Dünyanın en güçlü dizel motoru, Le Mans’da yarıştı, yakında yollara da çıkıyor: Peugeot V12 HDI DPFS
2005 yılının yazında, Peugeot 908′i Le Mans yarışlarına hazırlamakla meşguldü. Fransız üretici, Le Mans’ı defalarca kazanmasına rağmen, işleri daha zor gibi görünüyordu; zira bu sefer dizel bir motorla yarışma kararı almışlardı.
Türkiye’nin dizelle tanışması, aşırı yükselen benzin fiyatlarının dönemine denk gelse de, Avrupa’da binek araçlarda dizel motorlar yaygındı. Aynı dönemde, Avrupa’da patlama yaşandı; öyleki, bugün PSA grubunun Avrupa’da sattığı arçların yarısından fazlası dizel motorlu.
Bizde dizel motora olan önyargılardan dolayı, başlarda bir tereddüt yaşandı; ancak şu an satılan sıfır araçların önemli bir kısmını dizel motorlular oluşturuyor. PSA grubunun ilk kez 1998 yılında Peugeot 406′da kullandığı HDI motor, önemli kilometre taşlarından biri; zira common rail dizel motorlar giderek azalan yakıt tüketimleri, benzinli motora yakın devir bantları, hızlı devirlenmeleri ve benzinli (otto) motorlardan çok daha yüksek torklarıyla sessiz, performanslı ve tabiki ekonomik sürüş karakteri sağlıyorlar.
Le Mans’ı kullanarak dizel motorun reklamını yapmak Peugeot için çok önemli, çünkü gelecek dizel motorlarda ve Peugeot erken bir adım atarak, Volkswagen gibi rakiplerini geride bıraktı. Üstelik, benzinlide bile yapmadığını yaparak, 6 ve 12 silindirli büyük motorlarda, ileride daha önce birtürlü alt edemediği lüks Alman otomobillerine kafa tutma niyetinde gibi. 908 RC modeli, benim bile gerçekten takdir ettiğim, son derece başarılı bir konsept (4 kapılı,ağır ve lüks sedanları sevmiyorum; ama bu araç sadece kendi sınıfında değil, otomotiv sektöründe kilometre taşı olacak)
908 RC, aynı Le Mans’da yarışan 908 gibi, Peugeot’nun V12, 5.5 litre ve 700 beygir gibi inanılmaz bir güç üreten dizelini kullanıyor. 700 beygir dışında, 1200 Nm’lik tork da, Koenigsegg gibi süper sporlardan bile ortalama %30 daha fazla.
Motorun kaç sübaplı olduğuna dair bile bir bilgi yok (bilgilerin çoğunu Peugeot basın bültenlerinden derledim). Tek veri, hacim, güç ve tork gibi bilgiler. İki adet partikül filtresi olduğunu biliyoruz. (DPFS’nin açılımı Diesel Particulate Filter System) Silindir sıraları arasında 100 derece gibi alışılmadık bir açı var. Bu sayede, motoru alçak konumlandırmak mümkün olsa da, herhalde çok kompakt bir blok değil.
V12 HDI’da çift Garrett turbo bulunuyor. Le Mans versiyonunda Bosch MS17 ECU kullanılmış; bunun yol versiyonlarında kullanılıp kullanılmadığı belirtilmemiş. Bu konuda bir yorum yapamıyorum; zira Bosch EDC15 ve EDC16 dışında, dizel motorların ECU’leri hakkında bilgi sahibi değilim. Öte yandan, eğer MS17 yarışlarda kullanılıyorsa, standart versiyonlarda kullanılmayacaktır; zira genelde yarışlarda kullanılan telemetri gibi sistemler, neredeyse herzaman ECU’e entegre olarak geliyorlar. Yarış dışında kullanılacak motorlarda ise bu tip ekstralar gereksiz.
Silindirlerin çap ve strok oranları da verilmemiş; ancak biryerlerden ulaştığım bilgiye göre, besleme basıncı 2000 bar. Bu bilgi doğru ise, şu an kullanılan common rail dizellerden 2 kat daha fazla.









Bazı gerizekalı batılılar,ki bunların içinde bizler de varız, Ruslar’ın teknoloji ve medeniyet düzeyini küçümsemiştir. Hatta, düşen Rus yolcu uçakları son yıllarda herkesin ağzında eğlence konusu haline geldi; sanki pilotları sarhoş, uçakların bakımları yetersiz değilmişde, uçakları kötüymüş gibi.
ABD’nin uzay istasyonu konusunda, bugün bile Ruslarla işbirliği yapıyor olması dediklerimin kanıtı. Uçaklar konusunda da Rusların üstün olduğu, üstelik dağılmalarına ve maddi kaynaklarının neredeyse tamamının yokolmuş olmasına rağmen hala ABD’ye kafa tutabilmeleri batı için yenilir yutulur şey değil. Dünyanın en büyük kargo uçaklarını yapıyorlar, üstelik son birkaç yılda, en etkin stealth uçağı da geliştirdiler.
Mikoyan-Gurevich bürosu tarafından tasarlanan Mig 25, daha öncede bahsettiğim gibi eski bir uçak; ilk uçuşunu 1964 Mart ayında yapmış ve 1970 yılında hizmete girmiş. Uçağın potansiyeli, batıda büyük bir paniğe sebep olmuş; hatta F-15 Strike Eagle’ın, Mig 25′e cevap olarak üretildiği söyleniyor. Öte yandan, günümüz standartlarında bir uçak olmasına rağmen, F-15 Strike Eagle, yinede hız ve irtifa bakımından Mig-25 Foxbat’e yaklaşamıyor.
Çelik-nikel alaşımının aluminyum ve titanyumdan çok daha ağır olması nedeniyle, Mig 25 Foxbat’in çok ciddi bir kilo problemi var: boş ağırlığı 12.700 kg olan F15′e karşılık, Mig-25 20.200 kg! Soyuz/Tumansky R-15B-300 turbojetlerin her biri 73.5 kN gibi çok yüksek bir itiş sağlamasına rağmen, F15′in Pratt&Whitney F100′leri 77.62 kN gibi biraz daha iyi bir güç sağlamaktalar; üstelik daha hafif ve yakıt tüketimi konusunda da daha tutumlular.
NATO tarafından foxfire olarak bilinen radarı (RP-25 Smerch-A1) ise, vakum tüpleri ile çalışıyor ve efsanevi bir sağlamlık ve etkinliğe sahip. Başlangıçta vakum tüpleri ile çalıştığını duymak yüzlerde hafif bir tebessüme sebep olsa da, bu sayede elektromanyetik savaş, ya da nükleer bir savaşta oluşan 










