* You are viewing Posts Tagged ‘bilim’

Bilimin dinleşmesi

CHP, Cumhuriyet ve Hürriyet gibi gazeteler şeriat geliyor diye üfüre dursunlar; çok az insan “tehlikenin farkında”. (Sağdan sola yazıp fona müziği dayasam daha bir etkili olurdu ama böyle idare edin artık)

Tehlikenin adını da koyalım, bayrak sallamak isteyen arkadaşlar olursa slogan olarak kullanırlar: bilim “dinleştiriliyor”.

Bu da dünyanın yeni bir karanlık çağa doğru yol almasıyla paralel gelişen, “olması gereken” bir akım.

Yeni bir komplo teorisi ortaya atıyor değilim. Her özgürlük ve aydınlanma dönemini bir karanlık çağ takip edecektir; çünkü güç odakları birsüre sonra “asıl mevzuya”,yani paraya hükmedemiyor olacaktır. Engizisyonun gelmesi, papazların filan çok dindar adamlar olması yüzünden olmadı. Kısa Pepin namlı Frank kralının 8.yüzyılda Lombard’ları yenmesiyle kilisenin önce hükümet kurmasına, sonra toprak edinmesine izin verildi; zira bu sırada Müslümanlar, Hıristiyanları tepelemek için Pireneleri aşmış geliyorlardı.(Tabi onlar içinde din yalandı; maksat Hıristiyanları oyup paralarını ve kadınları almaktı)

Böylece, kilise, cahil kitleleri savaşa süren, arada da hem krallıklardan hem de halktan “tırtıklayan” bir güç olarak tarih sahnesine çıktı ve zaman içinde güç hırsıyla iyice zıvanadan çıktı. 8.Henry’nin neredeyse 750 yıl sonra bu herifleri Britanya’dan kovalaması da “karı kız meselesinden ötürü” değildir; nitekim bu icraat öyle hayırlı olmuştur ki, İngiltere süper güç haline gelmişti.

Kıta Avrupa’sında kalanlar da Fransız İhtilali ile kovalanacak, ancak üzerlerine fazla gidilmeyecektir. Zira Voltaire gibi ladini adamların yerine “çarıklı” Rousseau gibi adamların borusu ötmektedir. Kilise şimdi bile güçlü; öyleki senelerde Kızıldeniz parşomenlerini saklayıp, Hz.İsa’nın “sakın ben öldükten sonra kilise gibi şeyler kurup zibidilik etmeyin” sözlerini açıklamadılar, ortaya çıkınca da üç maymunu oynadılar.

Yobazlık türlü çeşitli şekillerde hortluyor, bunların en beteri de maalesef klasik dini yobazlık değil.

Ülkemizde de örneği var; Deniz Baykal’ın konuşmalarına bakın, devamlı fetva veriyor. Yaşar Nuri Öztürk,CHP’den ayrılıp partisini kuracak kadar kendine güvendi (güvendi de, ne oldu?). AKP var. MHP var. Kısacası, meclis adeta ulema oldu!

Yalnız, “solcu” CHP, okullarda evrim teorisinin çürütülmeye çalışmasına karşı çıkmıyor, bunun nedeni de basit. Çünkü CHP, aynı AKP gibi, dini bir şekilde kullanmak istiyor.

Dinden girip,evrim teorisine kadar geldim, hadi biraz daha ileri gidelim.

Şimdi, fizikle metafiziğin arasındaki korkunç radikal uçurumu bulandırmaya çalışıyorlar. Bu yazımda zaten dalgamı geçmiştim ama bir yandan çok da ciddiye alıyorum; bunlar çok tehlikeli girişimler…

Metafizik palavralara insanları bilim dilinden konuşurmuş gibi inandırmak çok kolay. İki lepton, üç quark dersiniz, işin temelini bilmeyen biri şüphelense bile, ansiklopedi filan açıp “herif buraya kadar doğru söylüyor, demekki bundan sonrası da doğru olabilir” der…

Bu akımın en vurucu örneği, The Secret denen paçavra oldu.

Secret, büyük bir yalandır ve iğrençtir,çünkü bilimi palavraya alet etmektedir.

Artık, meditasyon bile -gerçek meditasyondan değil, “yalama”, “anında görüntü”, gerzek batılılara yutturulmak üzere hazırlanan uyduruk Koi,Zohi,Hoiki filan gibi palavra tekniklerden bahsediyorum- “demode” kaldı.

Ortalama insanın bilimle arası hiç olmadığından, anlaşılması en zor disiplin de fizik olduğundan, bu işin esnafı genelde fiziği seçiyor.

Amaç “masum gibi” görünüyor; lepton gibi kıvrak düşün, pozitron gibi aktif hareket et, düşünceni iyonize edip sınırlarını aş, bok püsür…

Külliyen palavra.

Lakin, bu iş boka sarar arkadaşlar…

30 sene sonra biri çıkar, “quantum düşündüğünüz olmadı, çekim kuvveti ayağına yattınız bir bok çekemediniz, bu işin sonu boş. Yeni paralel hayat teorim sayesinde size ölüp, başka bir evrende nasıl daha güzel,zengin ve başarılı olacaksınız,onun yolunu gösteriyorum” derse, sizce inanan olmayacak mı?

Tabi ki olacak. Çünkü insanlar inanmak istiyor, inanma eğilimindeler. X-files’ın jeneriğinde bir poster görürsünüz, UFO’nun altında “I want to believe” yazar. Psikolojik analiz filan yapayım bari; Mulder, kızkardeşini uzaylıların kaçırdığına inanmak istemektedir, çünkü suçluluk duymakta, kızkardeşinin kendisi yüzünden kaçırıldığını içten içe bilmektedir. Nitekim, “sigara içen adam”, bir bölümde Mulder’a babasının kızkardeşi ile Mulder arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığını ve kızkardeşini seçtiğini söyler. Kardeşi bir deneye kurban gitmiştir…

Bu iş çok acayip yerlere varır…

Örneğin “yahu bunun cimcimesi bana pek Türk hissi vermedi” diye kafatasları ölçülür, “faşizm” bilimsel hale gelir. Nitekim, bu görüş 50 sene önce pek popülerdi,bu sıralar yine revaçtaymış!

Palavradan “bir gen bulunur”, örneğin X ırkından gelenlerde olan bu gen, ne bileyim, terörist olmaya itmektedir insanları! Böylece,rasyonel bir cadı avı başlatırsınız…

Şeriat isteyenin paranoid şizofren olduğunu “ispatlar”,akıl hastanesine tıkarsınız.

Laiklerin seri katil olmaya eğilimli olduğunu keşfeder “bilim”, toplumun huzuru için hepsi fişlenir, telefonları dinlenir.

Bu arada, sizi bilimden koparıp, bilimi ilahi bir güç haline getirirler. Anlamazsınız ama mucizeleri karşısında dehşete kapıldığınız için -hadi canım, cep telefonunu bile ilk gördüğümüzde dumur olmadık mı!- ondan gelen “her vahiye” körü körüne inanırsınız.

Belki de birgün, karanlık çağdan çıkış için verilecek mücadelede, ama bu sefer “haklı olarak”, İspanyol faşistlerinin sloganını kullanacağız:

Muera la inteligencia! Viva la muerte! (Kahrolsun aydınlar,yaşasın ölüm!)

Pozitronik Düşünce Gücü nedir?

Uzun yıllardır büyü, telekinezi, cin çıkarma, şeytan tokatlama ve kuantum düşünme gibi çeşitli ilmi alanlarda ufkumu genişletme ve bu alanlarda -naçizane- siz sevgili okurlarıma hizmet vermeye çalışıyorum.

Efendim, çoğunuzun bildiği gibi madde atom denen çok minicik cisimlerden oluşmaktadır. Atomlar da kendi içlerinde daha küçük parçalara ayrılmaktadır. Bu parçacıkların hepisini zikretmek burada gereksiz şekilde okuyucularımızın kafasını karıştıracaktır. Ancak bunların bilimsel gerçekler olduğunun ispatları mevcuttur. Gerçi yüzyıllar önce Kuran-ı Kerim, bu cisimlerin varlığını insanoğluna müjdelemiştir.

Malumunuzdur; “korktuğum başıma geldi” sözü hayatımızda çokça yer etmiş bir sözdür. Her atasözü gibi bu sözdede bir gerçeklik payı bulunmaktadır. Siklotron (parçacık hızlandırıcı) adı verilen düzeneklerle yapılan deneyler, insan düşüncesinin atomik düzeyde, hatta ve hatta kuantasal düzeyde kainatı biçimlendirdiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

Bu ne demektir? Sümme haşa, hepimiz Tanrımıyız? Elbette hayır. Lakin Allah-ü Teala, her insana hayatına yön verme, kaderi nispetinde belli olayları biçimlendirme gücü vermiştir. Batı dünyası bu teamüle “hür düşünce” adını vermektedir. Bu düşüncenin islamdaki karşılığı tevekküldür.

Tevekkül, bize önce şartlar nispetinde elimizden gelen çabayı sarfetme, daha sonra Allah’a şükredip sonucu bekleme fikriyatını aşılar. Maddiyatçı batı biliminin çeşitli kisveler altında önümüze yeniymiş gibi sunduğu bazı fikir cereyanları zaten zamanında İslam alimleri tarafından bilinmekte idi. Lakin maddiyatçılığın tırmanışa geçmesi ve batıdan gelen emperyalist cereyanlar sebebi ile bu fikirler unutulmuş, çeşitli batılı araştırmacılar İslam’dan hülasa ettikleri fikirler ile düşünce ve inanç dünyamızı şekillendirmişlerdir.

Şimdi, kendi geliştirdiğim Pozitronik Düşünce fikrini sizlerle paylaşmadan önce, ilmi çalışmalarımda bana ilham vermiş olan Kuantum düşünce gücünden,yüksek müsadenizle bahsetmek isterim:

Nedir Kuantum Düşünce? Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir.

Çzel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir.Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna geçer.
Kuantum Düşünce daha da ilerisi ortak zeka alanında işlem yapar. Bütün evreni tekamül ettiren enerjiyle işbirliğine girildiğinde siz bir “kişi” olmanın sınırlı olanaklarını aşar, “bütün” ün gücüne ulaşırsınız.

Bizim gelişmemiz için gereken bütün araçlar: uygun iş, eş, yaşam alanı,ev, bedenimizin sağlığı bu yüksek frekanslı enerjiden nasibini alır.
Siz, sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunların yerine güçlendirici inançlarınızı koyduğunuzda hayatınız bu yeni inançlarınız doğrultusunda değişmeye başlayacaktır. Sizin için en uygun kişi, en uygun imkan,en uygun zamanda karşınıza çıkacaktır. Yapmanız gereken şey uzanıp onu almaktır.
Doğuştan doğal olarak hakkınız olan mutluluğu, bereketi, bolluğu ve sevinci yaşamanıza imkan tanımış olursunuz.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu mevzunun kuantum fiziği ile ilgisi varmıdır?

Elbette. Zaten Kuran-ı Kerim’de sık sık kuark,lepton,hatta graviton gibi mevzulardan sıkça bahsedilmektedir. Lakin siz sevgili okuyucularımı daha da iyi aydınlatmak için, bazı bilimsel gerçeklere girelim:

Kuantum fiziği, klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir.

Heisenberg’ in belirsizlik alanı dediği bu alanı, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belli hale getirir. Kuantum alanının bir noktasına yaptığımız etki bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. Kuantum Fiziği, fizikle fizikötesinin birbirine karıştığı bir noktanın adıdır.

Şimdi buraya kadar, “Bu kunatum düşünce ne de güzel, faideli birşey” demişsinizdir. Binealeyh, kuantum düşünce güzel fakat uygulanması fevkalade zor ve zaman alıcı bir usuldür. Uzun ilmi araştırmalarım neticesinde, sizler için tatbiki fevkalade kolay Pozitronik Düşünce Gücü isimli çalışmamı tamamlamış durumdayım.

Nedir Pozitronik Düşünce?

Pozitronik düşünce, atom düzeyinde kainata müdahale etme imkanı tanır. Hepiniz elektronu bilirsiniz. Elektron, Allahu teala’nın yarattığı negatif yüklü bir parçacıktır. Lakin atom içinde denge hasıl olmakta, atom kendi bünyesinde dengeli bir durum sergilemektedir. Bildiğiniz gibi bizler ve organlarımızda atomlardan müteşekkildir. Dolayısıyla düşünceyi yaratan güç de aslen atomdur.

Peki burada pozitron ne işe yaramaktadır diye sorabilirsiniz.

Şöyleki; eğer bir elektron ile pozitron çarpışırsa yokolmakta ve büyük miktarda enerji açığa çıkmaktadır. Müspet düşünceler taşıyan insanların o yaşam enerjisinin menbaı da zaten bu çarpışmadan ileri gelmektedir. Bu tarz insanları hepiniz bilirsiniz. Zihinlerinde birtakım menfi düşüncelerin oynaşmasına suret-i katiyede izin vermezler. Yine bilirsiniz ki,bu insanların işleri hep rast gider. Çünkü onlar bu tekniğin farkında olmadan zaten günlük yaşamda kullanmaktadırlar. Bu ilmi bir gerçektir. Beyin gücünüzle ürettiğiniz pozitronun, düşüncenizin, fikriyatınızın temelinde yeralan elektron ile çarpışıp yokolması büyük enerji vermektedir; ayrıca kem düşüncelerin yok olmasına sebep olmaktadır. Yani tek yapmanız gereken, müspet düşünüp bol bol pozitron üretmektir.
Elbette bunun çeşitli teknikleri vardır. Öğrenmesi zor değildir,lakin uzman bir metafizikçi gözetiminde belli bir vakit uygulama yapmak şarttır. Siz değerli okurlarıma bu eğitimi en kısa zamanda cüzi bir fiyat mukabili vermeye hazırlanmaktayım.

Bu neydi lan diyorsanız,zehirlendim,ateşim çıktı, gece aptal bir saatte uyanıp uyandım. Yazayım dedim. Kuantum düşünce saçmalığı benim eserim değildir,başka bir siteden aldım.

Yeni dalga yobazlığa savaş açtım

“The Secret” olayı çok kafamı bozdu.

Saçmalık olmasını filan zaten geçtim. O kadar çok saçmasapan şey var ki…

Benim kafamı bozan, bilimi kullanarak, daha doğrusu bilimi kullandığını ileri sürerek, abuk sabuk fikirlerle insanların aptal yerine konması. Bu aynı zamanda çok büyük bir tehlike. Yarın, aynı tarzda bir kitap yazıp, belli bir ırkı tamamen ortadan kaldırmanın bilimsel olarak bizi ve insanlığı mutlu edeceğini, tarihteki en önemli insanların bunu başarmak için çaba harcadıklarını söylesem, birsürü inanan çıkar. Aslında, bunu Adolf Hitler’de, Mein Kampf (Kavgam) ile yaptı. Bugün hala Töton ırkının üstünlüğünün bilimsel olarak ispatlandığına inanan gerizekalılar var. Üstelik, bu kitap Türkiye’de yakın dönemde bestseller oldu. Mein Kampf’ı elbette okudum, hem de iki kere. Okunması da gerekir. Örneğin, anarko-kapitalizmi bile savunan birinin, karşıt tez olan Das Kapital’i okuması gerektiği gibi. Gelgelelim, özellikle de “Türk ırkı üstün ırktır” diyen kafatasçıların, Hitler’e sempati beslemesi, büyük bir tarihsel şaşkınlık gösterisinden başka bir şey değildir. Zira, onların en anladığı dille, Hitler’in katlettiği Yahudilerin hemen hepsi Türktü! İnsani tarafını filan geçtim; sadece tarih konusundaki cehaletlerini yüzlerine vuruyorum.

Günümüzde “yeni dalga” yobazlık tehdidinin dini kaynaklı değil, tam aksine “aydınlanmanın” kaynağı olarak gördüğümüz bazı yozlaşmış bilim camiasından gelmesi en büyük problem. Buradaki en büyük sorun şu: yoz bir bilim adamı -ki o artık bilim adamı değildir!- saçmasapan bir görüş ortaya attığında, eğer ortaya attığı görüş, dine aykırı değilse, hem bilimi reddeden kitle tarafından, hem de bilimle ilgilenmediği halde “bilime inanan” kitle tarafından kabul görmektedir!

Burada “bilime inanan” kelimelerini bilinçli olarak kullandım. “Bilime inanmak”, dogmaların en tehlikelisini ve aynı zamanda en kolay teslim olunanını ifade eden bir sorun.

Bilimsel gerçekler idrak edilir,ispatlanır; “inanılmaz”. Elbette, bilimi hayatı algılamasının merkezine yerleştiren her insanın sayısız bilim dalında bilgi sahibi ya da uzman olmasını bekleyemeyiz. Örneğin gittiğiniz tıp doktorunun doğru teşhis ve tedavi uyguladığını bilemezsiniz; zaten “diploma” gibi belgeler bu yüzden varlar!

Bilimi “tehlikeli olarak” kullanan kesimlerden biri de ilüzyonistler. Bir ilüzyonist, diplomalı bir bilim adamı olmasa da, mesleği gereği belli bir alanda pratik olarak inkar edilemez bir ustalık kazanmış -örneğin optik,mekanik- kişidir. Pozitif bilimleri kullanarak, sizi “metafizik” güçleri olduğuna inandırır! Elbette bu işin “şov” kısmı; akıl hastası olmayan hiçbir ilüzyonist, sizinle konuşurken o numaraları “mucizeler yaratabilme, allahın sevgili kulu olma” gibi nedenler sayesinde becerebildiğini söylemeyecektir.

“Yeni nesil ilüzyonistler” ise, gözünüzü değil, beyninizi aldatmaya çalışıyorlar.

“Sanatlarını icra ederken” de son derece rahatlar. Çünkü, medya da arkalarında-tatlı reklam ve gelir pastasını paylaşmak amacıyla. Arkalarında olmasalar bile, medyadaki pozitif bilim bilgi düzeyi öylesine acınacak seviyede ki, çoğu “tersliği” farkedecek durumda değiller. Özellikle gazetelerin bilim haberlerine bir bakın. İnanılmaz hatalarla dolular.

Üstelik, “metafizik neşriyat” insanların çok ilgisini çekiyor. Bunun psikolojik nedenleri gayet açıktır; onun için girmeye bile ihtiyaç duymuyorum. Bugün Discovery Channel bile, ilgi çekmek adına “hayaletler”, “büyücüler”, “medyumlar” ile ilgili programlar yapıyor ve “gizemcilik” ateşini harlıyor. Zamanında ciddiye aldığım bir belgesel kanalının, maddi açgözlülük adına böyle yollara sapmış olması, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Bu durumun en büyük sorumlusu, üzülerek söylüyorum, yine bilim camiasıdır!

Bilim camiası, maalesef çok çabuk demoralize oldu ve “bilim halkın ilgisini çekmiyor” diyerek arka plana çekildi; meydanı soytarı ve üçkağıtçılara bıraktı.

Evet; cidden bilim ilgi çekmiyor. Ama burada tek suçlu camia dışındaki insanlar değildir. Bunun ispatı, aslında Nikola Tesla gibi bilim adamlarının hayatlarının içinde. Tesla, öylesine popüler olmuş ki, bugünkü pop-starların popülaritesine ulaşmış. “Bilimsel gösterilerini” izlemek, onunla tanışmak, hatta “yatağa girmek”(!) için, insanlar kuyruklar oluştururmuş.

Bugün üniversitelerin çoğunda, öğrenciler birçok profesörün dersine girmekten nefret ediyor. Gönüllü olarak öğrenmeye gittikleri halde. Bir de, Richard Feynman gibi adamlar var ki (vardı), öğrenciler okulun kapısında kuyruk olurmuş.

Bilim camiası, genel bir “kibir” ve “küçük görme” sorunu olduğunu kabul etmeli ve “insan içine çıkmalı”. Zira, bugün dogmalarını yaymak için “bilimin adını”, hatta kimisi meşru yollardan sağlanmış akademik ünvanlarını kullanan üçkağıtçılar, yarın gerçek bilim adamlarını “devirerek”, yerlerine geçecek ve bilim camiasını ortaçağ engizisyon mahkemesi gibi bir kurum haline getireceklerdir. İlk kurbanlar da, gerçek bilim adamları olacaktır.

Bazı üniversitelerin, çeşitli bağnaz kesimlerden gelen maddi kaynaklar dolayısıyla “ısmarlama” “teori” ürettikleri gerçektir. Bunlardan bir kısmı iyi niyetlidir; bu kaynaklarla “gerçek bilimsel araştırmaları” finanse etmek istemektedirler; ama en nihayetinde kaçınılmaz olarak özgürlüklerini kaybedecekleri kesindir.

Rönesans’da nasıl sanatçılar ve bilim adamları halka liderlik ettiyse, bugün de aynı şeyin olması gerekiyor. Kendine “entellektüel” sıfatını yakıştıran insanların, bunun ahlaki gereklerini yerini getirmeleri gerek. Bütün insanlığın silkinip aklın ve sağduyunun yoluna girmesini bekleyemeyiz ama zaten tarihte de asla böyle olmamıştır.

{democracy:2}

Koyun kopyalamışız

koyun kopyaladıkKoyun kopyalamışız, vatana millete hayırlı olsun. Yalnız kurban bayramında ben de isterim etinden.

Neden kopyalamışız, ya da niye bu kadar gecikmişiz anlamadım zaten. Öylesine bir blogda başlığı gördüm, tenezzül edip gerisini okumadım. 10 sene geriden gelip yakaladık diye sevinmişiz yine. Kıymet-i harbiyesi olmayan haber silsilesinden bir halka yani.

Neden koyun kopyaladık ki? Yeterince koyun yok muydu? Yani sokakta herifin karısını 36 kere bıçaklamasını seyredenlerden, 82 anayasasına evet diyenlerden filan az mı vardı? Aslı varken suretine ne gerek vardı ki.

Bence insan kopyalayalım. Ama orada sıkıntı olabilir. Özellikle bilim yuvalarımızdaki(!) kadrolaşmadan ötürü. Mesela, kopyaladıkları insan TSE standartlarında laik olmayabilir. Tabii herkes kendi insanını kopyalamakta özgür. Ben derimki eskilerin göbek kordonunu arayalım, belki dondurulmuş halde vardır. Mesela İnönü’yü kopyalayabiliriz, Deniz Paşa’nın hakkından o gelir. Yalnız AKP’yi denize döker mi bilemem. Öbür taraf ta Said-i Nursi’yi filan kopyalayabilir, Cumhuriyet gazetesi de kına yakar artık, çünkü o zaman kesin darbe olur.

İthal insan da kopyalayabiliriz; “ulusalcı” arkadaşlar beğenmezler bu fikrimi ama…

Medyum-üfürükçü esnafına açık davet

Daha önce burada başka bir yazı vardı. Medyum ve üfürükçüleri (ve benzerlerini) “hafiften eleştirmiştim”.

Onlardan biri rahatsız olarak, bozuk bir Türkçe’yle uyarmış beni. Kaldırmazsam, “gerekli yerlere” başvuracakmış.

Mahkeme filan herhalde dedim başta; sonra “hocamızın” cinlerle olan kuvvetli münasebetleri aklıma gelince, benimle “öbür taraf” vasıtasıyla hesaplaşacağını düşündüm(!)

Öyle ya, mahkemede hesaplaşamaz zaten; zira meslek edindiği “zanaat”, devrim kanunlarıyla yasaklanmıştır!

Şimdi bir kısmı, aldığı vergi levhası, belediye ruhsatı ile “biz resmiyiz” diyecektir ama,doğru değildir. Ancak “medyum” gibi, kanunda kelime olarak yerini bulmamış ifadelerle mesleklerini icra ederler. Herhangi biri de şikayet edip ispatlamadığı sürece mesleğe devam ederler.

Şimdi biri kalkıp beni mahkemeye verse, “medyumluk” sıfatıyla yaptığı işin içinde muska yazmak filan olduğu da çıkıverir; ne bileyim, mesela biri mesleğini icra ederken gizli kamera çekimi yapmıştır. Uğraş dur…

Bu zat-ı muhteremler sitelerinde hangi dertlere deva olduklarını yazmışlar.

Ben de diyorum ki, safsata yapıyorlar. Üstelik, devrim kanunlarına karşı geliyorlar.

“Ben safsata yapmıyorum” diyen varsa, buyursun gelsin, bunların safsata olmadığını ispatlasın.

1, toplam 1 sayfa1