Frankfurt Kitap Fuarı, az önce açıldı. Bu sene 60.yılını idrak ediyoruz-yani, kitap yakan Almanya’nın yıkılmasından 3 sene sonra, adamlar uluslararası bir kitap fuarı düzenlemişler.
Türkiye bu sene onur konuğu. Cumhurbaşkanımız orada. Açıkçası sadece Orhan Pamuk’un aldığı Nobelden ötürü orada olsak da, bu Türkiye için büyük bir şey. Daha benim çocukluğumda ödül alan yazarların ülkeden kaçmaya zorlandığı, sürüm sürüm süründürüldüğü, mapus damlarında çürütüldüğü bir ülkede bunu da görmek çok güzel.
Fuarla ilgili bahsedilmeye değer birkaç şey var. Bu fuarın açılışında konuşulanlardan birazcık ders çıkarmak gerek.
Neden Türkiye’nin uluslararası kitap fuarı yok diyemiyorum. Diyemiyorum bile, çünkü kitap satışları ortada. Hemen “korsan çok” diye bok atmadan önce, onlarda da korsanın çok olduğunu, bırakın korsanı kitapların PDF versiyonlarının Internette cirit attığını hemen hatırlayalım.
Türkiye’nin “muasır medeniyetler seviyesine ulaşması”,o da hazreti bürokrasi izin verirse, çook uzun sürecektir. “Matbaa bilmemkaç yüz sene sonra geldi, cumhuriyet Türkiyesi Internet’i 10 sene sonra getirdi” demek de ancak aptalların öğüneceği bir durum.
NTV’yi açtığımda Boos namlı bir zat konuşuyordu; kimdir necidir bilmiyorum. “Kitabı belli bir formatta düşünmemek, onu bir fikri eser olarak ele almak gerekir” gibi, yarı cahil Türk aydınının henüz kavrayamadığı güzel bir tespitte bulundu ve blogların, Internet sitelerinin de kitapla aynı kapsamda ele alınması gerektiğini söyledi.
Bloglardan bahsedelim biraz. Çünkü Türkiye’de ilk defa insanlar yazabilecek ortam buluyorlar ve iyi ya da kötü, kayda değer bir dinamizm var.
Ama, birsürü güzel blog, davulcu yellenmesi gibi arada kaynıyor!
İnsanların bloglarını tanıtmaları için fazla şansları yok. Blograzzi, halen Türkiye’deki tek “pazar yeri”. Birileri el atsaydı, Blogmani ikinci olacak ve farklı bir yol izleyecekti; ancak şimdi dönüp Blograzzi’nin bile durumuna baktığımda, en azından popülarite açısından önemli bi fırsat yakalayamayacak olduğumuzu görebiliyorum.
Maalesef insanımız, blog konusunda da derhal kötü alışkanlıklar kazandı!
Yaklaşık 1 hafta önce Blograzzi’ye girip blog avına çıktım. Uzatmadan, tespitlerimi aktarayım:
1.Bloglararası linkler -blogroll’dan değil, pingbacklerden, bir başka blogdaki yazılara verilen linklerden bahsediyorum- inanılmaz derecede düştü. Kendimden örnek vereyim; bir zamanlar 80′lerde olan Technorati authority puanım şimdilerde 20 civarında.
2.Bazı blogcular, özellikle yeniler, Blograzzi’de gereksiz bir PR yarışmasına girip yazacakları zamanı haybeye harcıyorlar. Blograzzi’nin hit anlamında reel bir getirisi yok. İlk 50′de olduğum halde Blograzzi’deki tıklamalar 3000 bile değil; 1 günlük hitimden daha az.
3.Tasarım kurbanı olan çok fazla yazar var. Siyah fona gri, 8 puntoyla yazılan bloglar gördüm. Gözlerim çok iyidir; okuma konusunda iştahlıyım ve monitörüm 22 inç; eğer ben okurken zorlanıyorsam, insanların %90′ından fazlası zorlanacaktır.
4.Artık çirkeflik aşamasına gelmiş bir “link takası” mevzusu var. Pagerankini artırmak için kıçını yırtan ciddi sayıda blogcu var ve bunların ciddi bir kısmı da çöp bloglar. İnsanlar Google aramalarında nadiren ikinci sayfaya geçiyor ve ilk sıralarda çıkan bu bloglar diğer düzgün blog ve sitelerin hakkını zaptetmiş oluyor.
Yeni moda, “saadet zinciri”. Birsüre blogları dolaşın, fark edeceksiniz: Bir grup varki, sadece kendi arasında link alıp veriyorlar. Sanki Devlet Malzeme Ofisinden çıkmış gibi, hepsinin blogroll’u aynı!
Son pagerank güncellemesinden bu yana 5′den 3′e düşen bloglar var. Tabii, 2′den 4′e, 5′e çıkanlar da. Yükselenler de genelde “saadet zinciri” üyeleri.