tarih, toplum, güncelAKP kime ihanet etti?

Feb10

          0 oy

Bugünlerde yine türban gündemde. Bakmayın kavga gürültüye; aslında bu durumdan hem siyaset, hem de bürokrat elit tarafı çok hoşnut. Çünkü “özgürlük” adına başlayan bir tartışma, magazinleşmiş durumda.

Türbanlılarla, laik bürokrat elit arasında gerçek bir çekişme yoktur; zira bu kesim zaten hep vardı. AKP’nin iktidarı ile ister istemez sahnede daha fazla gözükür oldu ve siyasi bağlantılarıyla daha da palazlandı.

İdris Küçükömer’in çok doğru tesbit ettiği, bu yüzden de afaroz edildiği gibi, gerçek çekişme doğu-İslam / batı-laik kanadı arasındadır. Aslında cumhuriyetle birlikte neredeyse etkisi sıfıra inen doğucu-İslamcı bu taraf, sınıf olamayacak kadar da zayıftır.

İlk bakışta, AKP, bu doğu-İslamcı kanadı temsil ediyor görünebilir; nitekim oylarının çoğu bu tabandan gelmiştir. Gelgelelim, ben AKP’nin giderek bu tabanı temsil etmekten uzaklaştığını görüyorum. Neden mi?

AKP bu tabana, daha doğrusu orta sınıf muhafazakar kitleye hiçbirşey vermemiştir. Ne maddi anlamda, ne de özgürlükler anlamında. Türban, aslında sembolik bir konu. Üstelik türban, ya da sıkmabaş örtünme şekli, orta ya da alt sınıf muhafazakarların örtünme şekli değil. Türban, bana göre, sınıf atlamak isteyen, İslama yakın durmakla birlikte dünya nimetlerinden de sebeplenmek için en az biz “batıcı laikler” kadar “esnek ve kıvrak”, hatta acımasız (belki daha fazla!) bir sınıfı temsil ediyor. Bunu anlamak zor değil; doğunun anti-materyalist felsefesine bu kesimde rastlamak olası değil. Kafalarını sıkı sıkı sararken, Lois Vuitton çantalarla Nişantaşı’nda turlamaktan, cabrio Mercedes’lerle Bağdat Caddesi’nde dolaşmaktan kesinlikle imtina etmiyorlar!

Yani AKP, Fatih Çarşamba’daki esnafın partisi değildir.

AKP, rejime muhalefet etmek yerine, onun içindeki küçük ve ayrıcalıklı bir kitleyi daha da ayrıcalıklı ve zengin etme yoluna girmiştir.

Son seçimlerde AKP, liberal, “gerçek” demokrat, hatta samimi sosyalistlerden de bir miktar oy aldı. Bunun nedenleri kolayca görülebilir; CHP’nin darbe pahasına ve irrasyonel anti-AKP kampanyası, AKP’nin siyasi rakiplerinin son derece zekadan uzak, çözüm önermeyen muhalefeti ve elbette aklı başında insanların beklediği anayasa değişikliği ve YÖK’ün tasfiyesi gibi konulara el atmış olması.

Gelgelelim, AKP iktidara tekrar geldiğinde bu konuları soğuttu ve türbanla terörü tekrar gündeme getirerek unutulmasını sağladı. Bugün anayasa değişikliği ve YÖK konusunda bana hiç güven vermiyorlar.

AKP, bir sonraki seçimleri de kazanacak.

Zira, dişe dokunur bir AKP muhalefeti yok, bu bir. Türbanmış, Malezyaymış, bunlar abartılsa da, “gerçek” insanların bir numaralı gündem maddeleri değiller. İnsanlar daha çok para, daha çok iş, daha güzel şehirler istiyor. Allah için, AKP zaten belediyelerin gerçek seçimler için referans olduğunu bilerek iktidara geldi ve tüm enerjilerini özellikle bayındırlık konusuna veriyor görünüyorlar. Son 6-7 senede özellikle İstanbul’da çok gözle görülür işler yaptılar. Her sabah işe ya da okula giderken somut olarak görebileceğiniz, psikolojik etkisi olan şeyler bunlar. Diğer partilerin birtürlü kafalarına sokamadıkları gerçeği, AKP çoktan öğrendi. Belediyelerde çuvallarsanız, iktidarı rüyanızda görürsünüz.

Artı, AKP konjonktürel anlamda çok şanslı bir zamana denk geldi. Doların senelerdir dipte gezmesi sayesinde, halkın alım gücü suni bir şekilde de olsa arttı.

Herkesin sorduğu soru, “AKP ne zaman çuvallar?”

Doğrusunu isterseniz, AKP terörü bitirecek bazı adımlar attı; birsüre sonra AKP’ye karşı terör kartını da oynamak mümkün olmayacak. K.Irak’a girilmesi konusunda, kendi için tam doğru zamanda yeşil ışık yaktılar. Yani AKP, siyasi rakiplerinden çok daha zeki.

Son zamanlarda, Alevi’lere el uzatarak CHP’nin senelerdir cepte gördüğü ama hiçbirşey yapmadığı kesiminde sempatisini topladılar. CHP, buna şiddetle itiraz ederek, kendi ayağına kurşunu sıktı.

MHP, türban tartışmasında, AKP’den yana olarak, son seçimlerde bir miktar oy aldığı Jakoben kesimin oyunu kaybetti.

Kısacası, bir dahaki seçimlere 4 sene var ama, AKP’ye bir alternatif yok. Bu gidişle, olamayacak da. Üstelik, muhalefet, bu süre zarfında yaptığı hatalarla daha da fazla oy kaybetti.

Şu an gelinen noktada herkes kilitlenmiş durumda. Özellikle de, YÖK’ü kaldırmak ve anayasayı değiştirmek vaadiyle mecburen, en demokrat ve ilerici görünen AKP’ye oy vermek zorunda bırakılan demokrat ve liberaller…

Popularity: 5% [?]

tarih, toplum, güncelAnayasa değişikliği tartışmaları

Feb10

          0 oy

Anayasa, tartışırken seçilmiş politikacılara fırlatılan bir kitap değil (aslında). Beynimiz hepten bulansın diye gözümüze sokulan detaylar, türban tartışmaları filan derken, bildiğimiz (ya da öyle ümit ettiğim) gerçekleri de unutmuş görünüyoruz.

Hukuğu, adaleti, yasaları tartışıyoruz (en azından küçük bir kısmımız). Anayasa, yasalardan çok daha farklı bir şey bir özelliğiyle; sadece yasalara yön vermiyor, devletin “niyetini” belli ediyor.

Benim çocukluğumdan beri süregeldiğini bildiğim, çoğunlukla nefret ve kıskançlıktan kaynaklanan bir “ABD yakında batacak” tartışması vardır. (İlk duyduğumdan bu yana 25 sene geçti; daha tık yok). Genelde, bu tartışmada rasyonel gerçekler ileri sürülmez. Gerçek şu ki, 11 Eylül’den sonraki gelişmeleri görene dek, ben ABD’nin en azından 100 yıl içinde yıkılacağını hiç düşünmemiştim. ABD, bugün tarihinin en büyük tehdidi altında; çünkü kendi vatandaşlarını dışlama noktasına geldi.

Şimdi “ABD yıkılabilir” diyebilirim; çünkü ABD, hep imrendiğim “herkesi kucaklayan” niteliğini kaybetmeye başladı. ABD’nin gücü, yeryüzündeki en muhteşem anayasaya sahip olmasından kaynaklanıyor. Senelerdir ABD hükümetleri ve devleti bu anayasayı delmeye çalışıp kısmen de başarılı olmalarına rağmen, anayasa hala çok güçlü.

ABD’nin anayasasının harika niteliği aslında çok küçük görünen son derece büyük bir detayda gizli: halkın devlete karşı “sorumluluk ve görevlerinden” değil, devletin halka karşı görev ve sorumluluklarından bahsediyor ABD anayasası!

İşte bu yüzden, özellikle soğuk savaştan bu yana, ABD devleti, özellikle “derin devlet”, halka anayasasını unutturmak için müthiş bir dezenformasyon kampanyası yürütmekte!

Bizimle beraber, medeni saydığımız birçok AB ülkesinin de anayasası, sanki devletin insanlar için değil de, insanların devlet için varolduğunu “yazıyor”. Bu kültürümüz ve tarihimizden de gelen bir yanılgı olduğu için, birtürlü yurttaş olmak nedir, birey olmak nedir bilmiyor, siyasette vatandaş olarak sağlıklı şekilde yer alamıyoruz.

ABD anayasasının bu ayrıcalığını, kurulum sürecine bağlıyorum; zira uzun uzadıya analiz yapacak tarih,siyaset ve hukuk bilgim yok. Ancak, mantık, ABD’nin tam bir consescus devleti olduğunu söylüyor-zaten tersi de pek mümkün olamazdı. ABD; milliyetçiliğin Fransız ihtilali ile Avrupa’yı sarmasından etkilenmedi; zira hem Avrupa’ya uzak, hem İngiltere’ye ve diğer Avrupa ülkelerine kısmen düşmandı. Ayrıca, ABD’nin kuruluşu (1776) ve tanınması (1783), milliyetçilik fikrinin yayılmasına neden olan Fransız İhtilali’nden de öncedir. İşte bu “milliyetçilik” bağının olmamasından ötürü, ABD devleti, daha evrensel, daha bireyci değerlere dayanmak zorundaydı. Bu fikirlerin tarihleri boyunca da devam ettiğini görmemiz zor değildir: bireysel refahı, konuşma, fikir ve basın özgürlüğünü yücelten bir devlettir; en azından anayasası bunu savunur. Aynı ırk, dil, hatta dine sahip (unutmayın, nufüsun ezici çoğunluğu Hristiyan olsa da, çok çeşitli mezhepler vardı) olmadıkları için, insanlara daha yaşanır bir ülke vaad etmişler, “yüce devlet” gibi irrasyonel ve romantik fikirleri şartların da zorlamasıyla ileri sürememişlerdir.

Dolayısıyla, anayasa tartışmasını sağlıklı yapabilmemiz için, öncelikle maddeler üzerinde değil, anayasanın ve devletin varlık nedenleri üzerinde düşünmemiz gerek. Ayrıca, birilerini ve birşeyleri model alma hastalığından vazgeçip, temel hak ve özgürlüklerin neden gerekli olduğunu insanlara anlatmalıyız. Bu açıdan bakıldığında, kendilerini “Türk entellektüelleri” diye tanımlayan kesimin sınıfta kaldığını görüyoruz; zira temel hak ve özgürlüklerden bahsederken, Avrupa ya da ABD’yi norm olarak önümüze koymak dışında, bu özgürlüklerin gerekliliğini rasyonel ve insani gerekçeleriyle açıklamakta yetersiz ve başarısızlar; doğrusunu isterseniz bu yönde ciddi çabalar bile yok.

Özgürlüklerin haklılığı ve zarureti ispatlanamayınca -birşeyin AB ya da ABD’de olması haklı ve meşru olduğunu göstermez; nitekim gerici ve yobaz kitleler (burada “dinciler” diye bir kısıtlama yaptığım anlaşılmasın; buna kendilerini sol olarak tanımlayan ama aslen totaliter olan kesimler de dahildir) “şartların Türkiye’de farklı olduğunu” ileri sürerek, bu konuda ayak sürümektedir.

Yani asıl sorunumuz, neden özgürlük istediğimizi bilmemekten, bunu bir tür “lüks” gibi algılamaktan, devletin varlık nedenini kavrayamamış olmaktan, son nedenden ötürü de siyasete katılmamaktan kaynaklanmakta.

Tüm bunları göze aldığımızda, ben yeni anayasa konusunda hiç de ümitli olamıyorum. Yeni anayasanın bir şeriat tehdidi getireceğini de hiç sanmıyorum. Aynı şekilde, özgürlükçü bir anayasa da olmayacak; yine “tabi” vatandaşın “kutsal” devlete karşı “ödevlerinin”, “veciz” bir anlatımı olmaktan öteye geçemeyecektir. Maalesef, halkın genelinin de bundan fazlasını istemek gibi bir bilinci yoktur!

“İsviçre bir istisna, neden?” derseniz, bundan daha renkli bir yazı konusu çıkar.

Popularity: 5% [?]

bilim, güncelToryum ve uçak kazası

Dec04

          0 oy

Toryum ve uçak kazasıTürkiye’de bir habere magazin katmadıkça ilgi çekmesi pek mümkün değil.

Geçen hafta bir uçak kazasında 56 kişiyi kaybettik ve güzide Türk basını bundan nasıl prim yaparım sevdasına kapıldı yine…

İddia şu: uçakta bulunan 6 akademisyen, Toryum reaktörü geliştirip, Türkiye’yi “sınırsız enerjiye” kavuşturacaktı. Bundan korkan “birileri”, uçağa sabotaj düzenledi!

Bahse girerim, yazıyı yazanlar herhangi bir nükleer reaktörün nasıl çalıştığını, çok kabaca bile olsa, bilmiyorlar. Medyaya özgü bir şımarıklık -ben bilmiyorsam cahil halk hiç bilmez!- ve komplo teorisi yaratabilmek güdüsüyle -çünkü gerçek ve etkileyici bir haber yakalama yetenekleri yoktur- zırvalamışlar.

Türkiye’nin en büyük Toryum rezervlerine sahip olduğu iddia ediliyor, bu doğru değil. İşte bu da belgesi; üçüncüyüz: http://www.world-nuclear.org/info/inf62.htm

Gelgelelim, her madenci, jeoloji ya da jeofizik mühendisinin bildiği üzere, rezervlerin çokluğu başlı başına bir anlam ifade etmez. Özellikle de, toryum gibi işlenmesi çok zor ve pahalı olan madenler için.

Daha “aleni” gerçeklerden bahsedelim. Bugün toryum reaktörü “gerçektir”; doğanın gizemi filan değildir.

Hindistan’da çalışan iki örneği var. Prof. Dr. Saleh Sultansoy’un söylediğine göre (http://ocean.phys.boun.edu.tr/~engin/web/vizyon.htm), Hindistan 1950′lerden beri Toryum reaktörleriyle uğraşıyor zaten. Hiçbirşey bilmiyorsanız, verirsiniz parayı, Hindistan size toryum reaktörünüzü kuruverir! Yok, biz çok biliriz diyorsanız, 57 sene geriden araştırmaya başlarsınız.

KAMINI reaktörü ile ilgili bilgi alabileceğiniz bir link de vereyim; medya okusun da anlasın(!):http://www.dae.gov.in/ni/nisep02/xx/kamini.htm. 1996′dan beri faal; deneysel bir reaktör ve 30Kw gibi az bir enerji üretiyor.

Ha, “biz yapalım” derseniz, hayal kurmayın derim. Daha birinci nesil bir çalışan, enerji üreten bir reaktörümüz yok. “Küçükçekmecede, İTÜ’de var” filan derseniz o ayrı; bulundukları bölgedeki ampulleri yakamayacak, deneysel reaktörler bunlar. Ayrıca, “yerli imalat” filan değiller.

Pardus’u çıkardı diye yere göğe koyamadığınız TÜBİTAK, atomla matomla pek ilgili değilmiş Saleh Hoca’ya göre, bakın ne diyor:300 den fazla geniş kullanım alanına sahip (enerji üretimi bunlardan sadece biridir) hızlandırıcı teknolojisini TÜBİTAK gündemdışı tutmak için her türlü gayreti sarf ediyor. TAEK iki yıl önce satın aldığı düşük enerjili elektron hızlandırıcısını halen kurmamıştır, 15 yıl önce devlet bütçesinden ödeneği ayrılmış cyclotron’un ihalesi defalarca iptal edilmiştir. Ülkemizde hızlandırıcı teknolojisi alanında AR-GE faaliyeti sadece DPT tarafından sağlanan asgari destek sayesinde yürütülebilmektedir. Bu faaliyet bile üniversite araştırma fonlarının kapatılması sonucunda DPT projelerinin yürütülmesinde karşılaşılan zorluklardan dolayı durmuş vaziyettedir.

Aslında, toryum reaktörü de biraz yanıltıcı bir isim; zira Hindistan’daki reaktörde Uranyum-233 elde etmek için kullanılıyor. Toryum kullanımındaki amaç, ucuz ve hızlı şekilde Uranyum-233 üretebilmek. Belli bir aşama kaydedildiği halde, kullanılabilir bir reaktör üretebilmek için uzun süre beklemek gerekecek gibi.

Bu alanda ne kadar geri olduğumuz aleniyken, birileri kalkıp, elimizde “koy depoya sonsuza kadar enerji üretsin” tarzı Toryum olduğunu iddia ediyor. Hindistan 57 senedir uğraşıyor, hala ticari bir reaktör üretememiş. ABD de öyle. Bizdeki üniversite öğrencisi sayısı kadar fizik profesörü, nükleer enerji üzerine çalışıyor dünyada. Sonra kalkıp medya, böyle aptalca, abuk sabuk, tamamen “gaza getirme” amacına yönelik balon haberlerle halkı uyutmaya, ölenlerin üzerinden prim yapmaya çalışıyor. Sanki çok büyük bilimsel buluşlar yapmışız da, bunun da hakkından gelmek an meselesiymiş gibi.

Bilim adamıyız diyen kitleyi de suçluyorum aslında. Basın, “anti-bilim” propagandası yaparken, bu insanlar çıkıp karşı bir hareket başlatmıyorlar. Saatlerdir Internet’te nükleer reaktör, toryum araştırıp duruyorum. Elimdeki nükleer enerji ile ilgili tek kitabı kullanmaya çalışıyorum. Lise düzeyi fizik bilgimle çıkardığım sonuçlar ancak bu kadar. Kendi gücüm,enerjim ve bilgimle -ki çok çok az- bilimi savunmaya çalışıyorum. Lütfen bir fizikçi, sesini duyurmak için birşeyler yapsın. Site ya da blog açacaksa, tüm altyapısını ve teknik desteğini gönüllü olarak ben sağlayacağım. Basında yer bulamayacaklardır; yazdıkları kitabı da ne ben anlarım, ne geniş kitleler anlayabilir.

Bunu yapmaya sıkılan,üşünen adam, lütfen ben “bilim adamıyım” demesin. Bu cehalet ve yobazlık ortamında, bilim adamının bilimi savunmak gibi vicdani sorumluluğu olmalı.

Bu görev, ben ya da benim gibi insanlara mı kaldı yahu! Saatlerdir kafa patlatıyorum. Üstelik bu kadar yazdığım şeyin 10 gömlek üstününü 10 dakikada yazarsınız, üstelik yazdığınız da ciddiye alınır!

Popularity: 5% [?]


1, toplam 13 sayfa12345678»...Last »
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş