tarih, toplumOsmanlı hakkında yanlış bildiklerimiz, ya da düşünmeye zahmet etmediklerimiz

Nov24

          0 oy

İnsanımızın tarihi hakkında şizofrenik bir hali var: hem okumaktan, öğrenmekten, sormaktan ölesiye korkuyor, hem de kulaktan dolma, yalan-yanlış birsürü fasa fisoyla “biz dünyaya hükmettik” psikolojisi içinde avunmayı seviyor.

Önce şunu bir ayıralım: Osmanlı mirasını kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Biz yetiştirme tarzı olarak alışık değilizdir ama, her yetkinin bir de sorumluluğu vardır. Hem anlı şanlı savaşçıyım deyip, hem de savaş çıkınca topuklarsan, adamı kurşuna dizerler. (Stalin’den iğrensemde bazı şahane lafları vardır; onlardan biri de şudur: Sovyet ordusundan kaçmak, kalıp savaşmaktan çok daha fazla cesaret gerektirir!-gerçekten doğrudur-herhalde Fransız ve Sovyet ordularında kaçtığı için öldürülenlerin sayısı, düşman tarafından öldürülenlerden fazlaydı!)

Şizofrenik hal, sadece insanda değil, devlette de var. Örneğin, “Polis teşkilatının 150-bilmemkaçıncı yılı, itfaiyenin 100+ yılı” kutlanır. Türk ordusu 600 seneliktir lafları döner. İyi de, polis teşkilatı Türkiye Cumhuriyetinin polis teşkilatı mı, Osmanlı’nın mı, yoksa genel olarak Türk tarihinin mi? Ya da, ordu neden 600 yıllık? Ne bileyim, hangi tarihten sayacağız mesela? Bu hesaba göre, örneğin Malazgirt Savaşı’nı kazanıp Anadolu’ya geçen Alparslan’ın ordusu Türk ordusu sayılmıyor! Kaldı ki, hatırı sayılır kısmı devşirmelerden oluşan Osmanlı ordusundan “daha safkan” Türk olduğu meydandadır!-yok, Türküm diyen herkes Türktür diyorsanız, o zaman neden Osmanlı’ya iltimas geçiliyor?

Bence tarih olarak cumhuriyetin kuruluşu esas alınmalıdır; madem yeni ve milli bir devlet kurduk diyoruz, eski kurumları attık diyoruz -çünkü polisler, itfaiyeciler, subaylar filan bir gecede ortaya çıkıverdi!- o zaman o devletin kuruluşunu milat olarak alacaksın!

Kaldı ki, içeride Osmanlı’yı “belli konularda” sahiplenen devlet, dışarda tam bir reddi miras örneği sergiliyor! Nasıl mı? Örneğin, Ermeni iddialarını kabul etmiyoruz ama, Cemal Paşa’nın Osmanlı’nın emirlerine uymayarak, Ermenilerin dolaylı da olsa, mücbir sebeplerden ötürü ölmelerine neden olmuş olabileceğini kabul ediyor, ancak bundan biz sorumlu tutulamayız diyoruz (ki bende bunun mantıklı olduğunu düşünüyorum; sonuç olarak Osmanlı’dan kalan toprakların çok azı elimizde, borçlarını bile ödedik, neden bir de bir subayın emirlere uymamasının ceremesini çekelim?). İyi de, dışarıda “Osmanlı’yı kabul etmeyiz” derken, içeride polis teşkilatının kuruluşunun yüzelli bilmemkaçıncı yılını kutlarsan sana kim inanır?

Demek ki, önce ne yapacağımıza bir karar vermemiz gerek!

Osmanlı bize son derece geniş bir kültürel miras bıraktı. O mirası çar çur ettik. Tarihi binaların taşlarını çalıp ev yaptık. Yalıları, konakları yerine hödük mimarisine uygun iğrenç binalar dikmek için yaktık. Topkapı sarayının bahçesinin içine tren rayı döşedik! Bugün suriçi dediğimiz, aslen İstanbul’un en kıymetli yeri olan bölgede, azıcık parası ve aklı olan hiçkimse yaşamak istemiyor.

Hala Osmanlı arşivlerini açacak cesaret yok; üstelik bunların bir kısmının Bulgaristan’a hurda kağıt olarak satıldığı söyleniyor, Topkapı Sarayı rezaletini filan saymıyorum, tüylerim diken diken oluyor.

Ama atıp tutmaya gelince, güzel şeydir Osmanlı’yı anmak. Aşağılık duygularına çok iyi gelir!

Kimse boşu boşuna Pan-Türkizm hayalleri filan görmesin. Atatürk, zamanında “yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek, “boşu boşuna dellenmeyin, efendi gibi oturun” mesajını vermiştir ama anlayana tabi. Bazıları hala ne bizim onların dilini anlayabildiğimiz, ne de onların bizim dilimizi anladığı Azerbaycan’la, bizi tanımayan Kırgızistan, Özbekistan filan gibi ülkelerle “Büyük Türk Birliği” kuracağımızı filan hayal ediyor; uykuya devam.

Türkiye Cumhuriyeti, slogan atarken, ağızdan tükürük saçarken akla geliyor sadece. Meydanlara çıkıp bayrak sallarken. Bir de, maç çıkışında polisten kaçmak için bayrak açıp İstiklal Marşı söyleriz ya, o zaman. Normal zamanlarda, “ulan Osmanlı’yı batırdık, bari Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkalım, bu işler de meydanlarda dikilip, Bosna gibi uyduruk takımlara tek gol atmakla olmuyor” demeyiz. Milli maç olunca, cümle hırsız, soyguncu, uyuşturucu kaçakçısı, ihale hokkabazı “Türk vatandaşı” oluyor; bitiş düdüğüyle birlikte tekrar mesleklerini icra etmeye dönüyorlar.

Bu ülkeyi çok seven ulusalcı kardeşler, “ya sağa sola ayar veriyoruz ama, binlerce insan geçmişte pisi pisine asıldı, işkence gördü, birbirini öldürdü, 10 senede bir darbe gördük, efendi gibi oturup işimize bakalım, ekmeğimizi kazanalım, ailemizle huzur içinde yaşayalım” demiyor nedense. Basın da, bu kavgalarda kanları akan meslektaşlarını hemen unuttu herhalde ki, herkesi birbirine düşürüp bunun gazıyla üç kuruşluk rezil gazetelerini, paspal, kalitesiz televizyon programlarını pazarlamak için birbirini yiyor, ateşe benzin döküyor.

Ha, Osmanlı’yı da çok severim ayrı mevzu. Bakın, 32 belalı millet aynı mahallede oturup, aynı sofrada yemek yermiş; şimdi Türk-Kürt çatışmasından en az 50.000 insanımız göçüp gitti. Bunca sene, Osmanlı’nın çivi çakarcasına diktiği anıtsal yapıların, insanlığa mal olmuş eserlerin tek bir benzerini yapamadık.

Ama Osmanlı’nın da, çoğunuzun nefret ettiği ABD gibi, aslında bir emperyalist -”imparatorlukçu” işte yahu!- devlet olduğunu anlayın! Bizim dedelerimizin dedelerinin dedeleri de, durduk yerde Viyana kapılarına dayanmadı mı canım? Ha petrol için Irak’a girmişin, ha Avrupa’ya yayılmak için stratejik bir nokta olan Viyana’yı zaptetmeye kalkmışın, arada çok fark var mı?

“Bizimkiler daldan kopardığı elmanın yerine parasını bırakmış” gibi naif açıklamalarla övünebiliriz tabi; siz de küçümsediğiniz birine, “kaç paraysa al” muhabbeti yapmaz mısınız? Adam malını size satmak zorundaydı çünkü; satmama hakkı yok, ama “kaç paraysa ödeyip” küçümseme hakkımız saklıdır!

Maalesef herşeyin kolay bir açıklaması yok; gerçek iki rengi olan bir hap filan da değil. Aslında bu tip konularda “gerçek” bile çok muğlak; sadece koşullar ve yapılanlar var.

Popularity: 4% [?]

öylesine(Denizcilik) ve Kabotaj Bayramı

Sep20

* * * * * 2 oy

Herkes bir şekilde duymuştur adını; çoğu insan da neden bayram ettiğimizi bilmez 1 Temmuzda. Nereden çıktı şimdi kabotaj bayramı diyeceksiniz; eh 1 Temmuz’da aklıma gelmedi, şimdi geliverdi işte. Uzun zamandır yazmak istiyordum, kısmet bugüneymiş!

Denizler konusunda bayram etmemiz zaten başlı başına gerzekçe bir hadise: hangi rezilliği sayayım ki? Av yasağına rağmen, Ağustos başında birçok yavşak balıkçı, ağdı troldü, eline ne geçirmişse yavru balık avlıyor. Sonra balık kalmadı diye ağlıyorlar. Umarım hiç balık kalmaz ve açlıktan geberirler.

Dünyanın en zengin insanlarının yaşadığı İstanbul’da, yıllık motor satışı, ABD’nin en ücra eyaletindeki (deniz bile yok, osuruktan bir göl var) bayiden bile daha az!

Türk insanı denizden korkuyor. Tatile gidiyorum, bakıyorum koca koca adamlar göbek deliklerine gelmeyen suda şıpıdık şıpıdık birşeyler yapmaya çalışıyorlar. Askerde denizciydim ve en azından bizim bölüğün yarısından fazlası yüzme bilmiyordu, eski kürekçi filan olduğumdan bu adamlara yüzme öğretme işi bana ihale edildi. Üstelik, aralarında İzmir’den, İstanbul’dan, hatta Muğla’dan çocuklar vardı. Adamlar “ulan yüzmek nasıl Bir şey acaba?” diye merak edip, öğrenmeye bile çalışmamışlar.

Hadi sevinin, üç tarafımız denizlerle çevrili. Onun için İstanbul’da bir avuç kıytırık vapurla gidebildiğimiz yer sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Adamın kafası Büyükçekmece’den, K.Çekmece ya da Beylikdüzünden vapur seferi düzenlemeye basmıyor, tutup E-5′in ortasına otobüs yolu yapıyor. Yürüyün aslanlar, denizcilik bayramınız kutlu olsun.

Bizde zaten demiryolu filan da yok; maazallah, demiryolu ve deniz yollarını kullanırsan nakliyeciler, kamyon-otobüs esnafı batar. Onların sırtını sıvazlayıp, insanları it gibi yolda sürünmeye mahkum edeceksin. Ulaşım sistemi bu kadar rezil bir ülke en dandik doğu bloku ülkelerinde bile yok.

Bugün yönetmeliğe göre, 5 metrelik sandal alıyorsan, bir de cankurtaran salı taşımak zorundasın! Dövlet baba, deniz taşıtlarına %100 vergi koymuş. Ama kolayını da göstermiş; uyduruk bir turizm şirketi kuruyorsun, ben charter seferi yapıyorum, turist gezdiriyorum diyorsun, böylece hiç vergi vermiyorsun. (Aylık 8-10 milyon beyanname parası filan var). Para vermiyorsun ama muhasebeciydi, vergi dairesiydi elli çeşit rezillik çekiyorsun. %5 vergi koysan, herkes üşenmeyip verecek, deli gibi de para toplayacaksın; ama yok, işgüzar bürokratlar öyle demiş, Allah kelamı ya, bozamazsın. Bugün her tekne turist teknesi maşallah, zengin zengin adamlar işi gücü bırakmış turist gezdirme derdine düşmüş (çünkü biz çok misafirperver milletiz)

Hala söylemedim kabotaj ne diye. Şu; kendi limanların arasında yabancı gemilerin taşımacılık yapmasına, hatta liman-iskele açmasına izin vermiyorsun. Orada oturan bürokratları da palazlandırmışsın, Türk vatandaşına da bu hakkı vermiyorlar. Onun için, Yunanistan bizim bir şehrin nüfusu kadar dolar milyarderini sırf deniz ticaretinden çıkarırken, biz mal mal suya bakıyoruz. Su akar deli bakar hesabı.

Onun için, İstanbul gibi bir şehirde, denizden yolcu taşıyamıyorsun. Yeni yeni biraz yuları gevşettiler ama, bir kere semeri vurmuşun, milletin aklına denize yatırım yapmak gelmiyor bile.

Kabotaj bayramı diye, “ben de yemem, sana da yedirmem ulan” anlayışıyla vucut bulan bir zihniyeti,birçok alanda olduğu gibi burada da ortaya koyuyorsun.

Öte yandan, yabancı gemiler boğaza sintine basmış, Çırağan sarayının bahçesine girmiş, ona Bir şey yapamazsın. Kılavuz kaptan zorunluluğu koyamadılar, hala durum bu mu bilmem; çünkü Montrö ile elin kolun bağlanmış.

Seneye bende kutlayacağım anasını satayım, denize lastik ördek atıp onları yakalayacağım, leş gibi ithal uskumru ızgarası yiyip kaçak rakı içerek kör edeceğim kendimi.

Popularity: 2% [?]

web, bilgisayar, reklamNe oldu Türk Telekom protestoları?

Jun26

          0 oy


Hatırlarsınız, güzide bilgisayar dergilerimizden biri, zamanında Türk Telekom’un tarifelerini protesto etme bayraktarlığına savunmuş, “bu amaçla” hazırladığı banner’lar ile de, şimdikinin yarısı kadar sörfçü çekemeyen sitesine çok sayıda ziyaretçi çekmişti.

Sonra bilin bakalım ne oldu?

Başta İstanbul olmak üzere, birkaç ilin Tüketiciyi Koruma Dernekleri, muayyen bir günde, tarihi hatırlamıyorum, Türk Telekom binaları önünde eylem yapmaya karar verdiler.

İstanbul’daki eylemde 20 kişi bile yoktu! Herkes ağlanıp sızlandığı halde, demekki 12 milyonluk İstanbul’da sadece 20 kişi rahatsızdı!

Bilin bakalım, aynı derginin çalışanları bu eylemde ne yaptılar? Hiç! Çünkü orada değillerdi!

İstanbul Tüketiciyi Koruma Derneğinin başkanı, haklı olarak çileden çıktı ve “bu fiyat bile size az, müstahaktır” türünden bir açıklama yaptı.

Önümüzdeki aylarda, Türk Telekom’dan reklam almamak için inat eden dergiler hariç, hiçbir bilgisayar dergisi “vay efendim, bu tarifeler kazıktır, Internet yerlerde sürünüyor” diye açıklama YAPMAYACAK. Bir satır YAZMAYACAK. YAZAMAZLAR.

Neden mi? Çünkü Türk Telekom artık devlet kurumu değil ve REKLAM VERİYOR!

Para geliyor ya, eski keller sırma saçlı oldular. Kördüler, badem gözlü oldular. Tabi, ortak işler yaptıklarını da bilen bilir, o ayrı.

Popularity: 2% [?]


1, toplam 3 sayfa123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş