* You are viewing Posts Tagged ‘intel’

AMD, Intel, leblebi, çekirdek

karpuz.jpgSıkıldım bu çekirdek savaşlarından. Intel 80 çekirdek çıkaracakmış, AMD “valla 8 yapmam, 16′da gözüm yok” demiş, 16 çekirdekli AMD işlemciler yoldaymış, ben bekleyemem çatlarım diyenlere önden 8 çekirdek vereceklermiş. AMD Phenom’a 3 çekirdek yetermiş. Intel 4 çekirdeği çok ucuza verecekmiş, tek çekirdeği Kızılay dağıtacakmış.

Bu çekirdek mevzusu karpuz kavun çekirdeği gibi değil. Toprağa diktinmi işlemci çıkmıyor. Karpuzun aksine işlemcinin bol çekirdeklisi makbul. Yani saat hızı yüksek olsun ama az çekirdekli olsun demeyin.

“oo 80 çekirdek çıksın, ben ondan alırım, artık 15 sene yeter bana” diyenler heveslenmesinler. Seneye 120 çekirdek çıkar. Bir bakarsınız Half-Life 3′ün sistem gereksinimleri bölümünde “minimum 36 çekirdek” gibi alışık olmadığımız ifadeler yer almaya başlar.

Neredeyse 20 senedir PC alıyorum; Moore yasası nereye kadar bilmem ama Murphy yasaları ölene kadar geçerli…

Birincisi, aldığın PC, ilk gün bir öncekinden %30, ertesi gün ise aynı hızda çalışmaya başlar.Aldığınız işlemci ne kadar güçlü olursa olsun…

Her sene, en az 100 dolar CPU masrafın olur (ortalama)

Boşuna “ileri dönük bir anakart ve RAM alayım” demeyin; CPU değiştirirken her nasılsa elinizdeki anakarta uymaz. Uysa da doğru dürüst çalışmaz.

Dergilerde ve web sitelerinde oyun grafikleri harika görünürler, ama elindeki CPU ve ekran kartı o kaliteye yetecek kadar pahalı değildir. Ekran kartı ve CPU’nu yenilediğinde ise o oyun artık tarih olmuştur ve grafikleri Pacman gibi gelir sana.

Eski bilgisayarına Linux da kursan hızlı çalışmaz.

Eski bilgisayarını yazlıkta kullanamazsın; bütün kış saklar, yaz gelince “ulan bu da tarihi eser olmuş” deyip mecburen yenisini alırsın.

RAM fiyatları sürekli düşer ama fiyatı düşen RAM’ler senin anakartına uymaz. Uyanların ise “abi onları artık yapmıyorlar” bahanesiyle fiyatları şişirilmiştir.

“Anakart ve işlemciyi değiştireyim yeter” diye girişilen naif upgrade maceraları, önce RAM, sonra ekran kartı, sonra diskler, nihayetinde ise kasanın değişmesiyle sonuçlanır. Genelde kapağı zor açılan, doğru dürüst okumayan CD ve DVD ROM’lar ise, “yeni bilgisayar almadım, upgrade ettim” bahanesini ileri sürebilmek için yerinde bırakılır.

Alışverişe gidildiğinde daima hedeflenen bütçe aşılır. Battı balık yan gider mantığıyla, genelde ihtiyaç dahilinde olmayan başka parçalar da alınır.

Iphone Extreme,Intel’in mobil platform planları,Intel Menlow ve Moorestown

İphone Extreme,Intel’in mobil platform planları ve Intel Menlow ve MoorestownYeni sayfalarında yok ama, http://www.apple.com/feedback/iphone.html adresinde, HTML kodlarına baktığınızda bir “iPhone Extreme” ifadesi görüyordunuz. Bu ifade, iPhone’un Extreme modelini çıkaracağı yolunda spekülasyonlara neden oldu. Elbette, Apple, iPhone ile yetinmeyecek ve rakipleri hızla artıp daha iyi özellikler ve daha makul fiyatlar sunarken, aynı iPod’da yaptığı gibi, bol bol model çıkaracaktır.

Apple’ın Intel yakınlaşması ve Intel’in giderek mobil ve (gömülü) sistemler içine girme isteği, bir sonraki iPhone modelinin Intel’in embedded platformunu kullanacağı yolunda spekülasyonlar oluşmasına neden olmuş.

Bahsedilen platform halihazırda mevcut ve kod adı Menlow. Moorestown ise sonraki aşama için planlanıyor. Menlow platformunda -evet;Menlow bir chipset ve CPU’dan oluşan komple bir platform- Silverthorne kod adlı bir işlemci ve Paulsbo isimli bir cihpset var. Standby modunda sadece 0.55 Watt harcıyorki, şu an laptoplarda kullanılan ULV (Ultra Low Voltage) Core işlemcilerden bile kat kat düşük bir değer. Yine de, ARM’a ancak yetişebiliyorlar.

Menlow platformu ve onun CPU’su olan Silverthorne, 64 bitlik bir platform ve x86 uyumlu. İlk etapta, UMPC‘lerde kullanılacaklar; ancak Intel yavaş gelişen UMPC pazarı yerine, gözünü cep telefonlarına dikmiş gibi görünüyor.

asus r3 umpcFotografını gördüğünüz Asus R3, Menlow platformunu kullanıyor. Moorestown‘un ise 2009-2010′da çıkması bekleniyor. Intel’in amacı, 2010′a kadar, elektrik tüketimini mevcut platformlara göre 10 kat düşürmek.

Intel Moorestown platformunun Menlow’dan en büyük farkı, bir SoC (System On-a-Chip) olması. Yani CPU ve diğer tüm entegre devreler, tek bir silikon katman üzerinde olacaklar; gerçek ve ultra düşük enerji tüketen rakip platformlarda olduğu gibi. Bu yaklaşım sayesinde devre kartlarını tasarlamak kolaylaşıyor, ilk yatırım maliyetinden sonra sistemi üretmenin maliyeti düşüyor ve enerji tüketimi de kayda değer oranda azalıyor.

Intel, 2009′da çok yüksek olasılıkla üretimi 0.32nm makinalarda yapacak. 0.45nm, çift çekirdekli Penryn’lerin bile 25 Watt tüketecekleri düşünülürse, genelde 1 Ghz ya da altı frekanslarda çalışacak bu işlemcilerin rahatlıkla 5 Watt altına düşeceklerini kestirebiliriz. Hatta, Intel’in 2010′da ATI (AMD) ve Nvidia‘ya rakip olarak çıkaracağı GPU Larabee‘nin “basit” sürümleri, aynı yılda Moonstown platformuna entegre edilebilir.

AMD ise Xileon ile şansını deneyecek, onların en büyük kartı ise, ATI‘nin yıllardır cep telefonları için GPU üretiyor olması.

Intel IDF Moonstown Menlowbig_idf_mobility_22.jpgintel_moorestown.jpgintel-menlow.jpg

Benim fikrim, bu gelişmelerin Nokia, Motorola ve Samsung gibi cep telefonu üreticilerinin hiç de hoşuna gitmeyeceği yönünde. Intel, şu an tek bir PCB üzerinde WIMAX,3G, GPS gibi özellikleri destekliyor. Moonstown ile, bu tek bir yongaya inecek. Dolayısıyla, artık cep telefonu geliştirmek, uydu alıcısı kadar, hatta daha kolay bir hale gelecek. Bunun sonucu olarak, önce Asus gibi tecrübeli bilgisayar parçası üreticileri, sonra Uzakdoğu menşeli çok sayıda üretici, özellikle görselliği ön plana çıkarabilirlerse, eski üreticilerden ciddi bir pazar payı koparacaklardır.

Intel ve OLPC el sıkıştı: Intel’in nihai hedefi ne?

Intel ve OLPC el sıkıştı: Intel’in nihai hedefi ne?Engadget’taki habere göre, Intel OLPC projesi ile el sıkışmış; Nisan 2008 başında OLPC projesi için üretilen ilk kopyalar denenmeye başlayacaklar. AMD, birkez daha kaybetti; zira OLPC’nin işlemcisi AMD Geode tabanlı olacaktı. Bu arada Intel, Classmate PC projesini de sonlandırmış değil. Bu oldukça ilginç bir durum. AMD ve Intel aynı projedeler. Intel, kendi konseptini kabul ettirmek için uğraşırken, rakip projeye de destek veriyor. Bakalım neler olacak…

Intel ve OLPC, uzun zaman birbirlerine saydırıp durdular; Intel OLPC ile dalga geçti, OLPC’de Intel’i vahşi kapitalist,emperyalist şirket ilan etti.

Ben Intel’in nihai amacının, OLPC için işlemci üretmek olduğunu sanmıyorum. Hatta Intel, daha önce OLPC projesinde yeralan AMD’nin devreden çıkmasını bile umursamıyordur. Kuşkusuz bu AMD için sinir bozucu bir haber; önce masaüstü, sonra sunucular alanında kaybettikleri mevzilere böylece bir yenisi daha eklendi. Ancak, OLPC, toplam işlemci satışının çok küçük ve tatsız bir yüzdesini oluşturuyor, hepsi bu.

Intel’in asıl hedefi bence AMD filan değil, ARM. “Olmadı,daha olmadı,seneye de olmaz” desekte, dünya insanı ister istemez bilgisayarları, laptopları cep telefonuna sıkıştırmak zorunda kalacak. Bu sektörde müthiş bir canlılık var ve üreticiler mobil teknolojileri yaygınlaştırmak için inanılmaz para ve çaba harcıyorlar.

Bu alanda Intel’in esamesi okunmuyor. Bugün en becerikli, çok satan ve arzu edilen telefonların içinde ARM işlemciler var. Intel’in Xscale işlemcisi bile esasen ARM tabanlı ve bunun için elbette belli bir lisans ücreti ödüyorlar.

intel xscale arm tabanlıCep telefonlarıyla ilgili temel sorunlardan biri şu: yazılım geliştirmek zor ve yavaş; zira ARM işlemcisi, dünyanın en geniş programcı tabanına sahip x86 mimarisinden radikal derecede farklı. Sun, Java ile bu boşluğu doldurmaya çalıştı, ancak mobil cihaz programcılarının sayısı istenen ölçüde artmadı. Java, yavaş olduğu kadar, program yazmak için yanıp tutuşacağınız bir dil değil.

Nokia bunu anladı ve Python’u desteklemeye başladı. Gelgelelim, Pyhton uygulamaları çalıştırabilen telefonların oldukça güçlü olması gerekiyor. Bunun tercümesi: ağır, pahalı ve büyükler.

Intel, x86′ları, embedded işlemciler gibi, mobil cihazlara sokacak. Bu bir tür “platform domination”, “x86 everywhere”. Fazlasıyla azimli bir çaba ve ciddi sorunlar var: x86 mimarisi, özü itibariyle verimsiz. Çok yüksek düzeyde elektrik tükettiği gibi, fazla ısınıyor ve sofistike bir yapısı var.

Gelgelelim, Intel, saat hızı yarışından vazgeçip, çekirdek sayısını artırmaya yönelince bence bu çabasının yan ürünü olarak mobil platformlara da girebileceğini uzun süre önce gördü. Düşünün; Intel 80 çekirdekli işlemcilerin en fazla 2-3 sene içinde gerçek olacağını söylüyor. Bunun anlamı, litografi teknolojisinde son derece radikal ilerlemeler olacağı. Yani 3 sene sonra 0.65, 0.45nm gibi rakamlar değil, 0.065 Nm gibi rakamlar telaffuz edebiliriz. Nanoteknoloji, ciddi olarak devreye giriyor; zira 80 çekirdekli işlemciyi mevcut anakart ebatlarında üretmek imkansız!

Eh, gerisi çok zor değil. 80 çekirdekli işlemciden pekala bir ya da iki çekirdeği ayırdığınızda, cep telefonu içine girebilecek, şu anda masaüstü bilgisayarlarda kullandığımızolpc intel ve amd karşı karşıya performans düzeyinde ve muhtemelen mevcut ARM9 ve ARM11 işlemcilerden bile az tüketen bir işlemci elde edeceksiniz.

Reel olarak çok uzakta değil bu tip işlemciler. TILE64 gibi, 64 çekirdekli, embedded uygulamalar için kullanılacak işlemciler zaten MIT tarafından geliştirildi ve üretildi. Tamam; bunlar RISC tabanlı işlemciler ama, ortada çalışan bir örnek var.
Bunun gelecekteki anlamı şu: Artık masaüstü bilgisayarınızda herhangi bir dille yazdığınız uygulamayı, cep telefonunuza atıp çalıştırabileceksiniz. Elbette ciddi programlar için bir miktar optimizasyon yapmak gerekecek; örneğin işlemcinin kaç thread kullanacağını filan belirleyerek sistemin program çalışırken daha stabil kalmasını, işlemcinin programı daha hızlı çalıştırmasını isteyeceksiniz. Ya da hazır gelen bazı API’leri kullanarak dinamik güç yönetimiyle batarya ömrünü artırmaya çalışacaksınız. Ama bunlar olmasa da olur diyebileceğimiz detaylar.

Intel’in Linux üzerine gitgide daha fazla düşüyor olmasının nedenlerinden biri de pekala bu olabilir: eksiksiz bir cep telefonu platformu yaratmak. Şu an Linux’un bu alanda eksiklikleri var.

8 çekirdekli işlemciler Windows’a uyar mı? AMD ve Intel farklı mı düşünüyor, yoksa Intel Linux’a mı sokuluyor?

intel xeonIntel ilk kez çift çekirdekli işlemciyi duyurduğunda herhalde ilk uykusu kaçanlar “ciddi” programcılar oldular. Özellikle de, Adobe, şimdi Adobe’un olan Macromedia, oyun programcıları, vesaire. Çünkü özellikle sistem programcıları bilirler ki, tek bir CPU ile çok sayıda CPU ile anlaşmak arasında ciddi farklar vardır. Keyfe keder threading teknikleri, birden çok işlemciyle birlikte hayatın acı gerçeği haline gelirler. Üstelik, gerçekten etkin çalışan bir program yazabilmek için sürekli çekirdek yüklerini izlemek, görev paylaştırmak zorunda kalırsınız.

Gerçek şu ki, Windows ikinci çekirdeğe bile pek hazır değildi. Microsoft’un sunucu geçmişine bakacak olursak, UNIX tabanlı tüm sistemlerden (Linux, SUN Solaris, her türlü UNIX türevi) çok daha yeni olduğunu görürüz.

Yıllar önce, çok işlemcili masaüstü makineleri fanteziden ibaretti. Öte yandan, çok ama çok uzun yıllardır, UNIX tabanlı çalışan sistemler için bu sıradan bir olaydı.sgi mips Çünkü UNIX’in (ya da türevlerinin) olduğu yerde yüksek işlem gücü gerektiren uygulamalar vardı. Nitekim, aslında SGI’ın,SCO’nun her an batacak durumda olması, Sun’ın da fena halde silkelenmiş olması işte bu işlemci devriminden kaynaklanıyor. Eskiden Sun ve SGI gibi üreticiler, özel ve çok işlemcili, ölçeklenebilir masaüstü ve sunucu sistemlerini mutlu mesut savunma sanayine, Hollywood’a, araştırma merkezlerine satar ve keyiflerine bakarlardı. x86′lar çekirdek artırmaya başlayınca durum değişti. Bu işlemcilerin arkasında AMD ve Intel gibi devler vardı; evet, mimarileri çok harika filan değildi ama kaba kuvvetle işi çözüyorlardı, ucuzdular ve insanlar x86 üzerinde program geliştirmeye bayılıyordu. Sonrasını zaten biliyoruz.

Kabul edelim; Windows’un çoklu işlemci desteği mükemmel olmasa da çok yol aldı. Bunun sıkıntısını hep çekecekler, çünkü UNIX’in aksine, Windows “bilgisayara dair herşeyin aslında ağın bir parçası olduğu bir işletim sistemi” değil. Sun Sparc ve SGI MIPS programcıları çok uzun yıllardır programlarını çoklu işlemci ortamına göre optimize ediyorlar, daha doğrusu optimize etmiyorlar, çünkü “gerçek bu”.

AMD, geçenlerde 8 çekirdekli işlemcilerle ilgilenmediklerini, çünkü 4 çekirdekten sonra programların diğer çekirdeklerden bir fayda sağlamadıklarını söyledi. Bu kısmen de olsa doğru. Doğru olan kısmı şu; 8 çekirdek için optimize edilen -hatta 4 çekirdek için bile- bir Wİndows uygulaması yok. Öte yandan, AMD maddi olarak yeterince güçlü değil ve herkes biliyor ki, 8 çekirdekli işlemciyi Intel’den ucuza tasarlaması ve üretmesi mucizelere bağlı. Intel’in fabrika gücünün yarısına bile sahip değiller.

ntel de 8 çekirdeğin fazla bir numarası olmayacağını anlamış olacakki, bu sıralar mevcut Core Duo işlemcilerin saat hızını artırmakla meşgul. Elbette sekiz çekirdek gereksiz filan diyemeyiz; ama elektrik tüketimi (ve fiyat)başına işlem gücünün dramatik şekilde düştüğü ortada.

sgi tezro

Bu noktada Linux, hatta (OPen) Solaris, çok güçlü oyuncular haline gelebilirler çünkü Intel 8 çekirdekli işlemciyi piyasaya sürdüğünde, en etkin ikilinin bunlar olacağı ortada. Bununla birlikte, masaüstü kullanıcısı da 8sun niagara t1 çekirdeğin ekonomik bir çözüm olmadığını anlamayacak kadar saf değil. Intel’in şu anki üretim teknolojisi ile, 250 watt’dan az harcayan bir 8 çekirdekli işlemci çıkarması mümkün görünmüyor. (Çok ciddi bir cache optimizasyonu yapmadığı sürece). Sorun, sunucu üreticilerinin 8 çekirdeğe nasıl bakacağı: bence böyle bir ihtiyaç yok. Elbette var; ama Internet patlamasının olduğu yıllardaki gibi, süperbilgisayar gücündeki sunucular peynir ekmek gibi satılmıyor. Kısacası, bu bir pazarlama hatası olur. Demekki, tüketimi ve fiyatı fazla önemsemeyen, “otaku” sahibi masaüstü kullanıcısını işin içine çekmek gerek.

Peki bu nasıl olur? Kafamdaki cevap çok karmaşık. Microsoft’a tek bir darbe vurma şansım olsa, “DirectX” derdim. Bu da uzun ve riskli bir yol: SGI’ın elinden tutup Open GL’i yeterince kolay kullanılır hale getireceksiniz, SDL’i yaygınlaştırıp basitleştireceksiniz, belki satmayan Playstation 3′ün sahibi Sony ile anlaşıp Playstation 3 SDK’sını açacaksınız, oyun geliştiricilere önemli maddi avantaj sağlayacaksınız. Sonuç? Cross platform oyunlar. Geriye tek iş kalır; zaten Linux dünyasına girmeye hevesli ama acık tereddütlü olan Adobe’u ikna etmek. Sonra, HP,Dell,IBM (Yeni Lenovo) başta olmak üzere, hiçbir üretici Windows yüklü makina satmaya yanaşmaz ve bir sabah uyandığımızda neredeyse tüm bilgisayarlarda, eskiden olduğu gibi UNIX türevlerinin çalıştığını görürüz.

Biraz “hayalperestçe” gelebilir, ama bundan 20 yıl önce de, tam dediğim şeyi Microsoft yapmıştı.

1, toplam 1 sayfa1