Ünlü dolandırıcılar,dolandırıcının doğası,catch me if you can…
Aslında çok uzun yıllardır dolandırıcılığa ilgi duyuyorum. Nasıl bakarsanız bakın, ünlü (ve başarılı) dolandırıcılar incelenmeye değer insanlar. Bende bu ilgiyi yaratan, Scoundrels and Scalawags isimli bir kitap oldu. Sahafları dolaşmayı severim çünkü normalde piyasada bulamayacağınız birçok kitabı buralarda bulmanız mümkündür. Bu kitabı da öyle biryerde buldum; 640 sayfa ve dili de oldukça ağır. 40′ın üzerinde son derece ilginç dolandırıcılık hikayesi ve son derece “renkli” dolandırıcı var. Türkçe’ye çevrilse listelerin tepesine oturacak bir kitap.
Dün gece, “Catch me if you can” i seyredince, dolandırıcılar ve dolandırıcılık üzerine yazma isteğim tekrar alevlendi. Frank William Abagnale’ın hayatı, son derece eğlenceli ve gerçekçi bir şekilde anlatılmış. Hatta, “kılkuyruk” dediğim Leonardo di Caprio’nun “oynayabildiğini” bu filmde gördüm. Gerçi “star” havası yaratılan oyuncuların popüler filmlerde abartılı ve kötü oynamalarını normal karşılıyorum; çünkü genelde bu tip filmlerin izleyicileri başarılı bir sinemacılık filan değil, atraksiyon arıyor. Sanırım sırf bu yüzden, birçok ünlü oyuncu, para bile almadan, ciddi yönetmenlerin pek bilinmeyen filmlerinde oynuyorlar. İşte oyuncu kalitesini değerlendirmek için böyle filmleri seyretmeniz gerek; zira burada oyuncular sinema dilindeki adını bilmediğim, ama benim uydurduğum “overacting” tuzağına düşmüyorlar.
Elbette, Catch me if you can’den bahsedince Tom Hanks’i atlamamak gerek. Genelde sevmediğim bir oyuncu olsa da, o da burada “konuşturmuş”, hatta “öttürmüş”. Rolü fazla olmasa da, pek tanınmasa da, seyredince elini öpesim gelen adamlardan biri de Christopher Walken. Bence filmin “görünmeyen” yıldızı o. (Aynı zamanda önemli bir dansçıdır Walken). Bu filmle en iyi yardımcı oyuncu ödülü aldığını az önce öğrendim.
Giovanni Giacomo Casanova’nın da büyük bir dolandırıcı olduğu rivayet edilir; hatta Casanova’dan bahsederken sanırım bu konuda bir miktar detay verdim.
Ama benim “şahsi favorim”, Ferdinand Waldo Demara. Aslında hayat hikayeleri ve yaptıkları işler Abagnale ile müthiş benzerlik gösteriyor; lakin Ferdinand Demara Abagnale’dan epey önce yaşamış. Açıkçası dolandırıcılara sempati besliyor değilim; ama özellikle bu iki adam, son derece dikkat çekici bazı özelliklere sahipler. Her dolandırıcı gibi, çok zeki, insanlarla kolay ilişki kuran, güven telkin eden yapılarının yanında, istisnai özellikleri el attıkları işlerde başarılı olmaları. Bu adamlar genelde şiddet kullanmıyor, hatta dolandırdıkları insanlar tarafından bile bazı durumlarda “sevgiyle anılıyorlar”. Bence dolandırıcılığın psikolojisi çok dikkatle incelenmeli; bu sayede bilhassa aşkla ilgili ciddi sonuçlara varılacağını düşünüyorum!
“Kariyer” konusu, Demera’da çok daha baskın, zira Abagnale sadece kalpazanlık konusunda uzmanlaşırken, Demera tıptan psikolojiye kadar birçok alanda “uzmanlaşıyor” ve özellikle orduda doktor olarak büyük yararlılıklar gösteriyor! Genelde bu tip dolandırıcıların son derece yüksek IQ’ya sahip oldukları, borderline kişilik özellikleri sergiledikleri, olağanüstü egosantrik oldukları benim kişisel gözlemim. Belli bir alanda “çalışmak” istediklerinde, genelde çok kritik ve aynı zamanda pratik birtakım bilgileri ustalıkla ve kısa sürede seçip edinebiliyorlar. Hemen hiçbiri doğru dürüst bir eğitim almamışlar, herhangi bir konuda uzmanlıkları yok (en azından dolandırıcılığa ilk başladıkları zamanlarda!). Enteresan bir anektod; Sherlock Holmes’de hikayelerinde bu tip biri olarak anlatılır. Sözgelimi, kimya alanında bazı çok temel bilgiler dışında, çok az insanın bildiği birtakım sofistike bilgilere de sahiptir ama bir kimyagerin daha birinci sınıfta öğrendiği çoğu şeyi de bilmez.
Ferdinand Demera ile ilgili detaylı birşeyler yazmak istiyorum; çünkü gerçekten çok ilginç bir hayatı var. Abagnale gibi, Demera’nın da hayatı filme çekilmiş; ancak Tony Curtis’li film anladığım kadarıyla pek ses getirmemiş.