardeşlerini” gaz odalarına yollayan Museviler varsa, bir kurumun kalitesini de belirleyen içindeki insanlardır. Ben aklı başında hiçbir ülkücünün ya da İslami grubun (şeriatçı demiyorum!) bu tip hareketleri tasvip ettiğini düşünmüyorum; aralarındaki bu tip serserileri temizlerlerse, bundan siyasi olarak da kazanç sağlayacaklardır.

Popularity: 4% [?]

keyif, güncelBlog yazabilen kadın aranıyor (ciddiyim!)

May19

          0 oy


Technorati’de şöyle bir banner var:”71 milyon blog var, bazıları iyi olmalı”

Birkaç ay önce, Internet ve teknolojiye uzak olmayı meziyet sanan dayımla konuşurken, kızı (ki kuzen oluruz!) “birsürü çöp gibi blog var” dedi.

Gerçekten de, feci derecede kötü bloglar var; bazılarıysa -çok azı- ziyadesiyle iyi yazılmış, eğlenceli ve eğitici. Türkiye’de blog yazarak sigara parası bile çıkarılamayacağından, bu işe fazla profesyonel yaklaşan da yok. Bir ara, 30 yaş üstündeki bir kalabalıkta e-mail adresi edinip kullanmamak -ve adresle şifrenin yazılı olduğu bilgileri cüzdanın kuytu köşelerinde saklamak- nasıl moda olduysa, blog da öyle bir etki yarattı.

Kötü blogların en kötüleri de kadınlara ait olanlar. Kadın düşmanı filan değilim; kadınları severim. Seks dışında da, kadınlarla birlikte zaman geçirmek iyidir; sizi daha medeni mahluklar haline getirirler. Şayet kadınlar olmasa, sanat, bilim ve spor gibi şeyler de olmaz ve bok içinde badem avlardık. Kadınsız bir medeniyetin nasıl olacağını kestirmek kolaydır; anneniz tatile gittiğinde babanızın ve evin ne hale geldiğini görmeniz yeterli!

Birkaç çok sıkı blogcu hatuna da denk geldim. Türklerde pek olmamasına rağmen, çok becerikli yabancı blogcu hanım kızlarımız var! Lakin, Türkiye’de blog yazan hatun kişilerin becerisi, maalesef araba kullanma becerilerinin bile gerisinde. Aslına bakarsanız, Türkiye’de zaten yazabilen insan çok değil. Özellikle kadın köşe “yazıcılarını” okuyunca derilerimi yolasım, kulaklarımı koparasım geliyor.

Pozitif PC içinde blog fenomeninin etkisi aşırı derecede artmaya başladı ve site giderek androjen bir havaya bürünüyor. Yuvayı dişi kuşun yapması misali, bize de bir dişi kuş (daha) lazım.

Şartlarsa ağır:

1.Bloglarda şeker pembesi kullanamazsınız.

2.Pokemon çizgi filmini andıran flash efektleri kullanmak suret-i katiyede kabil olamayacaktır; bu siteyi sara hastaları da ziyaret ediyor ve herkesin aynı anda 25 flash efektini açabilen 4 çekirdekli işlemcileri yok.

3.Yemek tarifi istemiyorum.

4.Berbat şiirlerinizle kimse ilgilenmiyor.

5.Internet alemi aile ya da erkek arkadaşınız değil; dolayısıyla “geçen gün şurdaydım, evvelsi gün Nevin teyzelere gittik” tarzı günlük raporlarınız bizi sadece sıkıyor.

6.Makyaj,güzellik ya da diyet sırları istemiyoruz. Bunlar sır filan da değil; 30 senedir en kıtipiyos gazetelerde bile bu sırlar zaten ifşa ediliyor. Ayrıca Doğa Bekleriz’in, Hande Yener’in de çeşitli alanlardaki sırlarıyla ilgilenmiyoruz. Kainatın sırlarına sahipseniz, onları büyük bir hazla dinler, saygıyla önünüzde eğiliriz, ayrı mevzu.

Cidden sağlam blogluyorum derseniz, ödül de var (kol saati değil, yalan da değil) Durmayın, başvurun.

Popularity: 2% [?]


2, toplam 3 sayfa«123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş