* You are viewing Posts Tagged ‘opensuse’

OpenSUSE 10.3 ve Mandriva 2008: Neden indirmedim?

Kotasız ADSL’im olduğu için, günde 4-5 GB download yapabiliyorum. Aslında, teorik olarak 8 GB download yapabilmem gerekiyor; ama Türk Telekom’un “Turbo” ADSL’i, acaip bir turbo boşluğuna sahip! (BMW 2002 Ti gibi!) Gün içinde “nostalji” babında, 256 K ile takılıyorum; çünkü Turbo ADSL’in motorunun yağı daha ısınmadığı için, turbo yanmasın diye gazlamama izin vermiyor.

mandriva 2007 mandriva control centerBu arada, bir uptime çektim, bilgisayarım 7 gün ve 2.5 saattir reboot yüzü görmemiş!

Herneyse. Yeni Mandriva 2008′i merak ettim; zira Metisse’i mercek altına yatırmak istiyordum. Metisse, Mandriva tarafından desteklenen bir proje ve şahlanan KDE projesine karşılık, GNOME’un tek silahı gibi görünüyor. Ona da silah denirse, zira bu sefer KDE fena bastırdı.

Gelgelelim, Mandriva, herhalde Fransız olduğundan olacak, iğrenç bir websitesine sahip. Birşey indirmek istediğinizde, neden Mandriva’nın parayla satıldığını hemen anlıyorsunuz; çünkü masaüstü kullanıcısını kobay yerine koydukları Mandriva One serisini indirmek bir parça kolay olsa da, RC olan (Release Candidate-Sürüm adayı) 2008′i indirmek öyle kolay değil. 5 dakika dolaştım, lanet olsun deyip çıktım.

Mandriva ile ilgili tek iyi anım, henüz adı Mandrake iken, 10.2 sürümüyle tüm donanımı tanıyan sürüm olmuştu. Oldukça şaşırmıştım, çünkü o zaman kullandığım “muadil” Red Hat ve Slackware, hemen hemen hiçbir donanımı tanımamıştı. Lakin birkaç ay sonra, tipik Mandriva arızaları canımı sıkmaya başladı: ilk bakışta mucizevi bir araçmış gibi duran Mandriva (Mandrake o zamanki adıyla) Control Center, hiçbir donanımı doğru dürüst ayarlamıyordu. Disk Drake feci birşeydi ve çok önemli bir partition’ı tamamen kaybetmeme neden olmuştu; oysa Disk Druid’i bile gözüm kapalı kullanabiliyordum. Paket yönetimi de hemen hemen tüm RPM tabanlı dağıtımlar gibi “kırılgandı”; birkaç paket kurma-kaldırma denemesinden sonra, genelde hiçbirşeyi kurup kaldıramayacak hale geliyordunuz.

Bu seferde, hem eski anılarımı hatırladım, hem de indirme linki bulmanın zorluğu karşısında yılıp vazgeçtim. Oysa yeni network ayar altyapısını merak etmiştim. Zaten işim başımdan aşkın; Mandriva’yı denemek de çok lüzumlu bir iş değil. O cooker’da pişmeye devam etsin. (birgün dibi tutacak; zaten tutmuştu ama Fransız devletinin iteklemesiyle tekrar ayağa kalktı)

Gelelim OpenSUSE’ye. Almanların sıkıcı ama kusursuz mühendislikleri bilgisayar alanında hoşuma gidiyor; çünkü arabaların aksine, bilgisayarda herşeyi sıkıcı(!) ama kusursuz seviyorum. OpenSUSE’nin 7.2 sürümünün İngilizce kullanım kılavuzlu sürümünü birinden çalmıştım -evet,resmen çaldım, herif hırsız olduğu ve bize de ufak bir miktar takıp kaçtığı için pişman da değilim- ve bende çok iyi izlenimler bırakmıştı. Tamamen konsoldan çalıştığım bir makineye kuruluydu ve sitenin birine buradan Internet ve dosya paylaştırıyorduk; ayrıca sayısız PHP scripti kuruluydu ve kullanıcılar kendi web sayfalarını site içinde filan buradan yayınlayabiliyorlardı. O zamanlar PHP+APACHE+MYSQL kurup çalıştırmak, Squid kastırmak, mail server kurmak bu kadar kolay değildi; ona rağmen SuSE üzerinde yazdığım her komut mucizevi bir şekilde çalışıyor ve tam da istediğim şeyleri neredeyse düşünmeden yapabiliyordum! Herkes o zamanlar “Red Hat, Red Hat” diye inlese de, ben Red Hat’i uzun süre kullandığım halde, en zor kullandığım dağıtım oldu. Açıkçası, “baba çok zor, bi öğren uçurursun Linux’u” denen Slackware’da hiçbir zorluk çekmedim; ama çok daha kolay ve düzenli olduğu söylenen Red Hat beni uzun zaman çileden çıkardı. Üstelik, en uzun süre kullandığım dağıtım olduğu halde. Şu an doğru yolu buldum; Linux kesinlikle Debian tabanlı olması gereken bir sistem.

Yıllar sonra, OpenSUSE 10′u denedim. Oldukça hızla denebilir, herşey epeyce şık, ama YAST2, debconf-dexconf gibi primitif görülen Debian yapılandırma araçlarıyla boy ölçüşemeyecek kadar başarısız. Buna bir de RPM’in paket yönetimi kabusunu ekleyin.

OpenSUSE yine de fazla uzak kalınmaması gereken bir dağıtım. En nihayetinde “Enterprise” sürümleri var ve bazı disiplinlerde Red Hat’i inletiyor. (Enterprise sürümler artık direk Novell markası ile geliyor). Üstelik, OpenSUSE, özgür yazılım dünyasına epey katkı yapıyor. Microsoft anlaşması tartışmalarıyla “linux çocuklarının” tepkisini toplasa da, ticari olarak doğru bir iş yaptılar ve SuSE’nin camiaya katkısını küçümseyeni azıcık hırpalarım.

opensuse 10.3

Gelgelelim, 10.3′ü de indiremedim. Bunun nedeni daha farklı: OpenSUSE 10.0′ı indirirken, 5 CD olduğunu görüp yine de sabırla indirmiştim. Kurulum ölümdü. Bu CD’leri DVD haline getirmek mümkün olsa da, diskte 10 GB filan alan olması gerekiyor. Üstelik, işlem kısa süren bir işlem de değil. Dolayısıyla, direk 5 CD’ye yazdırdım ve kurulum sırasında komaya girdim. OpenSUSE, hala DVD imajı yayınlamamakta direndiği için, OpenSUSE 10.3′ü indirmedim, çünkü aynı kötü tecrübeyi yaşamak niyetinde değilim.

Bunlar bana, paralı sürümleri satmak adına yapılan ayak oyunları gibi geldi. Açıkçası, milyon dolarlarım da olsa, bana zorluk çıkaran adamın kutulu ürününü almak için 2 YTL bile vermem. Alan enayi olur mu onu da bilmem. En nihayetinde, bilgisayarınıza tüy dikmiyorlar, daha iyi dağıtımlar da var. Bu saçmasapan çabalarla daha da antipatik ve komik durumlara düştüklerini düşünüyorum.

Yine de, çok ilginç birşey yaparlarsa inatla indirip deneyeceğim. Gerçi en fazla 2 gün kullanırım; çünkü Debian tabanlı bir sistemin toplam faydasını hiçbiri sağlayamaz.

Bu arada, Ark ve Gentoo’yu birara mutlaka denemem gerek. Sabayon DVD’sini indirdim ve bekliyor. Belki Gentoo’yu pas geçip zaten Gentoo tabanlı olan Sabayon’u denemek daha iyi bir fikir olabilir; böylece Portege, recipe filan kastırmadan çok sayıda hazır paketle Gentoo nereye gelmiş onu da görmüş oluruz.

1, toplam 1 sayfa1