* You are viewing Posts Tagged ‘open source’

Open Source bir iş modeli değildir diyenlere…

İktisatçılar süslü laflara bayılırlar; zira çoğu mahalle bakkalının gayet iyi bildiği arz-talep dengesi gibi düşünmesi ve ortaya çıkarması pek de fazla zeka gerektirmeyen teorilerden öte, fazla şeyleri yoktur. Biraz daha uyanık tüccarların pekala biryerden okumadan da akıl ettikleri Giffen Paradoksu gibi teorileri filan da vardır; “adının karizmatikliğine” aldanmayın. (Giffen Paradoksuna göre bazı malların fiyatı düştükçe talepleri azalır; bunlar genelde kokoş kadınların,iktidarsız erkeklerin ya da zibidi veletlerin tükettiği bok gibi pahalı mallardır; ne bileyim, Rolex’i tutup Seiko fiyatına satarsanız ne Seiko alıcısı, ne de Rolex’e para gömüp sağa sola hava basan kişiler alır.)

Bu sıralar ekonomik kriz dolayısıyla Apple Microsoft’a, Microsoft ise Linux’a ayar vermekle meşgul. “Ne halt etsekte fasülye sayıcıları tarafımıza çeksek” diyen “endüstri analistleri”, birer ikişer taraf seçmeye başladı. Malum; her kriz yeni bir fırsat doğurur…

Özgür yazılım bir iş modeli değilmiş.

Ekonomistlerin “nasıl iş yaptığını” son krizde gördük. Borsa denen at yarışı simulasyonu batınca, “gerçekten üreten” şirketler de batıverdiler. Tabiki bu kadar basit değil; arada tahvil denen paçavralardan filan da bahsetmek gerek, onu da “açık pozisyon” filan gibi jargondan kelimelerle süslemeli. Birgün tahammül edebilirsem krizin nedenleri hakkında da yazarım belki, ama konumuz bu değil…

Ekonomistler, iş yapmadıkları halde iş öğreten varlıklardır. Kılavuzu karga olanın da burnu neden kurtulmaz,malumunuz.

Sonunda “onlar bile” anlayacakki, özgür yazılım bir iş modeli değildir; bu sektörde iş yapacaksanız elinizde kalacak olan son ve tek “iş yapma şekli” olacaktır.

Nokia, Symbian’a tamamen el koyduktan sonra, açık kaynak haline getireceğini açıkladı. Bu karardan sonra, her sene 300 milyon dolar lisans geliri kaybedecek Nokia. Bunu aptal oldukları, ya da insanlığa beleş bir cep telefonu işletim sistemi hediye etme lutfunu gösterecek kadar iyi olduklarından yapmadılar. Symbian patinaj çekmeye başladı ve Nokia gibi buna fazlaca bel bağlayan üreticiler, ne olursa olsun ekosistemi genişletme kararı aldı. Çünkü, artık Android gibi rakipler var. Sözgelimi Android ya da Windows Mobile gibi platformlar piyasaya hakim olmaya başlarsa, Nokia gibi bazı üreticiler yıllardır üzerinde oldukları platformu bir kenara atıp, elindeki kaynak ve iş gücünü yeni ortama uydurmaya çalışacak. Bu da, zaman ve para kaybı demek; üstelik bu arada pazarı kaybetme, hatta pazardan kaybolma riski de var!

Sun, batarken Solaris’i, Java’yı, hatta medar-ı iftiharı olan SPARC işlemcisini açtı. Ne kaybetti? Bugün hiçkimse, “yahu adamlar tasarımı açmışlar,hemen atölyede Sparc üretip piyasaya sürelim” diyemiyor. Sun, Sparc konusunda hala doğal tekel. Solaris artık “beleş” olduğu için daha çok alana giriyor ve Solaris kullanıyorsanız, zamanın birinde Sun sunucu satın alma şansınız yükseliyor. Ya da, işiniz çok ama çok büyürse, destek almak için yine Sun’ın kapısına gidiyorsunuz. Solaris kullananlar artınca, çok daha fazla insan, Solaris öğrenip bu işten ekmek kazanmayı düşlüyor ve Sun tarafından satılan kitapları, verilen kursları, sınavları para ödeyip satın alıyor. Sun, eğitimden de para kazanıyor.

Günün birinde Solaris programcısı ile Windows programcısı sayısı kafa kafaya gelirse, Solaris üstünde Far Cry’da oynarsınız.

Eskiden şirketler kimsenin kullanmayacağı, genelde uyduruk, adam gibi çalışmayan, kırpılmış araçlarını açık kaynak diye dağıtır, arada reklam yapar, sempati toplardı. Şimdi, Symbian gibi, Solaris gibi “ağır toplar” özgür yazılım haline geliyor.

Bu ortamda, “benim sistem daha güzel, ben beleş vermem” diye tutturursanız, 1 doların hesabını yapan insanlar ve şirketler malınızı almazlar.

İşin doğrusu, sektör öyle bir noktaya doğru gidiyor ki, artık herkes “elimdeki herşeyi bedava dağıtayım ki tabanım olsun, sonra para kazanmak için ne yapacağımı düşünürüm” mantığında.

Microsoft ve Apple gibi bu yüzyıla ait olmayan şirketler hariç. Doğrusunu isterseniz Microsoft biraz daha insafa geldi; Apple ise hala herkesin sürekli iPod,iPhone filan alacağını düşünüyor olmalı.

Açık kaynak artık bir iş modeli filan değil; hayatın gerçeği. Ya bu deveyi güder, ya bu diyardan gidersin.

Ekonomik kriz ve bilgisayar sektörü

Dünya bir ekonomik krizle sallanıyor. Krizin nedeni herzaman olduğu gibi finansaldır; yani birileri gerçekte bir hiç olan kağıtlarla (para,bono,tahvil vs) oynuyorlar ve bunun etkilerinden üretenler ve çalışanlar etkileniyorlar.

Amacım ekonomik krizden bahsetmek değil. Ama hem iktisat mezunu olduğumdan, hem de bilgisayar sektöründen, ta orta sondan beri bir şekilde istemesem bile para kazanmış olduğumdan, kendimde bazı şeyleri değerlendirme ve eleştirme hakkı buluyorum.

Senelerdir birileri, Türkiye’ye “yazılım üssü olalım” gibi öneriler getiriyor.

Türkiye, “yazılım üssü” filan olamaz…

Nedenlerini şimdi uzun uzun açıklayacağım.

Üretim yapıyorsanız, iki şekilde para kazanabilirsiniz: Ya müşteriye direk satış yaparsınız, ya da daha büyük bir şirkete fason üretim yaparsınız.

Türkiye’nin direk müşteriye satış yapma şansı son derece kısıtlıdır. Çünkü biz, donanım ya da yazılım üreticisi değiliz. Bugün bir donanım ürünü imal etmeye kalkarsanız, herhangi bir AB ülkesi,ABD, hatta Hindistan, Pakistan gibi ülkelerle rekabet edemezsiniz. Nedeni açıktır. Bugün Hindistan, atıyorum PC anakartı üretmeye kalksa, iç pazarı bizim 10 katımızdan fazla. Dolayısıyla, bir Türk şirketi, tedarikçiden herhangi bir Hindistan şirketi kadar mal çekemez; dolayısyla onun aldığı fiyata mal alamaz.

“Gümrükle iç tüketiciyi korurum” diyemezsiniz; bilgisayar ürünlerinde gümrük vergisi %1.

ÖTV filanda zaten yerli yabancı her şirkete uygulanıyor.

Yazılımda herhangi bir ara ürüne ihtiyacınız olmadığı için, bu işi kıvırabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Cidden öyle mi? Şu an Hindistan, dünyanın en iyi matematik eğitimini alabileceğiniz sayısız üniversiteye sahip. Bilgisayar alanında da rakipleri Stanford gibi okullar. Sizin Türkiye’de, dünya sıralamasına girmiş bir okulunuz var mı? Yok.

Yarı-eğitimli, dünya ortalamasının altında eğitim almış bir kalabalıkla yazılım işine gireceksiniz. Olabilir; okul herşey değil. Bu insanları şirket bünyesinde de yetiştirebilirsiniz. Türkiye’de dünya çapında bir yazılım firması var mıdır? Yoktur. Demekki, sizin şirketlerinizin yetiştireceği işçiler de dünya ortalaması düzeyinde kalifiye elemanlar olmayacaktır. Üstelik, insan yetiştirmek şirketler için mali külfettir. Zaten dünya ortalamasının üzerinde maliyetlere sahipsiniz: spesifik alanlarda kalifiye eleman, Türkiye’de daha çok para alır. Çünkü arz azdır.

Şu an dünyada çıkan bilgisayar oyunlarının kadrolarına bakın, yarısından fazlası Rus. Kalifiye eleman yetiştiriyor Rusya, ve Rusların ABD şirketlerine maliyeti ABD,Kanada, hatta çoğu Hindistan vatandaşından daha ucuz.

Microsoft’a fason üretim yapabilir misiniz? Kısmen; örneğin Windows Vista’yı Türkler Türkçe’ye çevirirler. Kümülatif olarak baktığınızda ise bu bir artı değer değildir; zira Microsoft Windows Vista’nın Türkçe olması için birim başına 10 sent harcıyorsa, bunu size 100 küsur dolara geri satıyor!

Daha büyük işler yapmaya ise, acı ama, kifayetimiz yetmez.

Sorunu ortaya koyup çözümü düşünmemek kolaycılık olur.

Bu işin çözümü, hızla ve biraz da ite kaka, özgür yazılımı kucaklamaktır.

Hayır; Pardus markasını tescilleyip, dernek kuranları tehdit ederek değil!

Yazılım ithalatına %100 vergi koyarsınız; yapabiliyorsanız şayet. (Zira gümrük anlaşmalarımız var; burası Muz Cumhuriyeti değil, kafanıza göre Uluslar arası anlaşmaları ihlal edemezsiniz.)

Bunu yapamayabilirsiniz; ama başka çözümler var. Bugün her yazılımın, bazılarının çok iyi olmasa da, açık kaynak kodlu alternatifi var. Eğer ofis paketine ihtiyacınız varsa, OpenOffice yerine MS Office kullanmanızın herhangi bir makul açıklaması yok. İşletim sisteminde de durum böyle. Üretmeyen bir ülke olarak, PHP-Apache-MySQL varken, IIS-.Net-SQL Server’a lisans ödeme lüksüne sahip değiliz. Ha, Photoshop’a ihtiyacınız varsa, maalesef Gimp bir alternatif olmaktan çok uzak.

Peki Türkiye neden bunu yapamıyor, neden durup dururken gereksiz birsürü yazılıma tonla para ödüyor?

Bu bir politik kifayetsizliktir. Oturun, %100 Windows uyumlu, ondan çok daha iyi, fiyatı da 5 kat ucuz işletim sistemi yapın; bakın bakalım ABD devleti bunu kendi ülkesinde satmanız için size izin verecek mi? Elbette sizi açık açık kovmayacak; ama öyle vergiler, öyle zorluklar çıkaracakki önünüze, yokolup gideceksiniz.

Türkiye’nin yapması gereken şey kolaydır. Bütün okullara özgür yazılım şartı getirecek, 2 senelik meslek okullarında X,Y,Z şirketinin ürünlerinin lafı bile edilmeyecek. Özgür yazılım geliştiren insanları maaşa bağlayacak. Türk vatandaşı olması gerekmiyor; ABD’de örneğin Apache’yi geliştiren 3 kişiyi ülkeye çağırırsınız, size özel web sunucusu yazarlar. Türkiye, bu alanda reklamını da yapar. İşte o zaman, Türkiye’den biri, ben X yazılımı geliştireceğim dediği zaman, ABD’den, Japonya’dan, Fransa’dan sürüyle geliştirici omuz verir.

Kusura bakmayın; üniversite’de X şirketinin ürettiği IDE’de sağa sola tıklayıp 4 satır kod yazmakla ne programcı olursunuz, ne de yaptığınız işin bir akademik değeri vardır. Bırakın ABD’yi, Bulgaristan’a da gitseniz programcı olarak iş bulamazsınız. (Zaten Türkiye’deki akredite üniversitelerin sayısı bir elin parmakları kadar değil.)

Bunun için devleti mi bekleyeceğiz?

Devleti beklersek yandık. Türkiye’de, devlete baskı yapabilecek düzeyde bir örgütlenme yok bu alanda.

Biz yapacağız. Ama yapamıyoruz; çünkü açık konuşmak gerekirse miskiniz.

Sourceforge’da iki proje açtım, aylarca tek başıma birşeyler yapmaya çalıştım, bir tane programcı çıkıp bende şurasından tutayım demedi.

TÜBİTAK’dan maaş alanlar hariç, açık kaynak kodlu bir proje gösterin ki, 3 kişi uzun süredir üstünde çalışıyor olsun!

Bakın Türkiye’den adamın biri Flash alternatifi bir yazılım geliştiriyor; Türkiye’de Pozitif PC’den başka hakkında konuşan olmadı!

Bir başkası pencere yöneticisi geliştirmiş, ABD’deki Linux siteleri hakkında yazılar yazıyor, Türkiye’de ondan bahseden bir site, bir bilgisayar dergisi gösterin!

Yeter artık, donanım sitelerinin, bilgisayar dergilerinin, televizyon reklamlarının güdümünde kalıp, karın tokluğuna iş bulmak için aylarca bekleyecek misiniz?

Sitelerinizde, bloglarınızda neden X firmasının mallarını ballandırarak anlatmak yerine, örneğin PHP, Lazarus öğrenmeye, Linux kullanmaya çaba harcamıyorsunuz?

Şöyle bir iş ilanlarına bakın; Türkiye’de şirketler Linux uzmanı bulamıyor, birsürü X,Y,Z sertifikalı insan aç dolaşıyor!

Kendi iş fırsatınızı kendiniz yaratın. Bugün Türkiye’de ASP programcısının iki katı kadar PHP programcısı olursa ne olur biliyor musunuz? Hiçbir şirket ASP kullanmaz. Çünkü PHP programcısı bulmak kolay olduğundan, onlarda da PHP’ye karşı güven oluşur. Kimse aptal değil; herkes para kazanmanın giderek zorlaştığı günümüzde ucuz ve esnek çözümlere yöneliyor.

Sıkıldığım projeler: Pozitif GNU/Linux, TWIX, vesaire…

orangutan_yawn.jpg“Bugün başlarım, yarın başlarım” derken, Pozitif GNU/Linux’u sallamaya devam ediyorum. Epeyce birşeyler yazdığım TWIX ise, öylece duruyor. Onunla uğraşmayı ne zaman bıraktığımı ise unuttum bile.

Sanırım artık open source projelerle uğraşmayacağım; kendi projelerimi gizli kapaklı geliştirip satabilirsem satacağım, satamazsam CD ve DVD’lere kaydedip raflara dizeceğim. Çünkü bu gerizekalı ticaret anlayışından fazlasıyla sıkılmış haldeyim.

Pek de zeki olduklarını söyleyemeyeceğim sayısız insan, özellikle blog’u açtığımdan beri türlü şekillerde -mail atarak, MSN’e ekleyerek, yorum bırakarak- benimle irtibata geçti. Kimisi “çaktırmadan”, beleşe donanım analizi yaptırmaya çalışıyor, kimisi “hocam şöyle bir alet var, buna ne kursak yahu?” diye akıl istiyor, kimisi “baba ARM kart getiren varmı, sitesini yazsana” diye mesaj atıyor.

Bunlara cevap vermiyorum, ya da “az ye de ARGE yap ulan” tarzı cevaplar veriyorum.

Bir blogda okudum, hangisi hatırlamıyorum. Şu “böyük” iş dergilerimizden biri, 2006′da AR-GE’ye en çok para harcayan 100 şirketi listelemiş. 100. şirketin harcadığı para, “eski TL cinsinden”, 13 milyar!

Benim odamdaki donanımın değeri bundan fazla; seneye o listeye girmek için talip olacağım. Hatta arabayı filan satarsam, belki ilk 50′ye bile girebilirim!

Mahallenizde laf olsun diye limited şirket açsanız ve hiç fatura kesmeseniz, ödeyeceğiniz pul, stopaj, ıvır zıvır parası 13 milyardan, yeni dille 13.000 YTL’den fazla…

Buradan çıkan şudur: bizim şirketler nalburdan farksızlar. 13.000 YTL’yi telaffuz ederken adamın yüzü kızarır. Bugün İstanbul’da işine arabayla giden adamın bir yılda bundan daha fazla benzin parası harcadığını biliyoruz. İşte memlekette bilgiye verilen değer budur. Bizim gibi kastıran adamlar da bir bok olamazlar, en iyisi bir şirketin pazarlama departmanına kapağı atıp nalburluk yapmak.

IBM, Nokia gibi koca koca şirketler dünyada bizim gibi zibidilere para dağıtıp duruyor, çünkü apartmana kat çıkmak hem böyle daha ucuza geliyor, hem de özgür ruhlu, ofislerde bunalmayan adamlar daha yaratıcı işler çıkartabiliyorlar.

Ama Türk şirketleri bunu yapmazlar; çünkü biz ticareti gavurdan iyi biliriz. Elin zibidisine iş yapsın diye para vereceğime metresime kürk filan alırım, nasıl olsa kekleyip bedava yardım alabileceğim bir enayi bulurum. Bulamazsam da Bir şey üretmem; zaten üretmek gibi bir kaygımda yoktur; üreten Çinliden alırım, burada satarım, burnumdan da kıl aldırmam…

En basitinden, “belli bir platforma özel Pozitif GNU/Linux dağıtımı hazırlar, sistemi de 20 saniyede açarım” gibi iddialarda bulundum; hala Freedos ile sistem satan(!) laptop ithalatçıları var. O konuya hiç girmeyelim; “ben sana kaput satarım sistemi, sonra sen ne hal edersen et, artık 2 milyona tezgahtan Windows alıp mı kurarsın, Linux mu kastırırsın, senin derdin” mantığı. Bir allahın kulu da, “kardeş, biz laptopu hala Freedos’la satıyoruz; ama sen de sallıyormuşun gibi geldi, al cihaz budur, aç bunu 20 saniyede, sana şu kadar para” demedi. Hadi ondan da vazgeçtik; çok mu zordur bu adamların “bu işlerden az buçuk anlayan bir çocuk” istihdam etmeleri? En azından sattığın laptopu ya da desktopu “faal” şekilde satarsın. Bu devirde 1000 dolara laptop alıpta Freedos’la takılacak adam tanımıyorum şahsen. Yasal olarak sistemleri işletim sistemiyle satmak zorunda olduklarından, bu komik yollara başvuruyorlar.

TWIX finanse edilse hiç olmazsa GNU/Linux tabanlı makineler için uzaktan kontrol & yönetim yazılımı olarak işe yarar; hadi bedava vermiyorsun 3-5 dolar fiyat koy, dünyada GNU/Linux kullanan şirketlere sat. Türkiye’deki esnafa 50 dolara adres-etiket pogramı satarmıyım diye, yıllardır yapılıp başarısız olan işlere para ve zaman harcamak yerine alternatifleri dene; hiç olmazsa batarsanda “dünya çapında iş yaptım, öyle battım” dersin, piyasada namın olur!

Hadi parayı pulu da geçtik, bir ucundan tutalım diyende yok. Hatta kimileri kompleks filan yapmış zamanında; download linkini açmışım, millet haldır huldur indiriyor, orada birkaç sivri “Pozitif Linux yalan, bence çıkmayacak, adamlar sallıyor” diyor. 2 senedir “bırakın bu işleri ağalar, dağıtım yapmakmış, Linuxmuş bunlar basit işler; dünyada artık bunlarla çoluk çocuk uğraşıyor” diyorum, bir başkası “ne var ya bende yaparım, basit iş” diyor; ama bununla kalmayıp “çok biliyorsa x’i yapsın” diyerek bir başka dağıtımı referans gösteriyor. Cevap verseniz başetmek mümkün değil, çünkü rezil olmak, haksız çıkmak, komik duruma düşmek nedir bilmeyen sürüyle insan var, adam vatanımı savunuyorum havasında dünyanın düz olduğunu söyleyebiliyor, üstelik buna yandaş da buluyor (yalan abi uydu görüntüleri, kendim görmeden inanmam diyen tuhaf tipler var; o görüntülerden 500 yıl önce de biliniyordu dünyanın yuvarlak olduğu ama ilkokul kitaplarında yazan şeyleri anlamayan adama kolaysa anlatın!)

Doğal olarak sıkıldım; en son Pozitif GNU/Linux’u sourceforge’daki alana yükledim; öyle üşendim ki uyduruk 2 html sayfa yapıp koyamadım; oysa yapıp oradan kendi bloguma 2 link sallasam amma pagerankim olurdu! (sourceforge’un pageranki 9, 250 blogcuya yağ çeksem, oradan alacağım bir link kadar değeri yok;)

KDE 4′e genel bir bakış; plasma,phonon,solid,kross…

kde4Gece KDE4′ü compile etmeye çalıştım; ancak “oh, tamam oldu” derken, kdebase’de hatalar meydana geldi.

Bunun üzerine, KDE 4′ü denemek için OpenSUSE tabanlı live CD’yi indirmeye karar verdim.

Öncelikle, KDE4′de çok önemli bazı mimari değişiklikler olduğunu kısaca açıklamakta fayda var. Bunların bir kısmı, halen sürümde olan KDE 4 Beta 2′de yoklar. Örneğin, icon cache özelliği. icon cache ile, tüm uygulama simgeleri merkezi bir dizinde tutulacak ve örneğin SVG tabanlı simgeler bir kez pixmap formatına çevrildikten sonra, bu dizinden yüklenerek kullanılacaklar. Eğer yüksek bir RAM’e sahipseniz, uygulamalar simgeleri RAM’de tutacaklar. Bu çok iyi bir haber; çünkü Windows Explorer ile KDE’yi kıyasladığımızda, KDE 3.x serisinde simgelerin sinir bozucu derecede yavaş yüklendiklerini görüyorduk. Tekrar hatırlatayım; bu özellik henüz beta sürümünde yok. Google summer of code programınca desteklenen icon cache, önemli bir yol almış olsa da, muhtemelen 4.1 sürümüyle birlikte gelecek. Bunun anlamı şu; 11 Aralık’ta çıkacak kararlı KDE 4.0′ı kuranlar bile, icon cache özelliğine henüz kavuşamayacaklar.

Şimdi kısaca KDE4 ile gelecek bazı anahtar teknolojilere bakalım:

QT4.x

Trolltech’in geliştirdiği ve daima KDE’nin temel taşı olmuş QT kütüphanelerinde önemli mimari değişiklikler var. Trolltech ve KDE geliştiricileri, QT tabanlı programların yeni kütüphaneler sayesinde %20 civarı daha hızlı çalışacaklarını söylüyorlar. Aslında, bu değişikliklerin görünen kısmı. Windows’a da çok uzun süredir göz kırpan Trolltech, yeni kütüphanelerle çok daha taşınabilir QT tabanlı yazılımlar geliştirilebilmesini sağlamak amacında. Nitekim, artık KDE’nin bile Windows üzerinde çalışmasının “rivayet” olmaktan çıkıp, gerçek olacağı söyleniyor. Genel olarak bakarsak, bunun Linux’un masaüstünde yayılması açısından önemi büyük. Örneğin, Linux’a geçmeyi planlayan şirketler, Windows üzerine KDE kurarak bu geçişi kullanıcılar açısından daha “acısız” gerçekleştirebilecekler.

kde 4

Bunun dışında, QT ve Plasma’da iç içe geçen bazı görsel efektler var; örneğin seçilen linklerin hafifçe parlamaları gibi.

Plasma

Kullanıcı açısından gerçek bir devrim yaratacak yeni altyapının adı Plasma.

Plasma, pekçok yeni özellik getiriyor. Bunlardan ilki, widget’lar. SuperKaramba’dan ve Apple Mac OS X’den bidiğimiz widget’lar, masaüstüne yerleştirebileceğiniz küçük program parçacıkları. Örneğin, RSS beslemelerini gösteren bir widget’i masaüstüne koyduğunuzda, artık Akregator gibi programa ihtiyaç duymadan, masaüstünden bu beslemeleri takip edebiliyorsunuz.

Altyapı olarak SuperKaramba için yapılmış widget’lar ilk aşamada sorunsuz çalışacaklar; ancak Plasma ekibi Mac OS X Dashboard, hatta Opera tarayıcısı için yazılmış widget’ları bile KDE 4 ile uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Kısacası, artık birçok programı çalıştırmak yerine, widget’lar aracılığıyla çıktılarını masaüstünden takip edebileceğiz. Buna bir kez alışınca, bilgisayar kullanma hızımızın ve verimimizin büyük ölçüde artacağını söylemek mümkün.

kde4

Phonon

Yeni çokluortam API’si. Aslında burada kullanıcının direk fark edeceği bir değişiklik yok-bu API’ler sayesinde programcıların işi son derece kolaylaşacak. Örnek vermek gerekirse, Phonon sayesinde, bir pencere içinde video oynatmak istiyorsanız, Xine, Mplayer ya da GStreamer motorlarından hangisini kullanacağınıza karar vermenize gerek kalmıyor. Phonon API’leri, daha alt düzey işlemleri basitleştirerek size sadece görevleri tanımlama gibi işlemleri bırakıyor. Bunun iyi yanı şu: QT kütüphanesi kullanarak bir program yazdığınızda, aynı program Phonon API’lerinden faydalanarak her işletim sistemi için farklı motorları tarama gereksinimini ortadan kaldırıyor. Sözgelimi, KDE/Linux üzerinde çalışan programınız Xine kullanırken, aynı program Windows üzerinde çalıştığında Media Player motorunu kullanıyor. Bunu siz tanımlamak zorunda değilsiniz; Phonon sistemle “konuşarak” kendi karar veriyor.

Solid

Bu da, aynı Phonon gibi, kullanıcıya değil, geliştiriciye yarayan bir özellik. KDE4′ü derlemeye çalışırken HAL, Bluetooth ve Network Manager ile “konuşabildiğini” gördüm ama, iddialara göre, Solid sayesinde tüm donanıma tek bir API sayesinde hükmedebileceksiniz.

Gerek Phonon, gerek Solid, aslında Windows’ta yıllardır bulunan DirectX gibi abstraction layerlar ile aynı işi yapıyor. Kısa vadede kullanıcılar bu yeni API’lerin nimetlerini göremeyecekler; -zira bu API’leri kullanan yeni sürümlerin çıkmasını beklemek gerek- ama uzun vadede program geliştirme çok kolaylaşacağı için -en azından eskiye göre!- çok daha kaliteli GNU/Linux programları görebileceğiz. Zaten Windows’un oyun alanındaki egemenliği de, DirectX’in grafik programlamayı çok ama çok büyük oranda kolaylaştırması ile oldu.

kde 4


Telepathy / Empathy / Decibel

Bu API’ler sayesinde, iletişim protokolleri kullanıcı ve programcılar için daha “şeffaf” hale gelecekler. Decibel, bunların arasında en uzun mesafe katetmiş olanı; Telepathy ise freedesktop.org ve Ubuntu tarafından üzerinde ağırlıklı durulan bir proje. Decibel, KDE 4.1 ile gelecek, diğerlerinin durumu ise belirsiz diyebiliriz.

Kross

Kross, bir script altyapısı. Kendi başına bir dil değil; Ruby, Phyton, Falcon ve ECMAScript (eski Javascript) gibi diller için yazılan scriptlerin şeffaf olarak çalıştırılmasını sağlayacak. Herhalde artık Kommander scriptleri yerine Kross scriptleri göreceğiz; hatta zaman içinde Perl scriptleri bile Kross destekleyen dillerle yazılarak sistem bakımı-yönetimi daha kolay ve merkezi bir hale gelecek.

Compositing

Composite eklentisi yepyeni ve bomba gibi bir şekilde dönüyor! XGL-AIGLX gibi efektler, artık KDE içinde entegre olarak gelecekler. Şimdiye kadar gördüğüm demolar çok etkileyici. Bu projelerden kod alındığı zaten açıklandı, ancak KDE takımı tarafından yapılanlar çok açık değil. Hemen hemen tüm Compiz efektleri şu an KDE içinde entegre vaziyette, olmayanlar da planlama aşamasında.

1, toplam 1 sayfa1