sourceforge_pozitif_linux.jpg

Çoğunuzun zaten bildiği üzere, Sourceforge.net, özgür yazılım dünyasının Mekke’si durumunda.

Geçenlerde bir ümit, sourceforge’a başvuru yaptım. Oldukça seçiciler. Sözgelimi, 250 kelimeden az olmamak kaydıyla, projenizi, ne farklar yarattığınızı anlatmanız isteniyor. Bunu İngilizce yapmalısınız. Bu arada, güzel bir dil kullanmanız(!) konusunda baştan uyarılıyorsunuz. Projenizi kategorilendiriyorsunuz. Derken sourceforge uzmanları, proje başvurunuzu incelemeye alıyor. Size, haftasonuna denk gelmediyse, 48 saat içinde yanıt verileceği söyleniyor.

Doğrusunu isterseniz, kabul edileceğini sanmıyordum; çünkü projenin “devrimci olma” iddiasında bir dağıtım olmadığını, çeşitli kullanım kolaylıkları dışında temel bir fark yaratmadığını açık bir şekilde anlattım.

Az önce siteye girip kontrol ettim; CVS gibi bilgilerle birlikte projenin onaylandığına dair bir yazı vardı.


Pozitif Linux’un milli bir dağıtım filan olmadığını üzerine basa basa söylüyorum. Pozitif Linux, sadece Türkçe bir dağıtım ve Türkiye şartlarını gözönünde bulundurarak hazırlanıyor. Yani, Türkiye’de yaşayan ve Türkçe konuşan bir Çinli de, Pozitif Linux’u faydalı bulacak.

Birileri çıkıp bunu “Türk malı” olduğu için kullanırsa, üzülürüm. Zaten Türk malı da değil, dünya malı. Benim, ya da diğer dağıtımların yaptığı şeyler, denizdeki kum kadar bile değil. Asıl övgüler, Richard Stallman’e, Linus Torvalds’a, Peter Anvin’e, adını burada sayamayacağım yüzlerce, binlerce özgür yazılım programcısı ve filozofuna gitmeli (evet; Stallman’i bu yüzyılın en büyük filozoflarından biri olarak görüyorum aynı zamanda)

Kör milliyetçilik bizi çok tehlikeli ve çıkmaz sokaklara götürür. “Ne kadar milliyetçi olmalı?” sorusu hassas bir soru. Eğer komşularımızla iyi geçiniyorsak, toprağı kirletmiyor ve ona iyi bakıyorsak, komşumuzun malını çalmıyorsak, doğduğumuz büyüdüğümüz yeri başka, daha güzel yerlere tercih etmiyorsak, bu asil bir milletçilik türü bence. “Herşeyi biz biliriz ama çok akıllı olduğumuz için bizi sevmiyorlar” demekse sadece komplekstir ve bizi şu an yaşadığımız ahlaki, ekonomik, siyasal çöküntüye biraz daha yaklaştırır, o kadar…

Aslında hayat, Amerikan filmleri kadar basit: iyi adamlar ve kötü adamlar var. Evinizi soyan hırsızın milleti sizin için önemli mi? Türk hırsıza kahve ikram ederken, Alman hırsıza kötek mi atarsınız? Mesele bu kadar basit.

Linux evrenseldir ve “iyi adamların” eseridir. Özgürlükten, dünyayı daha iyi biryer yapmaktan yana olduğu sürece, kimsenin dili,dini ya da rengi beni ilgilendirmiyor. Hatta, bir Alman’ın beni soyması, bir Türk’ün soyması kadar ağır gelmez; ne de olsa bir Alman’ın hayat gerçeği, olayları algılaması bizden farklı. Biz ne doğulu, ne batılıyız ve ikisinden de olamayız. Hayatının üçte ikisini batıda geçirmiş insanlar gördüm; ve zurnanın zırt dediği yerde, bir anda Türk gibi davranabiliyorlar!

Özellikle son 1-1.5 yılda, özgür yazılım konusunda çok büyük emek ve zaman harcadık. Sadece Türk olduğumuz için Pozitif Linux’un biryerlere gelmesi, insan olarak bizi rahatsız eder. Biz elimizden geldiği ölçüde yüksek standartlarda işler yapmaya uğraşıyoruz. Zaten, özellikle şahsen benim Türkiye’deki kurumları bu kadar ağır eleştirmem bu yüzdendir. Üç ahbap çavuş zihniyeti ile, bugün elimizdeki kıt kaynakları eşe dosta ulufe gibi dağıtmak (aslında bu lafı sevmiyorum; ulufe yeniçerinin maaşı; adamlar canlarını tehlikeye atarak alınlarının akıyla kazanıyorlardı o parayı) bizi daha da fakir ve geçimsiz hale getirir, o kadar.


Yaklaşık 1 yıldır, Fedora/Red Hat’i satmış durumdayım. Ubuntu ile başladım; ardından uzun süre önce Pozitif Linux’u bitirdim. 4 ay gibi bir süredir, Pozitif Linux kullanıyorum. Ama temel olarak, artık ben de Debian’cıyım. Hatta biraz iddialı konuşacağım ama, her aklı başında GNU/Linux kullanıcısı, eninde sonunda Debian tabanlı bir sisteme geçecektir. Sadece zaman meselesi.

Birileri hala GNU/Linux’un yeterli sayıda programa sahip olmadığından bahsedecek kadar bilgisiz: Geçenlerde, Feisty Fawn’ın depolarındaki program sayısına baktım: yaklaşık 21.000! Üstelik, aradığım çok sayıda peketi de bulamama rağmen!

Sorun, program açığı değil: sorun, yeterince sayıda kaliteli, GUI uygulaması olmaması. Komut satırından çalışacaksanız, GNU/Linux ile yapamayacağınız hiçbirşey yok; ancak masaüstü uygulamaları hem sayıca az, hem de Windows rakiplerinin olgunluğuna sahip değiller. Az sayıda istisnai uygulama da yok değil tabi. Örneğin, Amarok kadar başarılı bir müzik çalıcısını Windows platformunda bulmak olası değil. Türkçe çevirisini de yaptığım Scribus’u 7 sayı boyunca kullandık. K3b, fonksiyonellik ve tasarım olarak Ahead’in Nero’sunu hiç aratmıyor.

Sorunun temelinde, Windows ve GNU/Linux programcılarının alışkanlıkları var. GNU/Linux, çok kısa zamanda inanılmaz bir program arşivine ulaştı. Bunun nedeni, eski UNIX programcılarının, neredeyse virgülüne dokunmadan, GNU/Linux üzerinde program geliştirebilmeleri. UNIX’in yapısında pek GUI geleneği olmadığından -SGI’ın IRIX’i, geçmişte de Sun Solaris’in CDE’si, ya da Motif gibi istisnalar da var- doğal olarak, GUI tabanlı uygulamalara pek de girmek istemedi bu deneyimli, kurt programcılar. Öte yandan, sistemin bu düzeye gelmesinde, en çok onların payı var.

Üstelik, GNU/Linux sistemi, alt tarafta bu uygulamaları kullanabileceğiniz, çok kaliteli ve pratik GUI araçları da sağlıyor; Kommander bunlardan ilk aklıma geleni. Keza, GTK içinde GLADE var.

Yine de, bu “ara” araçlar, ne Windows, ne de eski UNIX programcılarının alışkanlıklarına uyuyor ve tam bir “kültür şoku” yaratıyor.


3, toplam 6 sayfa«123456»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.