* You are viewing Posts Tagged ‘komplo teorileri’

Bilgisayar dünyasındaki en korkunç gelişmelerden biri: Cloud computing

Cloud computing yeni bir fikir değil: Temelinde, çok uzun süre önce ortaya atılan SaaS (Software as a Service) fikri var. Yani, yazılımı bir “servis” gibi kullanmak. Google Apps’i, Gmail’ı, Google Office’i, hatta Facebook’u düşünün. Cloud computing, en primitif haliyle bu.

Web 2.0 ile şekillenmeye başlayan RIA (Rich Internet Application) yönelimi de bunun için; Internet’te gezinirken şık ve hızlı arayüzler istiyorsanız zaten AJAX yeterli. .Net platformu ve JAVA da aslında adı koyulmadan önce RIA deneyimi sunmayı hedefliyorlardı ama olmadı. Adobe AIR ise, bastırıyor. Microsoft, Silverlight ile bebek adımları atıyor.

Cloud Computing fikrinin arkasında Yahoo,Google,Amazon,HP,IBM,Intel,Microsoft ve SAP gibi şirketler var…

Herşey web tabanlı olacak-yazılarınızı web tabanlı bir editör ile yazacaksınız. Grafik tasarım programınız, “cloud” içindeki sunucu üzerinde çalışacak. Aslında bunu bir tür Terminal Server-Thin Client uygulaması gibi de görebilirsiniz. Masaüstünde çok kuvvetli bir bilgisayara ihtiyacınız olmadığı gibi, kullandığınız işletim sisteminin de bir önemi yok. Hatta, masaüstü bilgisayarınız kendini Internet üzerinden bile boot edebilir. Kısacası, işletim sistemine bile ihtiyacınız olmayacak.

Bu, RFID fikrinden sonra en büyük kölelik sistemi!

Yaptığınız herşeyden, saydığım endüstri devleri, kuvvetle muhtemel kendi devletiniz, ve neredeyse kesin olarak ABD’yi yönetenler -minik Bush gibi kuklalar değil, o zaten gidiyor!- haberdar olacaklar.

Bu “babalar”, neyle meşgul olduğunuzu, kimden kıllandığınızı, neye gıcık olduğunuzu, çalışma ve uyku alışkanlıklarınızı, cinsel fantezilerinizi, nelere para harcadığınızı ve hayatınıza dair ne varsa akla gelen gelmeyen herşeyi öğrenecekler.

Bütün dünya artık masaüstü bilgisayarları terketmeye başlayınca, yapabilecekleriniz de denetim altında olacak!

Yazılıma sahip olma hakkınızı tamamen kaybedeceksiniz. Zaten kapalı kaynak kodlu yazılımların hemen hiçbiri size yazılımın gerçek anlamda mülkiyetini vermiyor. Ama Cloud Computing gerçek ve alışıldık bir şey olursa, kullandığınız yazılımın fiyatı üzerinde de bir denetiminiz olmayacak. Mesela, faturayı geç yatırdığınız için PDF okuyucunuzun kesilmesi gibi komik durumlarla karşılaşabilirsiniz! Hele, Türkiye’de bu işin komedi ve rezalet boyutunu hiç düşünmeyin!

Şu an Internet kesildiğinde nasıl da kıvrandığınızı düşünün.

“Adı lazım değil”, bazı devletler, bu sefer insanların hangi sitelere girebileceğini değil, hangi faaliyetlerle uğraşıp uğraşamayacağını da denetleyecek.

Bir de işin para kısmı var.

Komik olan, “bu yola baş koyanlardan” olan Oracle’ın kurucusu Larry Ellison’ın da işin çivisinin çıktığına ve herşeyin laf salatasına dönmeye başladığına inanması..

“The computer industry is the only industry that is more fashion-driven than women’s fashion. Maybe I’m an idiot, but I have no idea what anyone is talking about. What is it? It’s complete gibberish. It’s insane. When is this idiocy going to stop? “

(Bilgisayar endüstrisi kadın modasından bile moda etkisinde. Belki ben gerizekalıyım ama bu konuşulanlar hakkında hiçbir fikrim yok. Tamamen zırva. Delilik. Bu aptallık ne zaman bitecek?)

Toryum ve uçak kazası

Toryum ve uçak kazasıTürkiye’de bir habere magazin katmadıkça ilgi çekmesi pek mümkün değil.

Geçen hafta bir uçak kazasında 56 kişiyi kaybettik ve güzide Türk basını bundan nasıl prim yaparım sevdasına kapıldı yine…

İddia şu: uçakta bulunan 6 akademisyen, Toryum reaktörü geliştirip, Türkiye’yi “sınırsız enerjiye” kavuşturacaktı. Bundan korkan “birileri”, uçağa sabotaj düzenledi!

Bahse girerim, yazıyı yazanlar herhangi bir nükleer reaktörün nasıl çalıştığını, çok kabaca bile olsa, bilmiyorlar. Medyaya özgü bir şımarıklık -ben bilmiyorsam cahil halk hiç bilmez!- ve komplo teorisi yaratabilmek güdüsüyle -çünkü gerçek ve etkileyici bir haber yakalama yetenekleri yoktur- zırvalamışlar.

Türkiye’nin en büyük Toryum rezervlerine sahip olduğu iddia ediliyor, bu doğru değil. İşte bu da belgesi; üçüncüyüz: http://www.world-nuclear.org/info/inf62.htm

Gelgelelim, her madenci, jeoloji ya da jeofizik mühendisinin bildiği üzere, rezervlerin çokluğu başlı başına bir anlam ifade etmez. Özellikle de, toryum gibi işlenmesi çok zor ve pahalı olan madenler için.

Daha “aleni” gerçeklerden bahsedelim. Bugün toryum reaktörü “gerçektir”; doğanın gizemi filan değildir.

Hindistan’da çalışan iki örneği var. Prof. Dr. Saleh Sultansoy’un söylediğine göre (http://ocean.phys.boun.edu.tr/~engin/web/vizyon.htm), Hindistan 1950′lerden beri Toryum reaktörleriyle uğraşıyor zaten. Hiçbirşey bilmiyorsanız, verirsiniz parayı, Hindistan size toryum reaktörünüzü kuruverir! Yok, biz çok biliriz diyorsanız, 57 sene geriden araştırmaya başlarsınız.

KAMINI reaktörü ile ilgili bilgi alabileceğiniz bir link de vereyim; medya okusun da anlasın(!):http://www.dae.gov.in/ni/nisep02/xx/kamini.htm. 1996′dan beri faal; deneysel bir reaktör ve 30Kw gibi az bir enerji üretiyor.

Ha, “biz yapalım” derseniz, hayal kurmayın derim. Daha birinci nesil bir çalışan, enerji üreten bir reaktörümüz yok. “Küçükçekmecede, İTÜ’de var” filan derseniz o ayrı; bulundukları bölgedeki ampulleri yakamayacak, deneysel reaktörler bunlar. Ayrıca, “yerli imalat” filan değiller.

Pardus’u çıkardı diye yere göğe koyamadığınız TÜBİTAK, atomla matomla pek ilgili değilmiş Saleh Hoca’ya göre, bakın ne diyor:300 den fazla geniş kullanım alanına sahip (enerji üretimi bunlardan sadece biridir) hızlandırıcı teknolojisini TÜBİTAK gündemdışı tutmak için her türlü gayreti sarf ediyor. TAEK iki yıl önce satın aldığı düşük enerjili elektron hızlandırıcısını halen kurmamıştır, 15 yıl önce devlet bütçesinden ödeneği ayrılmış cyclotron’un ihalesi defalarca iptal edilmiştir. Ülkemizde hızlandırıcı teknolojisi alanında AR-GE faaliyeti sadece DPT tarafından sağlanan asgari destek sayesinde yürütülebilmektedir. Bu faaliyet bile üniversite araştırma fonlarının kapatılması sonucunda DPT projelerinin yürütülmesinde karşılaşılan zorluklardan dolayı durmuş vaziyettedir.

Aslında, toryum reaktörü de biraz yanıltıcı bir isim; zira Hindistan’daki reaktörde Uranyum-233 elde etmek için kullanılıyor. Toryum kullanımındaki amaç, ucuz ve hızlı şekilde Uranyum-233 üretebilmek. Belli bir aşama kaydedildiği halde, kullanılabilir bir reaktör üretebilmek için uzun süre beklemek gerekecek gibi.

Bu alanda ne kadar geri olduğumuz aleniyken, birileri kalkıp, elimizde “koy depoya sonsuza kadar enerji üretsin” tarzı Toryum olduğunu iddia ediyor. Hindistan 57 senedir uğraşıyor, hala ticari bir reaktör üretememiş. ABD de öyle. Bizdeki üniversite öğrencisi sayısı kadar fizik profesörü, nükleer enerji üzerine çalışıyor dünyada. Sonra kalkıp medya, böyle aptalca, abuk sabuk, tamamen “gaza getirme” amacına yönelik balon haberlerle halkı uyutmaya, ölenlerin üzerinden prim yapmaya çalışıyor. Sanki çok büyük bilimsel buluşlar yapmışız da, bunun da hakkından gelmek an meselesiymiş gibi.

Bilim adamıyız diyen kitleyi de suçluyorum aslında. Basın, “anti-bilim” propagandası yaparken, bu insanlar çıkıp karşı bir hareket başlatmıyorlar. Saatlerdir Internet’te nükleer reaktör, toryum araştırıp duruyorum. Elimdeki nükleer enerji ile ilgili tek kitabı kullanmaya çalışıyorum. Lise düzeyi fizik bilgimle çıkardığım sonuçlar ancak bu kadar. Kendi gücüm,enerjim ve bilgimle -ki çok çok az- bilimi savunmaya çalışıyorum. Lütfen bir fizikçi, sesini duyurmak için birşeyler yapsın. Site ya da blog açacaksa, tüm altyapısını ve teknik desteğini gönüllü olarak ben sağlayacağım. Basında yer bulamayacaklardır; yazdıkları kitabı da ne ben anlarım, ne geniş kitleler anlayabilir.

Bunu yapmaya sıkılan,üşünen adam, lütfen ben “bilim adamıyım” demesin. Bu cehalet ve yobazlık ortamında, bilim adamının bilimi savunmak gibi vicdani sorumluluğu olmalı.

Bu görev, ben ya da benim gibi insanlara mı kaldı yahu! Saatlerdir kafa patlatıyorum. Üstelik bu kadar yazdığım şeyin 10 gömlek üstününü 10 dakikada yazarsınız, üstelik yazdığınız da ciddiye alınır!

1, toplam 1 sayfa1