öylesine, bilim, webAli Saydam ağzından Internet

Dec08

* * * * * 1 oy

Engin Ardıç’ın Internet’i ciddiye almadığını üzülerek görmüştüm; zira ben Engin Ardıç’ı ciddiye alırım. Sadece “tepkisel” bir yaklaşımla, Internet’in varlığını, neler yapabildiğini yadsımak Engin Ardıç’ı büyütmez. Zira, Internet’in etkisi, gücü ve ünü Engin Ardıç’ı belki milyonlarca kez aşmış durumda.

Aynı gazetenin yazarı Ali Saydam, bugün daha “feci” bazı tespitlerde bulunmuş; ama kıvırma payı mahfuz. “Bana göre” gibi “yumuşatıcı” ifadelerle Internet’in çok da etkili olmadığını ileri sürmüş.

Ali Saydam fena halde yanılıyor. Herkes yanılabilir. Ama herkes yanıldığının kolay kolay farkına varmaz.

Lafı fazla uzatmadan hemen söyleyelim. Herhangi bir iletişim aracı güvenini yitirdi mi etkisini de yitiriyor…

demiş Ali Saydam. Bahse girerim, Noam Chomsky filan da okumamış. Basının aleni yalan söyleyip gerçekleri çarpıttığı sayısız duruma şahit olduk. Üstelik, basına güvenildiği ya da ne kadar güvenildiği konusunda bir istatistik yayınlayamadığınız sürece, ki iddianızda böyle bir kaynak göstermek ihtiyacı duymuyorsunuz, dediğiniz şey havada kalmaktadır.

Basının etkisi güvenilirliğinden filan değil; kitlelerin “duygularına” hitap edip onları harekete geçirebilmesinden ileri geliyor iddiasını ortaya atarsam, benim savımı nasıl çürüteceksiniz?

Öyle ya, basını yalanlayan yine basın değil mi. En basitinden, Zaman gazetesi defalarca afişe etmedi mi Cumhuriyet gazetesini?

Oysa Cumhuriyet gazetesi göreceli olarak tiraj artırdı; demek ki güvenilirliğini kaybetmiş değil. Ya da diğer olasılık, insanlar güvenilirliği filan iplemiyor! Etkili midir Cumhuriyet? Evet; ama sadece kendi okuyucusu için. Nasıl Zaman gazetesi, sadece kendi okuru için etkili olabiliyorsa. Çünkü mantıklı bir gerçek arayışı yerine, taraf seçme durumu var derim ben. Ama benim bu iddiam da, Ali Saydam’ın iddiaları gibi havada kalır. Hangisine inanacağınızı siz seçin.

O nedenle ‘trendy’ pek çok iletişim profesyonelinin tersine, Facebook gibi itibarı olmayan internet ortamlarının iletişim açısından bir etkisi olmayacağını; üzerine sayfa sayfa makaleler, kitaplar dahi yazılsa, bu durumun değişmeyeceğini düşünüyorum

diyerek devam ediyor Ali Saydam; ki %100 haklı!

Neden mi? Çünkü Facebook bir yayıncı değildir! “itibarı olmayan internet ortamlarının iletişim açısından etkisi olamayacağı..” kısmına ekstra dikkat!

Facebook’un itibarı olması gerekmez. Facebook, dediğim gibi, yayıncı değil. Sanal ya da gerçek kişilerin birbirine pasta, börek, rakı gönderdiği, insanların hiçbir aktivite ya da tartışma ihtiva etmeyen boş gruplara katıldığı bir curcuna. Facebook, aslında insan arama motorundan öte Bir şey değil. Facebook, bir tezle ortaya çıkmıyorki.

“Internet ortamı” nedir, lütfen biri bana anlatsın!

“İletişim açısından etkisi olmamak”.
Bilmiyorum; örneğin neredeyse bütün lise arkadaşlarımı Facebook’da buldum. Tam tersine, bu bireyler için son derece büyük bir iletişim kapısı açıyor. Sayın Ali Saydam, sizin yazınızın içine eski arkadaşlarımı arıyorum diye ilan versem kaç kişiyi bulurdum? Ya da kaç kişi bana ulaşırdı? Bir denemeye var mısınız?

Ha, “iletişim açısından” gibi muğlak bir ifade kullanarak belki duruma göre “manevra alanı” bırakmak istediniz. Bir de, “kitle iletişim aracı” olarak okuyalım; yani “Facebook, bir kitle iletişim aracı olarak etkisizdir” diyelim.

Etkisiz midir gerçekten? Bunu ben bilmiyorum. Elimde bunu ölçen bir istatistik yok. Sizde varsa açıklayın, istifade edelim.

Kaldı ki, Facebook, yine tekrar ediyorum, “kitle iletişim aracı” değildir; haber içerikli bir site, hatta bir komünite değildir. Facebook’u dilerseniz bir komünite oluşturma aracı olarak kullanabilirsiniz; sözgelimi “Bahse girerim Ali Saydam’ın Internet’i anlamadığını düşünen 100.000 kişi bulurum” diye bir komünite yaratabilirsiniz; ya da sadece eski dostları arayıp durursunuz. Facebook, sizin yerinize devrim yapmaz, askeri “göreve” çağırmaz, kitleleri aydınlatmaz ya da satanizmi teşvik etmez.

Facebook, BİLGİ YAYAN BİR SİTE FİLAN DEĞİLDİR.

Muteber bir reklam yayıncısı mıdır peki? Bunca zamandır reklam alabildiğine, üstelik büyük şirketlerden reklam alabildiğine göre, öyle görünmektedir. Birçok büyük şirketin reklam departmanı Ali Saydam ile aynı fikirde değil yani.

Bugüne kadar çevremde web sitesi ile blog arasındaki ciddi farkları bana bir çırpıda anlatacak çıkmadı. Her ne kadar ‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum: İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı. Benim, zekâmdan çok tombilliğimden söz ediliyor olması bundandır… Yani blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da…

Blog ile site arasındaki farklar şekilseldir aslında; ama muğlak olduklarına katılıyorum. Yine de, Sayın Saydam’ın çevresinde Internet’i pek de kavramış birilerinin olmadığı açık.

“Her ne kadar ‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum

Yapmayın yahu! Yazınızdaki iddiaların hiçbirinde nesnellik ya da ölçülebilirlik yok ki!

“İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı. Benim, zekâmdan çok tombilliğimden söz ediliyor olması bundandır… “

Pozitif – negatif mesaj nedir?

GNU/Linux, tamamen Internet üzerinde gelişen bir fenomen. Wikipedia da, Google’da öyle.

GNU/Linux sistemlerin gelişmesi, bu pozitif mesajlar sayesinde oldu.

Hatırlamıyor musunuz, Time’ın düzenlediği yarışmada 4 kelime İngilizce bilmeyen sürüyle Türk, Atatürk’e oy verdi. Yüzbinlerce. O zamanlar Türkiye’de internet kullanan 2 milyon insan yoktu.

Amazon, internette kurulup internet sayesinde büyüyen dev bir şirkettir.

Google’da öyle, YouTube’da.

Wikipedia, internet üzerinden yürüttüğü kampanya ile yaklaşık 35.000 kişiden bağış topladı.

Firefox, internet kampanyaları ile %35′lik pazar payı gibi bir rakama ulaştı; artık bir marka ve vakıftır. Web sunucusu piyasasının %70′ini elinde tutan Apache’de, internetteki olumlu mesajların doğru yerlere ulaşmasının sonucudur. Apache de, bir vakıftır ve gelirleri de az filan değildir.

Zekanızdan çok tombilliğinizden söz ediliyor olması konusunda başka olasılıkları da düşünmelisiniz belki.

Sonuç: Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Sonuçtan çıkardığım sonuç:

1.Internet sitenizin fiziki bir binası bulunmalı. Önemli olan fikirler değildir, gayrimenkullerdir. (Dünyada mekan, ahirette iman). Yeni ortaya çıkan düzen (Internet), eski düzende mücadele eden erke göre uyarlanmalıdır.

2.Sitenizin itibarı açısından etkileşimli olması şarttır. Bu açıdan bakarsak, Google’ın, Technorati’nin, Veropedia’nın filan Akşam gazetesi kadar itibarı yoktur. Çünkü bu sitelere yorum yazamazsınız.

3.Müşteriniz olmasa bile, CRM (Müşteri ilişkileri yönetimi) yazılımı şarttır; üstelik bu yazılımın ciddi olması gerekmektedir. Sulu, muzip ya da lakayt CRM yazılımlarına dayanan siteniz değersiz olacaktır. Mesela, Tomshardwareguide, imdb, beyazperde.com filan gibi siteler hiç ciddiye alınmamaktadır, zira ciddi, hatta gayrı ciddi CRM yazılımları kullanmazlar.

Dolayısıyla, bu yazdıklarımın da bir önemi yoktur. Zira ben de CRM yazılımı kullanmıyorum. (neden kullanayım ki?)

Siz hangi CRM yazılımını kullanıyorsunuz Ali bey?

Popularity: 12% [?]

blog, toplum, web, pazarlamaMahmud Ahmedinecad’ın anladığını anlamamak

Nov29

          0 oy

Mahmud Ahmedinecad’ın anladığını anlamamakMahmud Ahmedinecad, muhtemelen tahmin ettiğimden çok kişinin bilmeyeceği üzere, İran Devlet Başkanı.

“Şeriatçı yobaz” diye kestirip atamıyorum; çünkü “devletler böyle çalışmıyor”. Ahmedinecad, aslında Hıristiyanlığa inanmış, ardından ateist olmuş biri bile olabilir; sadece siyasi çıkar ilişkilerinden dolayı ianmış şeriatçı rolüne soyunmuştur belki de. Bilemeyiz.

Gelgelelim, bence büyük bir devlet adamı Ahmedinecad. Muhtemelen Türkiye’nin 20-30 sene daha göremeyeceği kadar büyük bir devlet adamı.

ABD’ye kafa tuttu; hatta zekice hamlelerle adamları tuzağa düşürdü. Dünyanın en güçlü ordularından ve ekonomilerden biri İran. Biz buradan bakınca yobaz ve şeriatçı bir ülke görsek de, üniversiteleri, bizimkilerin aksine tıkır tıkır çalışıyor. Hatta geçenlerde, AIDS’in ilerlemesini yavaşlatan bir tedavi açıkladılar ve tamamen bitkisel tabanlı olduğunu ileri sürdüler. Bu alanda hiçbir uzmanlığım olmadığı ve iddiaları da inceleyemediğim için, elbette doğrudur ya da yanlıştır diyemem. Gelgelelim; bu konuda benden çok daha temkinli, zeki olması beklenen bazı “yerli otoriteler” -ki bunlar tıp profesörleri!- “olmaz öyle şey” dediler. Bu “olmaz öyle şey” açıklamalarını gazeteler manşetten duyurdu. Fakat, manşetin altındaki “zavallı” gerçek şuydu: “Bilim otoritelerimiz”, iddiaları inceleyip yanlış olduğunu tesbit etmemiş, “İranlılar beceremez(!)” tarzı sefil bir yaklaşımla beyanat vermişlerdi!

İşte Türkiye’nin hali…

Ama asıl bahsetmek istediğim bu değil.

Bizde “siyasetçiler”, seçimlerde köylere gider, her önüne geleni şap şup öper, kahvede “geldimi namaz vakti ağalar, camiye gidip bir namaz kılalım” diye ucuzluk yaparlar.

“Şeriatçı”, hatta zekası hakkında bizim basında abuk sabuk yakıştırmalar yapılan Ahmedinecad, blog açmış! Hem de 4 dilde!

Ahmedinecad’a demokrat diyen taş olur da, niye “halkın içinde gözükmeye pek meraklı” siyasetçilerin blogları yok? Ahmedinecad’dan daha mı çok işleri var?

Üstelik blogunda bir hayli demokrat tavırlar gösteriyor!

Gelen bazı yorumlar:

Shut up please, would you? I get headache reading your nonsense stuff.

I think you are an evil leader. Freedom and tolerance are necessities in this day and age, and the fact that your country kills intellectuals, journalists, minorities, etc. is horrible and deeply disturbing.

I hate you. you are retarted. that simple mentally retarted

Tabi muhtemeldir ki, Ahmedinecad’ın “yardımcıları” tarafından kaleme alınmış birsürü övgü dolu sözler de var; çoğu da ABD vatandaşlarından(!) gelmiş.

Ama adamlar, kötü eleştirileri de yayınlamışlar. Elbette çoğu sansürlenmiştir ama, siz Türkiye’de bir siyasetçi ya da bürokrat’ın blog açıp, “kardeş sen gerizekalısın” içerikli bir yorumu yayınlayacağını düşünebiliyor musunuz?

Ahmedinecad, oldukça kısıtlı bir kitleye bile olsa, çok pozitif bir tanıtım yapıyor. Blog girdilerini okusanız, İran’ı dünyanın en demokratik devleti sanırsınız!

Aslında, Ahmedinecad’ın yaptığını Batı demokrasileri bile yapamıyor, sorun sadece bize özgü değil.

Emekli olduktan sonra, ABD’li işadamlarına pazarlama dersi verirse şaşırmam!

Okumak isteyenler için://www.ahmadinejad.ir/

Bloglar, bir kişi/kurum hakkında sizde bir kanaat oluşmasını sağlar mı?
View Results

Popularity: 4% [?]

öylesine, kadınTerk edildim psikolojisini atlatmak

Sep29

* * * ½   2 oy

Terk edildiğinizde iki kötü şey olur: Birincisi, sevdiğiniz ya da sevdiğinizi düşündüğünüz kişiyi unutmak zorunda kalırsınız. Bunun detaylarına girecek değilim, hayal gücünüzle boşlukları doldurun. İkincisi, egonuz ezilir. Bu daha ciddi bir sorun; zira 8 milyar insan karşılığında, sadece bir egonuz var!

Tedaviye iki numaradan başlayın. Unutmayı kendi başına bir faaliyet olarak görenler, bu yüzden başarısız olur ve acı çekerler. Mümkün olduğunca evde durmayın. Alkolden filan kesinlikle uzak durun (alkolik olursunuz ya da aşırı kilo alabilirsiniz). Film seyredecekseniz, komedi ve vurdulu kırdılı filmleri seçin. Hatta 2001, Şeytanın Avukatı filan gibi ciddi filmlerden de uzak durun; çünkü içlerinde illaki "ebedi yalnızlık, dualizm, hede hödö" gibi cansıkıcı öğeler bulursunuz. Pornodan da uzak durun, hatta daima uzak durun.

En iyisi, süper, hatta hipermarkete gidin. "Ulan herkes çift, ben sap" psikolojisine girmeyin. Aslına bakarsanız, tek başına alışveriş edebilmek erkeğin en büyük gücüdür. Kadınlar genelde size ilk kez alışverişte meydan okurlar, istediğinizi almanıza,hatta bakmanıza karşı çıkarken, sepetleri ardı ardına kendi egemenlik alanlarına özgü şeylerle doldururlar. Evli erkekler, bu yüzden genel olarak biraz daha güçsüzdür, sinmiştir.

Reyonlarda beleş birşeyler dağıtıp promosyon faaliyeti yürüten hatunlarla ayaküstü laflayın. Güzel çirkin demeyin, konuşun. Konuşun derken, yavşamayın. "Sucuk çok güzelmiş, ama benim evde bunun menbası var, gel bana seni sucuk prensesi yapayım" gibi gereksiz ve çıkmaz yollara girmeyin. Kibar ve olabildiğiniz kadar seviyeli olun İşlerinin doğası gereği size nazik davranmak zorundalar, bu da ilk günler için yeterli.

Eğer benim gibi bekar ve tek başınıza yaşıyorsanız, artçı şokları da atlattıktan sonra "ava" başlayabilirsiniz. Yine marketleri tavsiye ederim. En iyi saatler, akşam 6-9 arası. Unutmayın, amaç birini baştan çıkarmak değil, sadece egomuzu onarmaya çalışıyoruz! Klasik numaralardan biri, yalnız kadınlardan yemek tarifi almaktır (alyansa bakmayı refleks haline getirmişseniz bundan kurtulun!). Yapmayı bildiğiniz bir yemeği seçin. Mesela, "ya ben patlıcan musakka yapacağım" diye elinizde kabakla gezmeniz komik olur! Sofistike yemek isimleri seçmeyin; birçok kadın sanılanın aksine, yemek yapmayı bilmez. Kek gibi birşey seçmeyin; bu durumda potansiyel sohbet çok kısa olacaktır (Dr Oetker’in kutusunu al, tamam -mersi, iyi akşamlar). Sohbet ilerlerken uzatmanın muhtemel yolları vardır, kasada arabayı boşaltmasına yardım etmek gibi. Arabasına kadar eşlik etmeyi teklif edebilirsiniz, izin verirse işler birazcık yolundadır diyebiliriz. Daha iyisi, kafesi olan yerleri seçmek. Birşeyler içmeyi teklif edebilirsiniz. Sizin için ölecek durumda da olsa fazla ümitlenmeyin; çünkü muhtemelen yorgundur, acelesi vardır, evde birileri yemek bekliyordur. O yüzden hayır’a hazırlıklı olun.

Popularity: 10% [?]


1, toplam 3 sayfa123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş