toplum, tvJack Bauer ve 24 dizisi faşizmin kitabını yazar!

Oct14

* *       1 oy

Jack Bauer ve 24 dizisi faşizmin kitabını yazar!Faşizm yükselen değer. Bu “değerleri” artık ülkeler tek başına belirlemiyorlar. Aynı ayakkabı, çikolata ya da depresyon hapı gibi, “moda” şeklinde dünyaya yayılıyor. Dünyanın en büyük ekonomisi ve medyası ABD elinde olduğu için, hemen her akımın oradan çıkıyor olması da sürpriz değil.

Faşizmin “yükselen değer” haline getirilmesi elbette ekonomik temelli. ABD ekonomisi artık 80′lerdeki kadar güçlü ve tek başına değil; üstelik belli kilit sektörler hariç, artık know-how da ABD elinden çıkmış durumda. Faşizmin yayılması, savaş ve iç savaşları tetikleyerek daha fazla silah satışı yapabilmelerini sağlıyor. Bu yıl dünyanın silaha harcadığı para, yaklaşık 1.2 TRİLYON DOLAR! Bu pazarın lideri, %60 civarındaki pazar payıyla ABD; ayrıca bunun bir de görünmeyen yüzdesi var, ortak yatırımlar, paravan şirketler gibi…

Nitekim, şu an Güneydoğu’daki gerginliği destekleyen de ABD ve birçok olay, bizim gazetelerden ya da televizyonlardan takip ettiğiniz gibi gelişmiyor. Günler, hatta haftalardır, ABD’nin Türkiye’nin Irak’a girmesi durumunda sert tepki göstereceği söyleniyordu; oysa dünya basınının söylediği bu değildi. Nitekim, bölgede üst düzey bir komutan olan Petreus’un sözleri 1-2 gün önce bizim basına da yansıdı. “Aman, Habur’daki lojistik zincirimiz aksamasında ne yaparsanız yapın”.

Türkiye’de ABD karşıtlığının giderek arttığı doğru; ama bunun ABD için bir önemi yok. Çünkü ABD, bizi aldatan ama birtürlü vazgeçemediğimiz bir sevgili gibi. Silahtan gıdaya kadar aşırı derecede bağımlıyız ve ABD bunun değişmeyeceğini biliyor. Artı Irak’ta savaşmamız savaşmamamızdan çok daha iyi ABD için, sonuçta orada harcadığımız silah ve cephaneyi de ABD’den alıyoruz.
Yani ülkeler savaştıktan sonra, ABD’yi sevsinler ya da nefret etsinler onlar için önemi yok. ABD politikası değişti; artık Machievelli etkisi altında kalmış gibiler. Yeterki silah pazarı büyümeye devam etsin.

ABD, faşizmi fena ve çok tehlikeli biçimde kaşıyor. Eğer 200 yıl sonra, atıyorum Atreides gezegeninden antropologlar gelirse, 24 dizisini çok ilginç ve 21.yüzyılda faşizmi azdıran bir vakıa olarak dikkatle inceleyeceklerdir.

24 ve Jack Bauer’in baydığından çok uzun süre önce bahsetmiştim. Ancak dünyanın geneli benimle aynı fikirde değil. 24 tutuyor ve eskiye oranla çok daha fazla fanı var.

Jack Bauer nasıl bir adam? Önce arkadaşını öldürüyor, sonra en iyi dostunu satıyor, karısını aldatıyor, kızını kandırıyor, sevgilisinin kocasına işkence yapıyor ve ölümüne sebep oluyor, ardından bu sezon kardeşine işkence yapılması için talimat veriyor ve bu alanda en kalifiye adamları seçiyor.

Ama Jack Bauer vatansever!

Herşey vatan için!

Eğer insanoğlunda birazcık akıl ve sağduyu varsa, bu propaganda ters teper. İnsanlar, “ulan bizi teröristlerden koruyan herifler onlardan daha beter, cani” filan derler. Ama tarih bize göstermiştirki, insanda bu sağduyu yoktur.

Bu arada Jack Bauer ve saz arkadaşları bir miktar hayat da kurtarıyorlar. Ama artık “format”, Die Hard’da olduğu gibi filan değil. Yani onbinlerce insan ölebiliyor, masum insanlar devlet tarafından gözden çıkarılabiliyor. Bunun gerekçesi de, halkı bu tip “kayıplara” hazırlama düşüncesi olmalı. İleride, “1 milyon öldü ama 299′u kurtardık işte” diyebilmek için. Ama katiyen özeleştiri filan yok. Devlet ve Jack Bauer daima haklı.

Garip olan, insanların “vatan nedir?” sorusunu kendilerine soramıyor oluşu.

Her milli mücadelede, ya da sınıf mücadelesinde bir “kardeşlik” ruhu vardır. Hiçbir milli mücadele, “ötekileri gebertelim” gibi faşist ideallerle başlamamıştır; bu yüzden Nazi Almanyası farklı propaganda teknikleri geliştirmek, kendi basın organlarını, kendi “düşünce adamlarını” yaratmak zorunda kalmıştır.

İnsanların, devlet denen kurumdaki birkaç kişinin kararları sonucu takır takır öldüğü, sürekli yalan söylendikleri, kendi kaderleri hakkında en ufak bir karar haklarının olmadığı, belli renkteki ve dindeki insanların potansiyel terörist ilan edilip sorgusuz sualsiz hapsedildiği, işkence gördüğü, öldürüldüğü yerin adı vatan olabilir mi?

Devletin başındaki adamların insanları insan olarak değil de, satranç tahtasındaki taşlar olarak gördükleri yerin adı vatan olur mu?

Vatan, biraraya gelmek, devamını sürdürmek için Jack Bauer gibi insanlıktan çıkmış heriflerden medet umuyorsa zaten işi bitmemiş midir?

Jack Bauer’dan da, 24′den de nefret ediyorum.

Popularity: 8% [?]

öylesine, tarih, otomobilÇiçek çocukların Nazi zevki

Jul27

          0 oy

Nazileri en iyi simgeleyen şeyler nelerdir? Herhalde Walther P38, Luger Parabellum P08, BMW R50 (özellikle sepetli ise!), MP40, tabii gamalı haç ve…Volkswagen Kafer! Bildiğiniz tosbağa yani!

Volkswagen Kafer, çiçek çocukların favorisi idi. Grup büyüdükçe, aynı motora sahip meşhur Volkswagen minibüsler tercih edilirdi. Her ikisinin de ortak yanı, az yakması, gürültücü ama dayanıklı hava soğutmalı motoru ve elbette kötü performans ve sürüş dinamiği!

Aslına bakarsanız, Nazi Almanya’sını bu kadar iyi sembolize eden birşey yoktur! Adolf Hitler, belki de dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tasarımcılarından biri olan Ferdinand Porsche’u çağırır ve Alman halkına uygun bir araba üretmesini ister (Türkçesi: böyle bir araba üretemezsen zürriyetini kuruturum)

Porsche, maça sıktığı için derhal çalışmalara koyulur, ilk prototipleri Hitler beğenmez. Birkaç denemeden sonra, Porsche Hitler’in de katkılarıyla daha sonra bazı siyasi partilere model olacak Alman diktatörün keyfini yerine getirecek bir model üretmeyi başarır.

Şaşırtıcı olan, özellikle ön takımın, yakın zamana kadar Porsche 911′le olan olağanüstü benzerliği. Aslına bakarsanız, motordan şasiye kadar, Porsche 911 ile Volkswagen Kafer arasında müthiş ve çarpıcı benzerlikler mevcut ve insan aynı tabandan bu kadar farklı iki araba çıkmış olmasına inanamıyor.

Çiçek çocukların zenginleri, mesela Janis Joplin, Porsche kullanırdı. Joplin’in Porsche 356’sı meşhurdu; ama muhtemelen Mercedes-Benz şarkısı kadar değil. James Dean bu araba ile ölmüştü ve uğursuz bir model olarak kabul edilirdi.

 

Popularity: 5% [?]

tarih, keyifSenden lağımcı da olmaz ki akıncı olsun!

May25

          0 oy

edirne1_1.jpgEdirne, Cumhuriyet döneminin en ihmal edilmiş şehirlerinden. Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olmasından ötürü (daha öncesi de var tabii) Edirne’nin her sokağı adeta açık hava müzesi. Selimiye Cami şahane mutlaka görün demiyorum. Aslına bakarsanız, Edirne’nin bu kadar gölgede kalmasının belki bir nedeni de, sanki tek büyük eser oymuş gibi düşünülmesi. Bilmeyenler, Edirne’yi Selimiye ile özdeşleştiriyor ve hemen merkezde bulunan bu eseri yalandan gezdikten sonra Ağa Köşkü’ne mangala gidiyor.

Her yanında önemli eserler olan şehir, gitgide çirkinleşmesine ve göçten dolayı bozulmasına rağmen, Trakya Üniversitesi başta olmak üzere, çeşitli kurumların çalışmaları sayesinde baştan aşağı restore edilmeye başlandı. Hülya Avşar’ın selülitlerinin gölgesinde kalsa da, Edirne’de Avrupa Birliğinden ödül almış bir sağlık müzesi var. II.Beyazıd Külliyesinin içinde yeralan müze, aslında külliyenin komple restore edilmesi projesinin sadece bir ayağı. Restorasyon çalışmasının, İstanbul’daki benzerlerinden çok daha başarılı olduğunu söylemeyelim. Elimde çok sayıda fotograf var; ancak kötü bir günde, kötü bir makineyle çektiğim için, o güzelliklerin gölgede kalmasını istemedim. II Beyazıd Külliyesi muhakkak gezilmeli.

Sık sık “Türk halkı milliyetçi değildir” diyorum. Milliyetçilik ile şovenizmi karıştırmamak gerek. Şovenist çok ama…

Fotograftaki binanın ne olduğunu hatırlamıyorum; ama sanırım II.Beyazıd Külliyesinin bir parçası. Kısmen restore edilmeye başlanmış ve bitince ortaya muazzam Bir şey çıkacağı şimdiden belli.

Biri İslamcı, diğeri ülkücü ya da şeriatçı-ülkücü iki örgüt, bu güzelim eserin duvarlarını “donatmakta” gecikmemiş. Burada ağır kaçacağından, sadece Allah belalarını versin demekle yetiniyorum. Bu topraklardaki medeniyetten zerre kadar nasiplenmemiş hödükler, atalarımızın (atalarımız diyorum, böyle bir hödüklüğü yapanın atası ile o eseri yapanlar arasında bir bağ olamaz!) eserlerinin böyle içine ediyor. Bu rezilliği, İstanbul’dan İzmir’e, Trabzon’dan Edirne’ye kadar her tarihi eserde gördüm.

Bir de utanmadan akıncıların adını kullanmışlar. Akıncılar, Osmanlı’nın en seçme askeri birliği. Aslında askeri birlik demek doğru da değil; daha çok James Bond tarzı adamlar! Birsürü dili anadili gibi konuşuyorlar, kimisi enderun eğitimi almış, beyni de, vucudu da zımba gibi adamlar bunlar.

Sizden olsa olsa lağımcı olur diyeceğim ama, onlar da istihkam, patlayıcılar gibi konularda uzman, yetenekli teknisyenlerdi.

İstanbul’un Bostancı semtinin adı, içinde karpuz yetişen bostanlardan gelmez! Bostancılar, şehrin asayişini sağlar, itin kopuğun girmesine mani olurdu. Bunlar gibi adamları yakalar, güzel bir dayak attıktan sonra, derhal şehrin dışına atarlardı.

Milliyetçi biri, atalarının eserlerini rezil eder mi?

Fikirleri bana çok yabancı ve ters olsa da, Devlet Bahçeli, insan olarak çok saygı duyduğum biri. Bahçeli gibi birinin, MHP’nin başında olması parti adına büyük bir şans. Serseri yatağı haline gelen ülkü ocaklarını islah ettiğini çoğumuz biliyoruz; üstelik bunun samimi bir hareket olduğunu da zaman içinde anladım. Bizim millet olarak kendimize benzemeyeni reddetme eğilimimiz var maalesef. Şunu söyleyeceğim; bugüne kadar tanıdığım en düzgün ve efendi insanlardan biri de, Kırklareli Ülkü Ocakları başkanıdır (hala görevde midir bilmem; bir şekilde okuduysa, selamlar). Hareket ya da düşünce ne olursa olsun, asıl önemli faktör insandır. Nasıl 2.Dünya Savaşı’nda Yahudileri kurtaran Nazi’ler ve kendi “din kardeşlerini” gaz odalarına yollayan Museviler varsa, bir kurumun kalitesini de belirleyen içindeki insanlardır. Ben aklı başında hiçbir ülkücünün ya da İslami grubun (şeriatçı demiyorum!) bu tip hareketleri tasvip ettiğini düşünmüyorum; aralarındaki bu tip serserileri temizlerlerse, bundan siyasi olarak da kazanç sağlayacaklardır.

Popularity: 4% [?]


1, toplam 2 sayfa12»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş