* You are viewing Posts Tagged ‘öylesine’

Nasıl “Zuldanya Aydını” olunur

1.Öncelikle çok satan,ama iddia ettiği kadar da satmayan bir gazetede iş bulacaksın.

2.Zaman içinde onun bunun ayağını kaydırarak kendine bir köşe edineceksin.

3.Köşeyi kaptıktan sonra gerisi kolay,dikkat etmen gereken birkaç nokta var.

4.Askerle ve bürokratla iyi geçineceksin. Ne de olsa onlar baki,iktidar geçici.

5.Biryerde yolsuzluk olursa ve iktidar sana yeteri kadar kredi vermiyorsa,yaygara koparacaksın. “Onların koyduğu adamlar yaptı efendim,sürekli kadrolaşma çabası içindeler” diyeceksin. Orada senelerdir kazık kakmış bulunan bürokrata laf etmeyeceksin,mazallah,birgün ihale filan kovalarken işin düşer…

6.Patronun ihaleye filan girecekse baştakilere fazla giydirmeyeceksin. Zuldanya aydını ekmek teknesine pislemez…

7.Rakiplerinin önünü keseceksin. Siyasi manzaraya göre uygun çamur atacaksın. Mesela faşistler iktidardaysa komünist, dinciler varsa ateist diyebilirsin. Darbe ihtimali varsa ve ihale beklentisi içinde değilsen, karşı devrimci,yobaz filan demen uygun olur.

8.Halkın bir kısmını aşağılarken diğerini olmadıkları yerlerde gösterecek,yağ çekmede kusur etmeyeceksin. Ne de olsa bu bölücülük filan değildir.

9.Bölücülük konusu hassas bir mevzu olduğundan, karşı tarafa başka türlü bok atamıyorsan bölücüdür diyebilirsin. Ne de olsa herşey bölücülük olabilir. Mesela nufüsun çoğu sağ elini kullandığından, solaklar da pekala bölücü sayılabilirler. Ne de olsa, her iki elle kullanılabilen şeyler isteyerek, nüfusun %99′unun sağ elli olduğu biryerde çıbanbaşlığı yapmaktadırlar.

10.Halk cahildir. Onun için neyin doğru neyin yanlış olduğunu sen söyleyeceksin.

11.Askeri sık sık darbe yapmaya çağıracaksın. Oralı olmazsa hiçbirşey olmamış gibi davranıp ne kadar demokrat olduğundan dem vuracaksın.

12.Yabancı ülkelere daima şüpheyle yaklaşacak, ama ürettikleri her şeyi çatır çatır kullanmada kusur etmeyeceksin.

13.Halkın doğru yolu bulması için korkutulması gerekir. Her yazında muhakkak, en az bir yere potansiyel facialardan bahsedeceksin. En ufak bir akılcılık,kanıt filan ortaya sürmen gerekmiyor.

Popüler facia senaryoları piyasaların çökmesi, savaş, heryerde bombalar patlayacağı, önümüzdeki ay kıtlık olacağı gibi şeyler olabilir. Araya biraz da magazin katarsan kıyamet senaryolarının okunmasını garanti edersin.

14.Zaman zaman birileri ne kadar cahil ve aptal olduğunu ispatlayabilirler; önemi yok. Duruma göre hiç oralı olmamak ya da iddialarını daha da ateşli biçimde savunmaya çalışmak yollarından birini seçebilirsin. İnsanlar genelde sesi daha çok çıkana inanırlar.

15.”Aferin” diye başını okşayan patronun birgün seni işten kovabilir. Bunu kendine dert etmemelisin; ne de olsa sana iş imkanı çok. Birkaç ay mazlumu oynamak yerinde olur.

16.Eğer iş bulamıyorsan, Sivil Toplum Örgütü görünümlü örgütlerden birinde yer alabilir, ya da daha iyisi kendi örgütünü kendin kurabilirsin. Yalnız yaptığın mitinglerde bol bol Zuldanya bayrağı olduğundan emin olmalısın. Senin karşıtların da bayraklı eylem yapabilirler. Sakın ola ki “ulan bunlar da bizim bayraktan getirmişler” diye şaşırma; bu doğaldır.

Not: Bu yazıyı ben yazmadım. Yazı, Atlantis’in kuzeyinde olduğuna inanılan Zuldanya isimli ülkede yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. Yaşlı bir gazetecinin, aynı okuldan mezun daha genç bir gazeteciye yazdığı mektup olduğu düşünülmektedir.

Nerelerdeyim(!)

Blogdan sıkılmıştım. Belli bir nedeni yok. İnsan bazen çok sevdiği şeylerden bile sıkılıveriyor, kaldı ki burada yazmak da en sevdiğim şeylerden biri filan değil(!).

Batur Kahveci, 1 ay önce filan arayıp, kendi blogunda da bahsettiği gibi, “merak ettim” dedi. Batur Kahveci dediğime bakmayın; kendisinin de bahsettiği üzere ne o beni tanır, ne ben onu!

Elbette hoşuma gitti, gururum okşandı. Ama bundan öte, birilerinin sizden yazmanızı ya da birşeyler yapmanızı beklemesi, insana bir görev duygusu aşılıyor. Bence toplum ve insanlık olarak en büyük eksiklerimizden biri de bu. “Sosyal hayvanlarız” gibi pek de kibar olmayan yakıştırmaları onaylıyor olmamıza rağmen, bu sosyalliğin gereklerini yerine getirmiyoruz. Kendi adıma, bildiklerimi ya da tecrübelerimi aktarmayı insani bir görev (ve sorumluluk) olarak görüyorum. Bunun elbette istisnaları var (örneğin amatör olduğunu söyleyip, benim profesyonel düzeyde bildiğim konularda yardım isteyen ve bu fikirler üzerinden para yapmaya çalışanlara kılım. Hayır; sorun para kazanmaları değil-yalan söylemeleri ve kendi bildikleri üç-beş kırıntıyı aile sırrı gibi saklamaya çalışmaları)

Yazmak aynı zamanda düşünme sürecini hızlandırıyor ve artırıyor, bu konuda ve genel olarak bir disiplin kazandırıyor. Hayatta ne kadar fazla şeyle uğraşıyorsanız, o kadar fazla bağlantı kurup, orijinal fikirler üretebiliyorsunuz.

Yazmadığım süre zarfında oldukça yoğun bir iş yoğunluğu, bundan kaynaklanan yorgunluk (ve bazen bezginlik), son zamanlarda tekrar alevlenip boş zamanlarımın ciddi bir kısmını kapan akvaryum hobisi gibi nedenler beni uzun süre blogdan uzak tuttu. Umarım, bu kalıcı bir geri dönüş olur.

1, toplam 1 sayfa1