* You are viewing Posts Tagged ‘linux’

Open Source bir iş modeli değildir diyenlere…

İktisatçılar süslü laflara bayılırlar; zira çoğu mahalle bakkalının gayet iyi bildiği arz-talep dengesi gibi düşünmesi ve ortaya çıkarması pek de fazla zeka gerektirmeyen teorilerden öte, fazla şeyleri yoktur. Biraz daha uyanık tüccarların pekala biryerden okumadan da akıl ettikleri Giffen Paradoksu gibi teorileri filan da vardır; “adının karizmatikliğine” aldanmayın. (Giffen Paradoksuna göre bazı malların fiyatı düştükçe talepleri azalır; bunlar genelde kokoş kadınların,iktidarsız erkeklerin ya da zibidi veletlerin tükettiği bok gibi pahalı mallardır; ne bileyim, Rolex’i tutup Seiko fiyatına satarsanız ne Seiko alıcısı, ne de Rolex’e para gömüp sağa sola hava basan kişiler alır.)

Bu sıralar ekonomik kriz dolayısıyla Apple Microsoft’a, Microsoft ise Linux’a ayar vermekle meşgul. “Ne halt etsekte fasülye sayıcıları tarafımıza çeksek” diyen “endüstri analistleri”, birer ikişer taraf seçmeye başladı. Malum; her kriz yeni bir fırsat doğurur…

Özgür yazılım bir iş modeli değilmiş.

Ekonomistlerin “nasıl iş yaptığını” son krizde gördük. Borsa denen at yarışı simulasyonu batınca, “gerçekten üreten” şirketler de batıverdiler. Tabiki bu kadar basit değil; arada tahvil denen paçavralardan filan da bahsetmek gerek, onu da “açık pozisyon” filan gibi jargondan kelimelerle süslemeli. Birgün tahammül edebilirsem krizin nedenleri hakkında da yazarım belki, ama konumuz bu değil…

Ekonomistler, iş yapmadıkları halde iş öğreten varlıklardır. Kılavuzu karga olanın da burnu neden kurtulmaz,malumunuz.

Sonunda “onlar bile” anlayacakki, özgür yazılım bir iş modeli değildir; bu sektörde iş yapacaksanız elinizde kalacak olan son ve tek “iş yapma şekli” olacaktır.

Nokia, Symbian’a tamamen el koyduktan sonra, açık kaynak haline getireceğini açıkladı. Bu karardan sonra, her sene 300 milyon dolar lisans geliri kaybedecek Nokia. Bunu aptal oldukları, ya da insanlığa beleş bir cep telefonu işletim sistemi hediye etme lutfunu gösterecek kadar iyi olduklarından yapmadılar. Symbian patinaj çekmeye başladı ve Nokia gibi buna fazlaca bel bağlayan üreticiler, ne olursa olsun ekosistemi genişletme kararı aldı. Çünkü, artık Android gibi rakipler var. Sözgelimi Android ya da Windows Mobile gibi platformlar piyasaya hakim olmaya başlarsa, Nokia gibi bazı üreticiler yıllardır üzerinde oldukları platformu bir kenara atıp, elindeki kaynak ve iş gücünü yeni ortama uydurmaya çalışacak. Bu da, zaman ve para kaybı demek; üstelik bu arada pazarı kaybetme, hatta pazardan kaybolma riski de var!

Sun, batarken Solaris’i, Java’yı, hatta medar-ı iftiharı olan SPARC işlemcisini açtı. Ne kaybetti? Bugün hiçkimse, “yahu adamlar tasarımı açmışlar,hemen atölyede Sparc üretip piyasaya sürelim” diyemiyor. Sun, Sparc konusunda hala doğal tekel. Solaris artık “beleş” olduğu için daha çok alana giriyor ve Solaris kullanıyorsanız, zamanın birinde Sun sunucu satın alma şansınız yükseliyor. Ya da, işiniz çok ama çok büyürse, destek almak için yine Sun’ın kapısına gidiyorsunuz. Solaris kullananlar artınca, çok daha fazla insan, Solaris öğrenip bu işten ekmek kazanmayı düşlüyor ve Sun tarafından satılan kitapları, verilen kursları, sınavları para ödeyip satın alıyor. Sun, eğitimden de para kazanıyor.

Günün birinde Solaris programcısı ile Windows programcısı sayısı kafa kafaya gelirse, Solaris üstünde Far Cry’da oynarsınız.

Eskiden şirketler kimsenin kullanmayacağı, genelde uyduruk, adam gibi çalışmayan, kırpılmış araçlarını açık kaynak diye dağıtır, arada reklam yapar, sempati toplardı. Şimdi, Symbian gibi, Solaris gibi “ağır toplar” özgür yazılım haline geliyor.

Bu ortamda, “benim sistem daha güzel, ben beleş vermem” diye tutturursanız, 1 doların hesabını yapan insanlar ve şirketler malınızı almazlar.

İşin doğrusu, sektör öyle bir noktaya doğru gidiyor ki, artık herkes “elimdeki herşeyi bedava dağıtayım ki tabanım olsun, sonra para kazanmak için ne yapacağımı düşünürüm” mantığında.

Microsoft ve Apple gibi bu yüzyıla ait olmayan şirketler hariç. Doğrusunu isterseniz Microsoft biraz daha insafa geldi; Apple ise hala herkesin sürekli iPod,iPhone filan alacağını düşünüyor olmalı.

Açık kaynak artık bir iş modeli filan değil; hayatın gerçeği. Ya bu deveyi güder, ya bu diyardan gidersin.

Ekonomik kriz ve bilgisayar sektörü

Dünya bir ekonomik krizle sallanıyor. Krizin nedeni herzaman olduğu gibi finansaldır; yani birileri gerçekte bir hiç olan kağıtlarla (para,bono,tahvil vs) oynuyorlar ve bunun etkilerinden üretenler ve çalışanlar etkileniyorlar.

Amacım ekonomik krizden bahsetmek değil. Ama hem iktisat mezunu olduğumdan, hem de bilgisayar sektöründen, ta orta sondan beri bir şekilde istemesem bile para kazanmış olduğumdan, kendimde bazı şeyleri değerlendirme ve eleştirme hakkı buluyorum.

Senelerdir birileri, Türkiye’ye “yazılım üssü olalım” gibi öneriler getiriyor.

Türkiye, “yazılım üssü” filan olamaz…

Nedenlerini şimdi uzun uzun açıklayacağım.

Üretim yapıyorsanız, iki şekilde para kazanabilirsiniz: Ya müşteriye direk satış yaparsınız, ya da daha büyük bir şirkete fason üretim yaparsınız.

Türkiye’nin direk müşteriye satış yapma şansı son derece kısıtlıdır. Çünkü biz, donanım ya da yazılım üreticisi değiliz. Bugün bir donanım ürünü imal etmeye kalkarsanız, herhangi bir AB ülkesi,ABD, hatta Hindistan, Pakistan gibi ülkelerle rekabet edemezsiniz. Nedeni açıktır. Bugün Hindistan, atıyorum PC anakartı üretmeye kalksa, iç pazarı bizim 10 katımızdan fazla. Dolayısıyla, bir Türk şirketi, tedarikçiden herhangi bir Hindistan şirketi kadar mal çekemez; dolayısyla onun aldığı fiyata mal alamaz.

“Gümrükle iç tüketiciyi korurum” diyemezsiniz; bilgisayar ürünlerinde gümrük vergisi %1.

ÖTV filanda zaten yerli yabancı her şirkete uygulanıyor.

Yazılımda herhangi bir ara ürüne ihtiyacınız olmadığı için, bu işi kıvırabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Cidden öyle mi? Şu an Hindistan, dünyanın en iyi matematik eğitimini alabileceğiniz sayısız üniversiteye sahip. Bilgisayar alanında da rakipleri Stanford gibi okullar. Sizin Türkiye’de, dünya sıralamasına girmiş bir okulunuz var mı? Yok.

Yarı-eğitimli, dünya ortalamasının altında eğitim almış bir kalabalıkla yazılım işine gireceksiniz. Olabilir; okul herşey değil. Bu insanları şirket bünyesinde de yetiştirebilirsiniz. Türkiye’de dünya çapında bir yazılım firması var mıdır? Yoktur. Demekki, sizin şirketlerinizin yetiştireceği işçiler de dünya ortalaması düzeyinde kalifiye elemanlar olmayacaktır. Üstelik, insan yetiştirmek şirketler için mali külfettir. Zaten dünya ortalamasının üzerinde maliyetlere sahipsiniz: spesifik alanlarda kalifiye eleman, Türkiye’de daha çok para alır. Çünkü arz azdır.

Şu an dünyada çıkan bilgisayar oyunlarının kadrolarına bakın, yarısından fazlası Rus. Kalifiye eleman yetiştiriyor Rusya, ve Rusların ABD şirketlerine maliyeti ABD,Kanada, hatta çoğu Hindistan vatandaşından daha ucuz.

Microsoft’a fason üretim yapabilir misiniz? Kısmen; örneğin Windows Vista’yı Türkler Türkçe’ye çevirirler. Kümülatif olarak baktığınızda ise bu bir artı değer değildir; zira Microsoft Windows Vista’nın Türkçe olması için birim başına 10 sent harcıyorsa, bunu size 100 küsur dolara geri satıyor!

Daha büyük işler yapmaya ise, acı ama, kifayetimiz yetmez.

Sorunu ortaya koyup çözümü düşünmemek kolaycılık olur.

Bu işin çözümü, hızla ve biraz da ite kaka, özgür yazılımı kucaklamaktır.

Hayır; Pardus markasını tescilleyip, dernek kuranları tehdit ederek değil!

Yazılım ithalatına %100 vergi koyarsınız; yapabiliyorsanız şayet. (Zira gümrük anlaşmalarımız var; burası Muz Cumhuriyeti değil, kafanıza göre Uluslar arası anlaşmaları ihlal edemezsiniz.)

Bunu yapamayabilirsiniz; ama başka çözümler var. Bugün her yazılımın, bazılarının çok iyi olmasa da, açık kaynak kodlu alternatifi var. Eğer ofis paketine ihtiyacınız varsa, OpenOffice yerine MS Office kullanmanızın herhangi bir makul açıklaması yok. İşletim sisteminde de durum böyle. Üretmeyen bir ülke olarak, PHP-Apache-MySQL varken, IIS-.Net-SQL Server’a lisans ödeme lüksüne sahip değiliz. Ha, Photoshop’a ihtiyacınız varsa, maalesef Gimp bir alternatif olmaktan çok uzak.

Peki Türkiye neden bunu yapamıyor, neden durup dururken gereksiz birsürü yazılıma tonla para ödüyor?

Bu bir politik kifayetsizliktir. Oturun, %100 Windows uyumlu, ondan çok daha iyi, fiyatı da 5 kat ucuz işletim sistemi yapın; bakın bakalım ABD devleti bunu kendi ülkesinde satmanız için size izin verecek mi? Elbette sizi açık açık kovmayacak; ama öyle vergiler, öyle zorluklar çıkaracakki önünüze, yokolup gideceksiniz.

Türkiye’nin yapması gereken şey kolaydır. Bütün okullara özgür yazılım şartı getirecek, 2 senelik meslek okullarında X,Y,Z şirketinin ürünlerinin lafı bile edilmeyecek. Özgür yazılım geliştiren insanları maaşa bağlayacak. Türk vatandaşı olması gerekmiyor; ABD’de örneğin Apache’yi geliştiren 3 kişiyi ülkeye çağırırsınız, size özel web sunucusu yazarlar. Türkiye, bu alanda reklamını da yapar. İşte o zaman, Türkiye’den biri, ben X yazılımı geliştireceğim dediği zaman, ABD’den, Japonya’dan, Fransa’dan sürüyle geliştirici omuz verir.

Kusura bakmayın; üniversite’de X şirketinin ürettiği IDE’de sağa sola tıklayıp 4 satır kod yazmakla ne programcı olursunuz, ne de yaptığınız işin bir akademik değeri vardır. Bırakın ABD’yi, Bulgaristan’a da gitseniz programcı olarak iş bulamazsınız. (Zaten Türkiye’deki akredite üniversitelerin sayısı bir elin parmakları kadar değil.)

Bunun için devleti mi bekleyeceğiz?

Devleti beklersek yandık. Türkiye’de, devlete baskı yapabilecek düzeyde bir örgütlenme yok bu alanda.

Biz yapacağız. Ama yapamıyoruz; çünkü açık konuşmak gerekirse miskiniz.

Sourceforge’da iki proje açtım, aylarca tek başıma birşeyler yapmaya çalıştım, bir tane programcı çıkıp bende şurasından tutayım demedi.

TÜBİTAK’dan maaş alanlar hariç, açık kaynak kodlu bir proje gösterin ki, 3 kişi uzun süredir üstünde çalışıyor olsun!

Bakın Türkiye’den adamın biri Flash alternatifi bir yazılım geliştiriyor; Türkiye’de Pozitif PC’den başka hakkında konuşan olmadı!

Bir başkası pencere yöneticisi geliştirmiş, ABD’deki Linux siteleri hakkında yazılar yazıyor, Türkiye’de ondan bahseden bir site, bir bilgisayar dergisi gösterin!

Yeter artık, donanım sitelerinin, bilgisayar dergilerinin, televizyon reklamlarının güdümünde kalıp, karın tokluğuna iş bulmak için aylarca bekleyecek misiniz?

Sitelerinizde, bloglarınızda neden X firmasının mallarını ballandırarak anlatmak yerine, örneğin PHP, Lazarus öğrenmeye, Linux kullanmaya çaba harcamıyorsunuz?

Şöyle bir iş ilanlarına bakın; Türkiye’de şirketler Linux uzmanı bulamıyor, birsürü X,Y,Z sertifikalı insan aç dolaşıyor!

Kendi iş fırsatınızı kendiniz yaratın. Bugün Türkiye’de ASP programcısının iki katı kadar PHP programcısı olursa ne olur biliyor musunuz? Hiçbir şirket ASP kullanmaz. Çünkü PHP programcısı bulmak kolay olduğundan, onlarda da PHP’ye karşı güven oluşur. Kimse aptal değil; herkes para kazanmanın giderek zorlaştığı günümüzde ucuz ve esnek çözümlere yöneliyor.

Bilgisayar dünyasındaki en korkunç gelişmelerden biri: Cloud computing

Cloud computing yeni bir fikir değil: Temelinde, çok uzun süre önce ortaya atılan SaaS (Software as a Service) fikri var. Yani, yazılımı bir “servis” gibi kullanmak. Google Apps’i, Gmail’ı, Google Office’i, hatta Facebook’u düşünün. Cloud computing, en primitif haliyle bu.

Web 2.0 ile şekillenmeye başlayan RIA (Rich Internet Application) yönelimi de bunun için; Internet’te gezinirken şık ve hızlı arayüzler istiyorsanız zaten AJAX yeterli. .Net platformu ve JAVA da aslında adı koyulmadan önce RIA deneyimi sunmayı hedefliyorlardı ama olmadı. Adobe AIR ise, bastırıyor. Microsoft, Silverlight ile bebek adımları atıyor.

Cloud Computing fikrinin arkasında Yahoo,Google,Amazon,HP,IBM,Intel,Microsoft ve SAP gibi şirketler var…

Herşey web tabanlı olacak-yazılarınızı web tabanlı bir editör ile yazacaksınız. Grafik tasarım programınız, “cloud” içindeki sunucu üzerinde çalışacak. Aslında bunu bir tür Terminal Server-Thin Client uygulaması gibi de görebilirsiniz. Masaüstünde çok kuvvetli bir bilgisayara ihtiyacınız olmadığı gibi, kullandığınız işletim sisteminin de bir önemi yok. Hatta, masaüstü bilgisayarınız kendini Internet üzerinden bile boot edebilir. Kısacası, işletim sistemine bile ihtiyacınız olmayacak.

Bu, RFID fikrinden sonra en büyük kölelik sistemi!

Yaptığınız herşeyden, saydığım endüstri devleri, kuvvetle muhtemel kendi devletiniz, ve neredeyse kesin olarak ABD’yi yönetenler -minik Bush gibi kuklalar değil, o zaten gidiyor!- haberdar olacaklar.

Bu “babalar”, neyle meşgul olduğunuzu, kimden kıllandığınızı, neye gıcık olduğunuzu, çalışma ve uyku alışkanlıklarınızı, cinsel fantezilerinizi, nelere para harcadığınızı ve hayatınıza dair ne varsa akla gelen gelmeyen herşeyi öğrenecekler.

Bütün dünya artık masaüstü bilgisayarları terketmeye başlayınca, yapabilecekleriniz de denetim altında olacak!

Yazılıma sahip olma hakkınızı tamamen kaybedeceksiniz. Zaten kapalı kaynak kodlu yazılımların hemen hiçbiri size yazılımın gerçek anlamda mülkiyetini vermiyor. Ama Cloud Computing gerçek ve alışıldık bir şey olursa, kullandığınız yazılımın fiyatı üzerinde de bir denetiminiz olmayacak. Mesela, faturayı geç yatırdığınız için PDF okuyucunuzun kesilmesi gibi komik durumlarla karşılaşabilirsiniz! Hele, Türkiye’de bu işin komedi ve rezalet boyutunu hiç düşünmeyin!

Şu an Internet kesildiğinde nasıl da kıvrandığınızı düşünün.

“Adı lazım değil”, bazı devletler, bu sefer insanların hangi sitelere girebileceğini değil, hangi faaliyetlerle uğraşıp uğraşamayacağını da denetleyecek.

Bir de işin para kısmı var.

Komik olan, “bu yola baş koyanlardan” olan Oracle’ın kurucusu Larry Ellison’ın da işin çivisinin çıktığına ve herşeyin laf salatasına dönmeye başladığına inanması..

“The computer industry is the only industry that is more fashion-driven than women’s fashion. Maybe I’m an idiot, but I have no idea what anyone is talking about. What is it? It’s complete gibberish. It’s insane. When is this idiocy going to stop? “

(Bilgisayar endüstrisi kadın modasından bile moda etkisinde. Belki ben gerizekalıyım ama bu konuşulanlar hakkında hiçbir fikrim yok. Tamamen zırva. Delilik. Bu aptallık ne zaman bitecek?)

Thin Client ve Teknohumana

teknohumana thin clientThin Client ile ilgili yazılarıma rastlamış Kerem ERZURUMLU; kendisi Ankara’da faaliyet gösteren Teknohumana isimli şirketin sahibiymiş.

Oldukça uzun ve nazik bir mail atmış; aslında benzer dertlerden şikayetçi olduğumuzdan da olacak, uzun uzun maillaştık. Biraz da kabalık edip kendisine sormam gereken bazı soruları soramadım.

Teknohumana,thin client dışında da işler yapıyor ama benim ilgimi çeken kendi yaptıkları kasa oldu. Çok dar bir pazarda, üşenmeyip, para harcayıp kasa yaptırmışlar. Ön panel plastik; onun kalıbını da kendileri yaptırmış. Pardus tabanlı olduğunu, 30 saniye civarında bir sürede boot ettiğini, Intel işlemciye sahip olduğunu biliyorum. 512 MB RAM,1.6 Ghz bir işlemciye sahip. Gerisini soramadım çünkü vaktim olmadı. Hazırladıkları tanıtım broşürünü gönderdiler, hatta test etmem için makine de göndermeyi önerdiler ama kendime sakladığım nedenlerden ötürü bu nazik önerilerini geri çevirdim.

Kısacası, Barracuda Networks örneğinde yaşadığım hoşluğu, nihayet kendi ülkemde de yaşama fırsatı buldum!

Hazırladıkları broşürde, ölçüleri,hatta ağırlığı yazacak kadar da profesyonellik göstermişler. Aslında yapmak istedikleri daha çok şey var ama, maalesef bu ülkede yenilikler pek de hızlı benimsenmiyor ve ihaleler belli firmalar çevresinde dönüyor. Bunun en büyük nedeni de, yıllar önce kurulmuş olan “saadet zinciri” döngüsü.

Aslında bu biraz giriş gibi oldu; sonradan thin client’ı denememek yolundaki kararımı değiştirir gibi oldum. Kerem beyle biraz daha konuştuktan sonra, cihazla ilgili çok daha detaylı bir yazı yazmayı düşünüyorum.

Zaman zaman birilerini ya da birşeyleri sert bir şekilde eleştirdiğim için tepki alıyorum. Bunu umursadığımı da söyleyemem; zira iyi olana da iyi demekten çekinmedim. Zaman zaman da yanıldığım oldu ve kıvırıp yanılgılarımın üstünü çizmek yerine,içtenlikle kabul ettim ve olduğu gibi bıraktım.

Cihazı incelemediğim için iyi ya da kötü bir şey söylemem imkansız; ancak birileri elini taşın altına sokmuş; bu takdir edilesi bir şey. Yine medeni cesaret örneği gösterip mail atıyorlar ve ürünlerini denetmek istiyorlar ki, bu da çok güzel bir yaklaşım. Özellikle de reklam amaçları olmadıklarını, herhangi bir şey beklemediklerini belirttiler; ama yaklaşımları ve yaptıklarını beğendiğim için bunu zaten reklam yapmak olarak değil, doğru işler yapan insanları desteklemek olarak algıladığım için bahsetme ihtiyacı duydum.

Önümüzdeki günlerde ürün ve şirketle ilgili daha detaylı bilgi vereceğim.

Windows üzerinde KDE 4

kde 4 for windowsFuarın birinde Microsoft yetkilileri KDE standını ziyaret etmiş ve KDE’yi çok beğendiklerini söylemişler. KDE, bunu haber filan yapmış ve beni de hem güldürmüş, hem kızdırmıştı.

Windows Vista, hem Mac OS X, hem de Linux’un Compiz projesinden birşeyler alıp işletim sistemine koymaya kalktı; sonuçları gördük. Zayıf Vista efektleri, Compiz’in yanından bile geçemiyor ve Mac OS X’in olgunluğundan,zerafetinden ve kullanım kolaylığından yoksun.

KDE, senelerdir K Desktop’ın Windows üzerinde kurulabileceğini söylüyordu ki, bu elbette mümkündü-zira, QT, Windows üzerinde senelerdir sorunsuz çalışıyor. Lakin, KDE ekibi projeleri duyurmak konusunda hep aceleciydi; örneğin embedded Konqueror sürümünden senelerdir haber yok. Keza, Windows üzerinde KDE’de çoook uzun bir hikayeydi. Gördüğüm kadarıyla gerçek olmaya başlamış.

Windows üzerinde KDE…Aslında, Windows’un Explorer’ına entegre olmuyor; Kwin, Kdocker gibi uygulamalar ise çalışmamakta. Konqueror hata veriyor ve kısmi çalışıyor; özellikle kioslave’lerin çalışmaması çok da doğal.

KDE’nin yeni dosya tarayıcısı Dolphin, KDE for Windows projesinde de yer alıyor ve sorunsuzkde_kopete.jpg çalışıyor. Başlarda Dolphin’i hiç sevmedim; örneğin kioslave’ler Dolphin’de çalışmıyordu. Dolphin ve KDE entegrasyonu çok yol almış; yine de, Konqueror sistemle bu derece iyi entegre olmuşken bana bir geri adım gibi geldi. Dolphin, KDE’den çok GNOME mantığına uygun bir araç.

Kopete de çalıştı. Lokalize, Kalzium, Kget,Kate,Kwrite da çalışanlar arasında. Koffice’in durumu ise parlak değil: komain.dll hatasından dolayı, Kivio’dan Krita’ya kadar bir dizi program çakılıyor. Bu durum, indirme sırasında karşılaştığım bir problemden kaynaklanıyor olabilir.

1.65 MB’lık KDE kurulum programı, seçtiğiniz özelliklere bağlı olarak KDE’yi indiriyor ve kuruyor. KDE 4 kurulum programını buradan indirebilirsiniz.

1, toplam 4 sayfa1234»