montauk canavarıBasın cehaleti dur durak bilmeden sürüyor…

Montauk Canavarı diye Bir şey çıktı. Güzide gazetelerimiz bunu da haber yapmakta gecikmediler. Hem de ne haber!

Fotoğrafın gerçek olup olmadığı bile belli değil; ama uzaylı olabileceğini tespit etmişler!

Hem şu “uzaylı” ne demek? Eğer uzayda biryerde yaşamak birini ya da birşeyi uzaylı yapıyorsa, biz de uzaylıyız! Ya da bunlar, uzay boşluğunda avare gezen, “gezegensiz”, belki de gezegeninden sürülmüş, diplomatik tabirle “persona non grata” canlılar mıdır?

Herneyse; dönelim habere…

Bizim uzaylı elemanın el yerine toynakları olduğu için, garibim uygarlık geliştirecek kapasite değil. Ha, şunu da iddialı edebilirsiniz, biz nasıl Sputnik’le köpek gönderdiysek, onlar da kendi hayvanlarını göndermişler…

İyi de, biz uzaya çıkınca neler olabileceğini bilmediğimiz için köpek gönderdik. Nitekim, Mars’ı keşfetmek için “Bobi, git bi bakalım Mars’ta neler oluyor,Mars’lı görürsen de ısırma yoksa sana yemek vermeyiz” demedik!

Başka bir gezegene keşif görevine, hayvanlık edip hayvan yollamanın alemi yok! Üstelik, başka bir gezegene keşif yapan bir uygarlığın “ula o gezegende ölüp kalmasak lo” diyecek hali de yok.

Kaşif hayvanın aracı da yok; belki son anda yok etmiştir.

Ya da, bu onların koyunu gibi bir hayvan, ne bileyim, arkadaşlar Montauk Canavarı kebabı yaparken tutamadılar, uzayda aracın kapısını açıp kaçıverdi, sonra bize doğru meteor gibi düştü.

Nasıl,mantıklı değil mi? Bu ihtimali de habere ekleyin!

Yalnız bir sorun var; atmosfere girince yanması gerekiyordu!

Al Gore işsiz kalınca bir film yaptı ve herkes dünyayı kurtaran adam kesildi.

Cüneyt Arkın’ın Dünyayı Kurtaran Adam’ı, kendi deyişiyle “dünyayı kurtarmış ama prodüktörü batırmıştı”. Al Gore ise parayı cukkaladı.

Elbette havayı ve suyu daha az kirletmeye lafım olamaz. Hatta bu konuda cidden çok hassas olduğumu söyleyebilirim. Mesela elektrikli aletlerde enerji verimliliği takıntım senelerdir vardır. (Eheim takıntım buradan geliyor akvaryumseverler). İçten yanmalı motorlarda da öyle. Bu yüzden, Ferrari gibi araçları, bilhassa Bugatti Veyron’u aptalca tasarımlar olarak görüyorum. Hardcore çevreciler süper sporlara da karşı,hatta “çevrecilik modayken” Brad Pitt Honda Hybrid kullanıyordu. En son 7.50 kullandığını duymuştum. Karısı Angelina Jolie’ye herhalde Afrika kraliçesi olmak yetmemiş, o da Bugatti Veyron kullanıyor. Süper sporlara karşı değilim, ama 2 tonluk boktan bir mühendislik ürünü araca 1000 beygir motor takmak hem akla,hem çevreye, hem cüzdana zarar. Bence Lotus Elise, bu alanda son yıllardaki en zeka dolu tasarımdır. Keza, Koenigsegg de öyle…

Bu işin boku çıktı. Boku çıktı derken fazla mecazi anlamda kullanmıyorum; kimilerine göre ineklerin osurması çevreye çok zarar veriyor,sera gazlarını artırıyormuş…

Marketlere fileyle giden çevreci dostlar var; ama hergün sürüyle çöp torbası harcıyorlar…

Kimileri “aman canım geri dönüşüm var ne de olsa” diye ya kendini avutuyor, ya da had safhada cahiller. Örneğin plastiği geri kazanmak, zaman zaman daha fazla enerji tüketimi ve kirlilik yaratabiliyor.

En son, “çevreci LCD” lerin de hiç o kadar çevreci olmadıkları çıktı ortaya.

Film modayken, birçok “entel”, 3000 wattlık akkor filamanlı ampullerle aydınlatılan salonlarında “ne olacak bu dünyanın hali” geyiği çeviriyordu.

Türkiye’nin neden Kyoto’yu imzalamadığı ise muamma. (şimdi imzaladımı bilmiyorum). Herhalde, “ABD imzalamadıysa bir bildikleri vardır” dediler. Kyoto’yu imzalamak, Türk sanayicisinin çıkarınadır; zira bizim endüstri tesis ve makinalarımızın çoğu hem ABD’den, hem de AB’nin bir kısmından yenidir. Revizyonlar bize daha az maliyet getirir.

Ha, bir de bu fırsattan istifade yelkenleri şişirenler var. Geçen aylarda bir bankamız Antarktika’yı kurtardı. Hatta kendide kredi kartı ekstresi göndermeyerek bayağı bir kara geçti. Tabiki kağıt masrafından kurtulmak için değildir; maksat dünya kurtulsun. Bir de Türk Telekom hadisesi var, önce elbirliğiyle insanlarımızı YouTube’dan filan kurtardılar,kesmedi, şimdi dünyayı kurtaracaklar. Nasıl? Faturadan ve puldan tasarruf ederek…

Sanırım bu “çevreci hareketin” en büyük getirisi ROHS oldu. Yani, elektronik kartlardaki kurşun kullanımı sıfırlandı.(Fazlası vardır belki,tafsilatını bilmem) Bu iyi bir şey; zira en çok elektronik çöp üretiyoruz. (Duydun mu şekerim, buzullar eriyormuş, ay bende geçen hafta Kokia 31 almıştım ya, bu hafta Sokia 69 aldım, öbürünü çöpe attım…).Kurşun zehirlenmesinin en büyük yan etkilerinden biri gerizekalılık. Umuyorum insanlık daha az kurşun alırsa, dünyayı kurtarmak için gerçekten birşeyler yapabilecektir.

1.Öncelikle çok satan,ama iddia ettiği kadar da satmayan bir gazetede iş bulacaksın.

2.Zaman içinde onun bunun ayağını kaydırarak kendine bir köşe edineceksin.

3.Köşeyi kaptıktan sonra gerisi kolay,dikkat etmen gereken birkaç nokta var.

4.Askerle ve bürokratla iyi geçineceksin. Ne de olsa onlar baki,iktidar geçici.

5.Biryerde yolsuzluk olursa ve iktidar sana yeteri kadar kredi vermiyorsa,yaygara koparacaksın. “Onların koyduğu adamlar yaptı efendim,sürekli kadrolaşma çabası içindeler” diyeceksin. Orada senelerdir kazık kakmış bulunan bürokrata laf etmeyeceksin,mazallah,birgün ihale filan kovalarken işin düşer…

6.Patronun ihaleye filan girecekse baştakilere fazla giydirmeyeceksin. Zuldanya aydını ekmek teknesine pislemez…

7.Rakiplerinin önünü keseceksin. Siyasi manzaraya göre uygun çamur atacaksın. Mesela faşistler iktidardaysa komünist, dinciler varsa ateist diyebilirsin. Darbe ihtimali varsa ve ihale beklentisi içinde değilsen, karşı devrimci,yobaz filan demen uygun olur.

8.Halkın bir kısmını aşağılarken diğerini olmadıkları yerlerde gösterecek,yağ çekmede kusur etmeyeceksin. Ne de olsa bu bölücülük filan değildir.

9.Bölücülük konusu hassas bir mevzu olduğundan, karşı tarafa başka türlü bok atamıyorsan bölücüdür diyebilirsin. Ne de olsa herşey bölücülük olabilir. Mesela nufüsun çoğu sağ elini kullandığından, solaklar da pekala bölücü sayılabilirler. Ne de olsa, her iki elle kullanılabilen şeyler isteyerek, nüfusun %99′unun sağ elli olduğu biryerde çıbanbaşlığı yapmaktadırlar.

10.Halk cahildir. Onun için neyin doğru neyin yanlış olduğunu sen söyleyeceksin.

11.Askeri sık sık darbe yapmaya çağıracaksın. Oralı olmazsa hiçbirşey olmamış gibi davranıp ne kadar demokrat olduğundan dem vuracaksın.

12.Yabancı ülkelere daima şüpheyle yaklaşacak, ama ürettikleri her şeyi çatır çatır kullanmada kusur etmeyeceksin.

13.Halkın doğru yolu bulması için korkutulması gerekir. Her yazında muhakkak, en az bir yere potansiyel facialardan bahsedeceksin. En ufak bir akılcılık,kanıt filan ortaya sürmen gerekmiyor.

Popüler facia senaryoları piyasaların çökmesi, savaş, heryerde bombalar patlayacağı, önümüzdeki ay kıtlık olacağı gibi şeyler olabilir. Araya biraz da magazin katarsan kıyamet senaryolarının okunmasını garanti edersin.

14.Zaman zaman birileri ne kadar cahil ve aptal olduğunu ispatlayabilirler; önemi yok. Duruma göre hiç oralı olmamak ya da iddialarını daha da ateşli biçimde savunmaya çalışmak yollarından birini seçebilirsin. İnsanlar genelde sesi daha çok çıkana inanırlar.

15.”Aferin” diye başını okşayan patronun birgün seni işten kovabilir. Bunu kendine dert etmemelisin; ne de olsa sana iş imkanı çok. Birkaç ay mazlumu oynamak yerinde olur.

16.Eğer iş bulamıyorsan, Sivil Toplum Örgütü görünümlü örgütlerden birinde yer alabilir, ya da daha iyisi kendi örgütünü kendin kurabilirsin. Yalnız yaptığın mitinglerde bol bol Zuldanya bayrağı olduğundan emin olmalısın. Senin karşıtların da bayraklı eylem yapabilirler. Sakın ola ki “ulan bunlar da bizim bayraktan getirmişler” diye şaşırma; bu doğaldır.

Not: Bu yazıyı ben yazmadım. Yazı, Atlantis’in kuzeyinde olduğuna inanılan Zuldanya isimli ülkede yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. Yaşlı bir gazetecinin, aynı okuldan mezun daha genç bir gazeteciye yazdığı mektup olduğu düşünülmektedir.


2, toplam 17 sayfa«12345678»...Last »
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.