* You are viewing Posts Tagged ‘basın’

İstanbul’da patlayan bombalar ve patlamaya dayanıklı çöp tenekeleri

Vali Muammer Güler, Güngören’de patlayan bombanın tipini açıklamamış. Yüzde kaçı çalıştığı bilinmeyen MOBESE kameralarının görüntüleri inceleniyormuş. Eylemi de üstlenen olmamış,PKK’dan şüpheleniliyormuş…

Nereden başlasak?

Düşününki, siz bir PKK yöneticisiniz ve binbir zahmete girip -lafın gelişi,İstanbul’da ya da dünyanın herhangi bir şehrinde bomba patlatmak zor değil- bir terör eylemi gerçekleştiriyorsunuz, sonra da bunu üstlenmiyorsunuz? Normalde böyle bir olay olduğunda, mahallenin piçleri bile “biz yaptık” diye ortaya çıkar, terör örgütleri bedava bulgur kuyruğunda gibi birbirlerini ezerler.

Adı üstünde,terör örgütü. İnsanları korkutacaksın.

Bu ara Hindistan’da da bombalar patlıyor, üstelik onlar da bizimkiler kadar sessiz.

El Kaide mi? Peki El Kaide eylemleri neden üstlenmiyor?

Bu çok El Kaide tarzı bir şey değil. Pek çok örgütün aksine, El Kaide, sorulursa “biz yaptık”, 1 saat sonra “biz yapmadık”,”yapmış olabiliriz” diyebilen bir örgüt. Aslında, El Kaide’nin de ne olduğu belli değil. Zaman zaman,kısmen bile olsa, Müslümanlar-”Dünyanın kalanı” gerginliğini fişeklemek isteyen birilerinin bu örgütün içinde olduklarını düşünüyorum.

Bir de Ergenekon mevzusu var tabi…Onlar olabilir mi?

Neden olmasın…Bu “görmedik,duymadık,bilmiyoruz” üçlemesinin bir anlamı olabilir. RDX’in adı geçiyor. Bizde madenciler hala TNT kullanır; dolayısıyla eğer K.Irak’tan filan kaçak girmediyse, Türkiye’de RDX’i ancak ordu envanterinde görebilirsiniz…

Nazlı Ilıcak tarzım değil, ama çok zeki olduğunu kimse inkar edemez…Bakın ne yazmış:http://www.sabah.com.tr/haber,B55DC1B9FA2E4C79B096656A792CEF9C.html

Ama bu arada, bombalara dayanıklı çöp kutuları da var.

4600 dolarınız varsa,https://www.gsaadvantage.gov/advgsa/advantage/search/search.do?contract=GS-07F-5769R&sin=426+4E adresinden sipraiş verip evinizin önüne koyabilirsiniz. Bu ilk bulduğum, İsrail muhtemelen IMI’a filan ürettiyordur…

Sormadan edemiyorum, ASELSAN neden bombaya dayanıklı çöp bidonu filan yapamaz?

Ya da TÜBİTAK?

İnanın,henüz mahalle mektebi seviyesine düşmemiş az sayıda üniversitemizden parlak 4-5 öğrenci bulsanız, 2 ayda hallederler.

Teröre karşı teyakkuz halinde olmak için illa periyodik olarak insanların pisi pisine ölmesi mi gerekiyor?

Çekilişsiz kuponsuz dershane eğitimi veriyorum!

Geçenlerde televizyonda izlediğim iğrenç bir reklamla titredim, ama uzun süre özüme dönemedim.

Başöğretmen havalı bir abla kürsüden, hani Tansu Çiller yapardı ya “vatandaşıma bir ev bir araba anahtarı vereyim miiii?” der, orada bulunan şaşkolozlar da veeerr bacımmm diye böğürürdü, onun gibi “dershaneye sokayımmııı siziii” gibi Bir şey söylüyor. Orada ne halt ettiği belli olmayan bir grup şuursuz gencimiz de heyecana kapılıp “veeer” diye bağırıyor. Ulan salaklar, haftasonu inek gibi dershane köşelerinde sürüneceksiniz, neyine sevinirsiniz ki!

Böylece “aman 8 yıl oldu valla şahane” diye bazı gariplerin sevindiği fiyasko eğitim sistemimizin çöktüğü artık televizyon reklamlarına kadar düştü; yaşlı ninelerin uyduruk tencereler için kupon kesme olayına gençlerimizi de dahil ettik. Helal olsun. Öyle ya, itlik kopukluk yapacaklarına oturup kupon kessinler.

Neredeyse tamamından zeka ve kültür fışkıran(!) gençlerimize sahip çıkmak, onları dershanelere iteleyip hızar gibi yontmak hepimizin görevi. Bu ulvi görevi sadece dershane ve medya esnafına bırakmak bize yakışmazdı. O yüzden, bende bu meseleye eğilip, kuponunu kesip çekilişe katılan muayyen sayıdaki gence dershane eğitimi veriyorum. Yer, kendi konutum. ÖSS işinden filan çakmadığım için, şu an sadece boya-badana, marangozluk, PHP, Linux, motor tamiri filan gibi konularda ders verebiliyorum. Aklı olan kuponları keser. 4 sene boku bokuna okuyup, ucuz işgücü olarak Türkçe’yi çat pat konuşan hödük patronlara yağ çekeceğinize, en azından bir meslek sahibi olur, ne bileyim, bahar aylarında boya badana filan yaparak ekmeğinizi çıkarırsınız (en enayi evi, en dandik malzemeyle 1 tekliğe boyuyorlar elini öpene; ayda 3-4 ev rahat boyarsınız, piyasaya çıksanız 1 milyarı zor alırsınız ayda)

Şimdi heyecanlı sesler duymak istiyorum gençler; “Sizi dershaneme alayımmııııı?”

Taraf gazetesi Fethullahçı mı??

Cumhuriyet’de Hikmet Çetinkaya,tamamen ispatsız varsayımlar üzerinden, Taraf Gazetesi’nin “Fethullahçı olabileceği” fikrine varmış.

Herhangi bir ispat bir yana, akla yakın şüpheler filan bile içermiyor yazısı…

İddia şu; Alkım gibi kendi yağıyla kavrulan bir yayınevi, nasıl gazete çıkarırmış? O kadar parasının olması “zormuş”. Yasemin Çongar neden eski bir dışişleri görevlisi olan eşini terkedip Taraf gazetesine geçmiş falan filan…

Falan filan diyorum,ciddiye alınacak hiçbirşey yok.

Lakin Cumhuriyet’in kaygısı elbette anlaşılır şeydir; nitekim satır aralarında bunu görüyoruz. Hikmet Çetinkaya, Taraf’ın liberal ve yansız duruşundan rahatsız. Aslında, “taraf olan”, Taraf gazetesi değil, Cumhuriyet…

Cumhuriyet, AKP düşmanlığından prim yaptı ve yüksek fiyatına rağmen, son aldığım rakamlara göre 500.000 gibi bir tirajı var. Bu, herzaman en iyi ihtimalle orta sıraları zorlamış Cumhuriyet için muazzam bir tiraj…

Bakın, Taraf, 1 milyondan vazgeçip, “sokaktaki insanın” alabileceği bir fiyat etiketiyle geri dönüyor. Cumhuriyet’ten çok daha ucuz. Elbette, ucuz diye Cumhuriyet okuyucusu Taraf’a geçmeyecektir ama, Cumhuriyet’i adaletten ve özgürlükten yana, hatta solcu(!) sanan bazı yeni okuyucular, Taraf’ı deneyebilirler.

Türk basınından bu tip kavgalar hep olmuştur ve olacaktır; çünkü insanlar kavgadan hoşlanırlar. Gelişmiş ülkelerde bu kavgalar entelektüel bir zeminde olur; öyle olmasa dahi, sataşmalar hoş ve zeka doludur, okurken keyiflenirsiniz.

“Fethullahçıların 8 milyar doları var,demekki gazete alıp idare ederler” paranoyası üzerinden bir gazeteyi, hele hele Taraf Gazetesi gibi bir gazeteyi hedef göstermek ayıp şeydir.

Ne yaptıklarını, kim olduklarını az çok bildiğim Ahmet Altan ve Alper Görmüş var en azından. Ahmet Altan, hem maddi güç,hem de kişilik olarak onun bunun parasına tenezzül ederek kendini satacak adam değil. Kaldı ki bu adam, inandıklarını savunmak adına hapse girmeyi göze alan biri. Alper Görmüş’ün dergisi basıldı, belgelerine ve bilgisayarlarına el konuldu. Birilerini arkalarına almış olsalar, herhalde bunca sıkıntıyı çekmezlerdi!

Fethullahçılar bir gazeteyi “satın alsa”, sokaktaki çocuk bile bilirki, bu gazete Taraf olmaz…

Düşünün ki, fikirlerinizi geniş kitlelere yayma çabanız var ve gidip çok az kişinin okuduğu, okuyucu kitlesi de öyle sloganla,şovenizmle gaza gelmeyecek kadar aklı başında, dünya görüşü sizinkine zıt bir gazete seçiyorsunuz!

Bu Fethullahçı dediğiniz kesimi de hafife almak olur; kafaları bu kadar çalışmıyorsa zaten korkup endişe duymanız da yersiz!

Bahsettiğim yazı da budur; ben de başka bir siteden aldım:

39 yaşında gazete patronu olmak ve günlük gazete yayımlama yürekliliğini göstermek öyle her babayiğidin yapacağı iş değildir…

“Zaman gazetesi” bayilerde 20-25 bin satar ; YAYSAT üzerinden ise yapılan “abone geçişiyle” 600 bin satıyor gibi gösterir…

Akın İpek’ in gazetesi “Bugün” parasız dağıtılır…

“Taraf gazetesi” nin satış değeri ise 1 YTL’dir…

Bir dostum dün telefon etti ve şu soruyu yöneltti bana:

“Bugün Türkiye’nin belli başlı yayınevleri var. Örneğin Can, Remzi, Bilgi, İnkılap gibi. Yayımladıkları kitaplar çok satıyor. Ancak hiçbirisi günlük gazete çıkarmayı göze almıyor. Yayıncılık başka, günlük gazete çıkarmak başka…”

Dostum haklıydı!..

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Etyen Mahcupyan hem Zaman yazarıydı, hem de “Taraf gazetesi” nde at yarışı tahminleri yapıyordu.

Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar , ABD Dışişleri’nden emekli olan eşini Washington’da bırakıp İstanbul’a gelmişti…

Üstelik “Milliyet” gibi bir gazeteden ayrılıp “Taraf” a geçmek için.

Çok iyi bir “söyleşi” yazarı olan Neşe Düzel “Taraf” ı tercih edip Radikal’den ayrılmıştı…

Burada bir üç nokta koyayım…

***

Neşe Düzel “ocaktan yetişen” Fethullahçı Hüseyin Gülerce’ ye soruyor:

“Amerika sizin (yani Fethullahçıların) Kürt meselesine yaklaşımınız konusunda ne düşünüyor?”

Gülerce:

“Biz Kürt meselesinin demokrasi içinde, eşit vatandaşlık yoluyla çözülmesini istiyoruz. Bu Amerikan sistemi zaten. Onlar da eşit vatandaş olarak yaşıyorlar.”

Bu sözleri nasıl yorumlarsınız?

Amerikan sistemi ve demokrasi içinde eşit yurttaşlık…

Gülerce, ABD’de eyalet sistemi olduğunu bilmez mi? Yoksa Fethullahçılar eyalet sistemini mi savunuyor Türkiye’de?

Şimdilerde moda şu : Üniter devlet yapısı içinde demokratik hak ve özgürlükler…

Ulus devleti “iğdiş” etmenin tek yolu laf cambazlığı oldu benim ülkemde…

Şimdi yine üç nokta koyduğumuz konuyu yeniden ele alayım…

“Taraf” ın sahibi 39 yaşındaki Başar Arslan’ ın iki kardeşi var.

Babaları Ahmet Arslan emekli öğretmen. Ankara Zafer Çarşısı’nda kurduğu yayınevini 36 yıl sonra “Artık yeter, çalışmıyorum” diyerek 1997 yılında oğullarına verir.

Sav doğruysa ABD’de İngilizce, Brezilya’da Portekizce, İspanyolca öğrenir…

Peki Fethullah Gülen’ i tanır mı ABD’de?

Bilemem(!).

Bildiğim, Zaman gazetesinin, “Taraf” ı övüp göklere çıkarmasaydı.

İşkillenmiştim!..

***

Gazeteleri gazeteciler çıkarır…

Yazı yazmak, röportaj yapmak ayrı bir iştir, yazıişlerinde çalışmak, mutfağı bilmek ayrı iş…

En zor olanı ise muhabirliktir…

Gazete gazete olmayınca istediğiniz kadar “Kürt sorunu” diye yazın, “ABD, AB’yi ve Fethullah’ı yalayın” , köşelerde ukalalık yapın, ” demokrasi, özgürlükler ” sloganı atın, gazeteyi haber sattırır…

Galiba “Taraf” Fethullahseverlerin desteğiyle “Haydi yürüyün koçlarım” denilerek okura sunulmuş…

Sonuç?

Satışına bakın anlarsınız

Bugünün “altıncı” ve “zarfçı” sı Akın İpek’in arkasında kim var?

Fethullah Gülen!..

Akın İpek , gazetesini o nedenle parasız dağıtıyor.

Gazeteler para öğütür, habercilik para ister!..

5-6 bin satan “Taraf” gazetesine değirmenin suyu nereden geliyor, söyler misiniz? Alkım Yayınları sahibinin bu yükü tek başına kaldırdığına inanıyor musunuz?

***

Gazetenin birinci sayfası “Zaman” gibi Fethullah’a övgüden geçilmiyor…

Fethullah Gülen bugün 8 milyar doları elinde tutuyor , Kuzey Irak’ta da şube açan “kuyumcu” ya bir haber verir, “Taraf” ın satışını 100 bine çıkarır…

Biraz sabırlı olun “Taraf” taki dostlar. Fethullah arkanızda, maaşlarınızı alırsınız, paşalar gibi de yaşarsınız…

8 milyar doların 100 milyon doları “Alkım” a aksa ne olur ki?

Denizde kum tanesi!..

Bu taraftan bakınca ben bunları görüyorum!..

Bedava gazete, hem de solcu!

http://www.dorduncukuvvetmedya.com/article.php?sid=2065 adreste, ki kısmen beğendiğim 4.kuvvet medya sitesidir burası, Mustafa Sönmez oldukça naif bir temennide bulunmuş.

Aslında, Mustafa Sönmez, 100.000 tirajlı, “emekten yana” bir gazetenin gerçek olabileceğini söylüyor. Başlıkta kullandığım “bedava gazete” ibaresi biraz yanıltıcı; zira insanlar anladığım kadarıyla bedava çalışacaklar ama gazete bedava olmayacak.

Gelelim, neden bu işin olmayacağına…

Önce, tiraj yönünden bakalım.

Bugün 100.000 satan gazete sayısı beşten fazla değildir.Burada “Emekçi kitlesine” hitap edecek gazetemizin kitlesini tespit etmek gerek. Herzaman söylediğim gibi, CHP ya da DSP sol parti değildir; dolayısıyla ite-kaka ancak %20 civarı oy alabilen bu partilerin kitlesi okuyucumuz olamaz.

Geriye, sol dikta görüşlü TKP gibi son derece marjinal kitleler kalıyor. Bunlar Türkiye nüfusunun binde biri bile değiller. Onların içinde kalan, “akıllı sosyalistler”, yani TKP’nin Stalinist ve Maocu yapısına karşı akılcı ve insani Troçkizmi savunanlar ise herhalde 10.000′i geçmezler.

Ha, benim kitlem TKP filan diyorsanız, Evrensel bu kitle arasında popüler ve en azından tiraj açısından sol dedikleri “şeyin” medar-ı iftiharı. Dolayısıyla, Evrensel ile rekabet zor; zira artık oturmuş, kurumsallaşmış, kemikleşmiş bir okuyucu kitlesi olan bir gazete.

Ayrıca, Stalinist bir gazetenin emekten yana olduğunu söylemek de son derece güçtür!

Geriye bir de, “bu kadar emekten yana” bir gazeteyi kimin dağıtacağı sorusu kalıyor; zamanında elden ele satılan Evrensel gazetesi bile, herhalde “dağıtılabilmek” için, kendini oldukça “törpüledi”.

Gelelim, emekçi kimdir sorusuna…

IBM’de çalışan, ayda 10.000 dolar maaş alan kişi emekçi midir?

Emekçi olmasına emekçidir ama herhalde kapitalist düzenin yıkılmasını istemeyecektir.

Geriye kalanlar kimler? Solcu diye çoluk çocuğu uyutan, Kürt faşistleri mi?

Yoksa, gecekondu dikip, fabrikada remayözcü olarak çalışan, sonra da arazi rantıyla Range Rover’a zıplayan lumpenler mi?

Türkiye’de işçilerin maaşları memurlardan yüksektir, farkında mısınız, memurlar grev ve sendika hakkına, işçilerden çook uzun yıllar sonra kavuşmuştur?

1950′lerin ortasından itibaren köyden şehre iş bulmak için göçen kitleler kaybedildi; zira o sıralar solcular derin devlet ve NATO güdümlü çeteler tarafından hasat edilmekteydi. Sağ kalanlar da minik minik kliklere ayrılıp birbirlerinin gözlerini oymaya başlayınca, “emekçi” kitlelerinizin ideolojik boşluğunu ülkücüler ve dinciler doldurdu.

Bugün bir fabrikaya girip sosyalizm filan derseniz, ya din düşmanı, ya da bölücü diye linç edilme ihtimaliniz çok yüksektir.

Türkiye’de sol ideolojinin alt yapısı hazır değildir. Üst yapısı da yoktur.

Troçki’ye kulak verin. Sosyalist akım, ancak gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerde palazlanırsa Türkiye gibi ülkeler bunun rüzgarıyla yelken şişirebilirler.

Günlük gazetede, insanlara sosyalizmi anlatamazsınız. Anlatsanız da anlamazlar; zira sosyalizmi anlamak, kusura bakmayın ama eğitim ve zeka ister. Bu eğitimi de gazeteyle veremezsiniz.

Gelgelelim, gazetenin ilkelerini beğendim. Aslında Mustafa Sönmez’in anlattığı şeyi Taraf gazetesi uygulamaya çalışıyor; ancak şu ana kadarki başarıları da ortada…

Gaste gazetesi: bedava gazete!

Ne zamandır bekliyordum, oldu. Gaste gazetesi çıktı.Bugün ilk sayısı: şehrin merkezi yerlerinde bedava dağıtılıyor!

“İstanbul’un ücretsiz günlük gazetesi” sloganıyla çıkan Gaste, 32 sayfa. Bedava olduğu için, tahmin edeceğiniz üzere, gelirini reklamlardan sağlıyor. Daha ilk sayıda bile, oldukça fazla reklam var diyebiliriz. Tabloid formatında olduğu için, sayfaları, özellikle de sıkışık alanlarda çevirebilmek için jonklör olmak gerekmiyor. Tabloid formatını seviyorum!

Gaste gazetesi, Free News adında bir şirkete ait. HR dağıtım adında, adını duymadığım bir kanal tarafından dağıtılıyor. Nasıl dağıtılıyor derseniz, TÜBİTAK servisini beklerken, duraktaki mini standdaki biri tarafından elime tutuşturuldu. Gazeteyi beleşe aldığım için bir de teşekkür yedim(!). 1 YTL verip Taraf gazetesi aldığım halde suratıma fırlatan bazı öküz bayilere örnek olsun!

Neredeyse hiç siyasi haber yok. İç sayfalarda, Obama abi ile ilgili bir haber vardı; Clinton abla’yı ezip geçmiş filan. Doris Lessing abla “öldürürler bunu” demiş ama neden açıklamamış. Çok fazla 24 dizisi seyrediyor olmalı; ya da Kennedy’yi de zenci sanıyordu?

Bu beleş gazete akımını başlatan şahıs, İsveçli Pelle Anderson’mış. Çok da iyi olmuş. Dünyanın birsürü yerinde zaten vardı, biz de nasiplenebiliyoruz artık.

Ne kadar çıkar bilmem; umarım birileri aptallık edip reklam vermekten kaçınmazlar!

Açıkçası, eksik olmasına rağmen hoşuma gitti. Biraz belediye bülteni havası var; hatta elime ilk aldığımda “yerel seçim yatırımı” sandım.

Daha sonraki sayılar çıktıkça, üzerinde daha detaylı konuşmak da mümkün olur.

Yeni gazetelerde adet olduğu üzere Gaste’nin de bir web sitesi yok; en azından künyesinde rastlamadım. Çünkü gazetenin web sitesi olması ayıp, yasak ve de günahtır. Taraf ile aynı yoldan gidip, bizleri hafiften kızdırıyorlar. Olsun; yine de güzel hizmettir diyerek yolunuz açık olsun diyelim…

1, toplam 4 sayfa1234»