Reuters’de ilginç bir habere denk geldim: 17 yaşında bir öğrenci, iPod’un kalp pili ile tehlikeli bir kokteyl oluşturabileceğini ortaya koyuyor.

Yaş ortalaması 77 olan ve kalp pili kullanan 100 denek, iPod’larını kalplerine 5 santim mesafede, 5 ila 10 saniye arasında değişen sürelerde tutmuşlar ve bu sürenin yarısında, elektromanyetik enterferans oluşmuş. Bunun anlamı, kalbi düzenli çalıştırmak için sinyal toplayan ve aritmi tesbit ettiğinde elektrik şoklarıyla atımı düzenleyen kalp pili ünitesinin yanlış çalışması demek.

Aynı etki, bazı durumlarda 40 santimlik mesafelerde de gözlemlenmiş. Bu arada, deneyde sadece iPod kullanıldığını, diğer mp3 player’larında da aynı etkiyi yapabileceğini ekleyelim.


Yıllar yılı, Depeche Mode’da beynin Martin Gore olduğunu sanırdım; ancak daha önce de bahsettiğim üzere, Alan Wilder gittikten sonra müthiş bir kalite düşüşü yaşandı.

Songs of Faith and Devotion, herhalde grubun en iyi albümüdür. Black Celebration ve Music for the masses’da kaliteli albümler; ancak Songs of Faith and Devotion’a kadar Deepeche Mode hep bir prodüksiyon kurbanı oldu: eski albümleri dinleyin, hatta göreceli olarak yeni olan Violator’ı; kayıt kalitesi inanılmaz derecede kötü. Hatta, Unkapanı’nda bile zaman zaman daha iyisini yapabiliyorlar!

Martin Lee Gore denen adamın, belki de bu yüzyılın önemli şairleri arasına sokmak gerek: öyle zekice ve ironik şarkı sözleri yazıyor ki, bazı albümlerde ve parçalarda hem müzikten, hem de sözlerden müthiş keyif alabiliyorsunuz. Bu çok nadiren karşılaşılan bir durum.

Alan Wilder’ın ayrılmasından sonra ise, artan prodüksiyon kalitesine rağmen, müzik basit, sıradan ve karaktersiz hale geldi.

M-Audio’nun sitesinde dolaşırken, tesadüfen Depeche Mode ile ilgili bir yazıya denk geldim. Yazıda, Exciter’dan itibaren daha “experimental” takılmaya başlayıp, soft synth’lere sardıkları filan söylenmiş.

Son albümde, Virus’un üreticisi Access Gmbh, Depeche Mode’a sıkı para vermiş olmalı ki, sitelerinde “artık Depeche Mode bile sadece Access Virus kullanıyor” türünden reklam bannerları var.

Access Virus, şu an Alesis Andromeda ile birlikte, piyasadaki en yetenekli synthesizer. Öte yandan, her cihazın kendine has bir sesi, kullanım şekli, güçlü olduğu yanlar, hatta kulağa hoş gelebilen zayıflıkları var. Software synthesizer’a yönelmeleri, tek synthesizer olarak Access Virus TI kullanmaları aslında Depeche Mode’un, kalitesi giderek düşen müzik endüstrisine uyduklarının güzel bir kanıtı sayılabilir.

Bu arada, Depeche Mode’un kullandığı bazı synthesizer’lar şunlar:

ARP 2600,Clavia Nord Lead,Korg Prophecy,Korg Trinity,MIDI Moog,Oberheim 4-Voice,Oberheim Matrix 12,Oberheim OB-8,PPG Wave 2.3,Roland JD-800,Roland Juno-106,Roland Jupiter-8,Roland System-100M,Roland System-700,SCI Pro-One
Waldorf Wave,Access Virus TI,Novation Supernova II

Bunu, şunu ya da şunu okuduysanız, MP3 formatına ne kadar sinir olduğumu zaten biliyorsunuzdur…

Mp3, benim gibi müzik dinlemeye Hi-Fi ile başlamış 30 yaş üzerindeki kitlenin kulaklarını tırmalayan, kayıplı (lossy) bir sıkıştırma algoritması kullanıyor. Mp3′ün berbat ses kalitesi, her müzik türünü eşit ölçüde etkilemiyor. Doğal olarak, en kötü sonucu klasik müzikte alıyorsunuz. Mp3 fiyaskosunu net olarak duymak isterseniz, iyi bir amfi ve hoparlörü önce CD player’a bağlayın, orjinal CD’den dinledikten sonra bir de o çok sevdiğiniz iPod’a, ya da başka bir tür şeytan icadı mp3 player’a bağlayıp dinleyin. Sağır değilseniz, aradaki fark sizi şoka uğratacak.

Her MP3 player aynı kalitede şakımadığı gibi, mp3 encoder’lar arasında da kalite farkları var.

En ciddiye aldığım ve bilgisayar temalı araştırma sitelerinden biri olan arstechnica, oldukça eski bir makalede mp3 kodlayıcıları karşılaştırmış. Birinci sırayı, her koşulda, MP^ formatının mucidi Franhaufer’in kendi mp3 kodlayıcısı alıyor. Öte yandan, bu kodlayıcıya erişmek kolay değil.

Açık kaynak kodlu mp3 kodlayıcı olaraksa LAME encoder, ticari rakiplerini bile utandırmış ve Franhaufer’in ardından ikinci sıraya oturmuş. Blade ve Xing’de fena puanlar almamışlar. Bildiğim kadarıyla, Video Encoding konusunda oldukça başarılı olan Nero’nun mp3 kodlayıcısı da oldukça kaliteli. Testte olmadığı için, bunu kişisel izlenimlerime dayanarak söylüyorum; ancak ciddi bir test yapmadığımı da hemen ekleyeyim.

Öte yandan, ars technica da, ben de bir konuda hemfikiriz; 128kb mp3 kodlaması sakın ola ki yapmayın! Ses hepten çamura benziyor. 192 kb biraz kabul edilebilir kalite sunarken, 256 kb kodlama daha da iyi sonuç veriyor doğal olarak. Ben 384 kb kullanıyorum; ama bildiğim kadarıyla her mp3 player bu kadar yüksek encoding rate’i desteklemiyor. Desteklese bile, ses kaliteleri o kadar kötü ki, çoğunda 192 kb ile 256 kb arasındaki farkı ayırmanız olası değil.


2, toplam 3 sayfa«123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.