* You are viewing Posts Tagged ‘özgür yazılım’

KDE 4.1: Kimsenin kullanamayacağı masaüstü

KDE neyi taklit ediyor? Ya da, çalışma mantığı ne?

Bugüne kadar Amiga’dan CDE’ye, KDE’den Windows’un tüm sürümlerine, Mac OS’dan GNOME’ a kadar çok sayıda masaüstü ortamında çalıştım. Bunlar arasında beni çok rahatsız eden ikisi Enlightment ve KDE 4.x oldu.

Aslında, en rahatsız edeni demek yanlış: Hiç sevemediğim GNOME’u bile uzun zaman, çok da küfür etmeden kullandım. Mac OS’da hızlı birşeyler yapabildim, ama fazla “efektli” geldi. Hızlı çalışırken, oradan buradan fırlayan, açılan, zıplayan şeyler zaman kaybettiriyor; ama genel kanım, en ergonomik masaüstü olduğu yönünde.

KDE 3.5 serisi ise, şimdiye kadar kullandığım en iyi masaüstüydü. İnanmayacaksınız ama, senelerce Windows ve özellikle de Windows XP’de çalıştığım halde, KDE’de çok daha hızlı ve rahat çalışabildim.

Açıkçası, KDE 4′den beklentim çok büyüktü.

Şu an önümde duruyor; Vista’dan sonra en büyük fiyasko. Vista’dan sonra diyorum; çünkü KDE’nin kullanımı Vista’dan bile zor.

Kubuntu 8.10′u kurdum. Şu sıralar Windows’la çalışmak zorunda olduğum için, VirtualBox üzerinde Kubuntu kullanıyorum. VirtualBox üzerinde Linux kurduğunuzda, eğer Guest Additions yüklü değilse, elde edeceğiniz maksimum çözünürlük 800×600. Onun için, Guest Additions’ı indirdim. Bilmeyenler için; Guest Additions yüklendiğinde Linux altında mount edilmiş bir CD olarak görünüyor.

Kolaylık olsun diye, CD içinde işime yarayacak dosyayı, “masaüstü sandığım yere” kopyaladım. “Kopyalanmış gibi” yaptı. CTRL+ALT+F1 ile konsola düşüp, xorg.conf’u düzenledim. Guest Additions, bir kernel modülü ve Virtualbox ekran sürücüsünü kuruyor. Kernel modülünü zaten kurmuş olduğumdan, amacım x11 parametresi ile VirtualBox X sürücüsünü kurmaktı. Sonra, masaüstüme erişemediğimi farkettim!

Normalde KDE altında /home/kullanici/Desktop masaüstünün dizinidir. KDE 4′de böyle bir dizin yok. /home/batasoy/Masaüstü diye bir dizin buldum ama sadece adı masaüstü! Dosya orada yoktu, tam da tahmin ettiğim gibi.

Peki o link neredeydi? Bakmadan geri dönüp sildim. KDE üstünde bir terminal açıp oradan kurdum.

KDE’nin masaüstünü masaüstü gibi kullanamıyorsunuz! Elbette bir yolu vardır, ama açılır açılmaz masaüstü gibi kullanılabilmesi gerekir.

Şunu kabul edelim; Linux, tipik bilgisayar kullanıcısı için en kolay işletim sistemini ve masaüstü ortamını sağlamıyor. Gelgelelim, Konqueror, benim gördüğüm en iyi dosya yöneticisi. KDE’de maalesef öntanımlı olarak Dolphin geliyor. Dolphin’i daha alfa bile değilken kurmuş ve denemiş biriyim. Hiç sevemedim. GNOME’da sevmediğim şeyleri KDE’ye taşıyor. Kendi home dizinimi değilde, root dizinini nasıl göereceğimi bulmak 30 saniyeden fazla sürdü. Deneyim düzeyimi düşünecek olursak, bu kabul edilemez bir süre.

Neden, Konqueror’ın en iyi yapabildiği şeyi ikinci plana atıp Dolphin’i koydular? İnanılır gibi değil. Bunun dışında, hızı hariç, Internet Explorer’dan daha kötü bir tarayıcı arıyorsanız, bu elbette Konqueror’dır. Madem Konqueror’ı ikinci plana atıyorsun, çıkar gitsin! Ya da, rendering engine olarak KHTML yerine Webkit kullan artık! (En azından, bunu Ubuntu’da opsiyonel olarak yapabiliyoruz)

Bir de şu Kickoff meselesi var. Suse’cilerin bu kadar gazına gelmek niye? Dünyanın en kullanışsız Start menüsü. Bir programı açmak için, bir kategori altına giriyorsunuz. Gereksiz sol tıklamalar…Geri dönmek için sola kayıp yeniden sol tıklamalar…Hem herşeyi bir arada göremiyor, hem zaman kaybediyor, hem de şaşırıyorsunuz. Allahtan eski stile dönmek kolay; hatta Kickoff içinde herhangi bir programı bulmaktan daha kolay!

Teknik olaraksa diyecek şey yok. KDE 4, gerçekten KDE adına büyük bir ilerleme ve programcılık açısından doğru şeyler yapıyorlar. Ama bunun kullanıcıya yansıyan kısmı, kullanışlı, hızlı ve akılcı olmaktan çok uzak.

Tasarım olarak da gerçekten çok şık buluyorum. Ama kullanışlılık olmayınca, şıklık da, KDE 4′ün oyuncaktan ileri geçememesine neden oluyor.

Ekonomik kriz ve bilgisayar sektörü

Dünya bir ekonomik krizle sallanıyor. Krizin nedeni herzaman olduğu gibi finansaldır; yani birileri gerçekte bir hiç olan kağıtlarla (para,bono,tahvil vs) oynuyorlar ve bunun etkilerinden üretenler ve çalışanlar etkileniyorlar.

Amacım ekonomik krizden bahsetmek değil. Ama hem iktisat mezunu olduğumdan, hem de bilgisayar sektöründen, ta orta sondan beri bir şekilde istemesem bile para kazanmış olduğumdan, kendimde bazı şeyleri değerlendirme ve eleştirme hakkı buluyorum.

Senelerdir birileri, Türkiye’ye “yazılım üssü olalım” gibi öneriler getiriyor.

Türkiye, “yazılım üssü” filan olamaz…

Nedenlerini şimdi uzun uzun açıklayacağım.

Üretim yapıyorsanız, iki şekilde para kazanabilirsiniz: Ya müşteriye direk satış yaparsınız, ya da daha büyük bir şirkete fason üretim yaparsınız.

Türkiye’nin direk müşteriye satış yapma şansı son derece kısıtlıdır. Çünkü biz, donanım ya da yazılım üreticisi değiliz. Bugün bir donanım ürünü imal etmeye kalkarsanız, herhangi bir AB ülkesi,ABD, hatta Hindistan, Pakistan gibi ülkelerle rekabet edemezsiniz. Nedeni açıktır. Bugün Hindistan, atıyorum PC anakartı üretmeye kalksa, iç pazarı bizim 10 katımızdan fazla. Dolayısıyla, bir Türk şirketi, tedarikçiden herhangi bir Hindistan şirketi kadar mal çekemez; dolayısyla onun aldığı fiyata mal alamaz.

“Gümrükle iç tüketiciyi korurum” diyemezsiniz; bilgisayar ürünlerinde gümrük vergisi %1.

ÖTV filanda zaten yerli yabancı her şirkete uygulanıyor.

Yazılımda herhangi bir ara ürüne ihtiyacınız olmadığı için, bu işi kıvırabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Cidden öyle mi? Şu an Hindistan, dünyanın en iyi matematik eğitimini alabileceğiniz sayısız üniversiteye sahip. Bilgisayar alanında da rakipleri Stanford gibi okullar. Sizin Türkiye’de, dünya sıralamasına girmiş bir okulunuz var mı? Yok.

Yarı-eğitimli, dünya ortalamasının altında eğitim almış bir kalabalıkla yazılım işine gireceksiniz. Olabilir; okul herşey değil. Bu insanları şirket bünyesinde de yetiştirebilirsiniz. Türkiye’de dünya çapında bir yazılım firması var mıdır? Yoktur. Demekki, sizin şirketlerinizin yetiştireceği işçiler de dünya ortalaması düzeyinde kalifiye elemanlar olmayacaktır. Üstelik, insan yetiştirmek şirketler için mali külfettir. Zaten dünya ortalamasının üzerinde maliyetlere sahipsiniz: spesifik alanlarda kalifiye eleman, Türkiye’de daha çok para alır. Çünkü arz azdır.

Şu an dünyada çıkan bilgisayar oyunlarının kadrolarına bakın, yarısından fazlası Rus. Kalifiye eleman yetiştiriyor Rusya, ve Rusların ABD şirketlerine maliyeti ABD,Kanada, hatta çoğu Hindistan vatandaşından daha ucuz.

Microsoft’a fason üretim yapabilir misiniz? Kısmen; örneğin Windows Vista’yı Türkler Türkçe’ye çevirirler. Kümülatif olarak baktığınızda ise bu bir artı değer değildir; zira Microsoft Windows Vista’nın Türkçe olması için birim başına 10 sent harcıyorsa, bunu size 100 küsur dolara geri satıyor!

Daha büyük işler yapmaya ise, acı ama, kifayetimiz yetmez.

Sorunu ortaya koyup çözümü düşünmemek kolaycılık olur.

Bu işin çözümü, hızla ve biraz da ite kaka, özgür yazılımı kucaklamaktır.

Hayır; Pardus markasını tescilleyip, dernek kuranları tehdit ederek değil!

Yazılım ithalatına %100 vergi koyarsınız; yapabiliyorsanız şayet. (Zira gümrük anlaşmalarımız var; burası Muz Cumhuriyeti değil, kafanıza göre Uluslar arası anlaşmaları ihlal edemezsiniz.)

Bunu yapamayabilirsiniz; ama başka çözümler var. Bugün her yazılımın, bazılarının çok iyi olmasa da, açık kaynak kodlu alternatifi var. Eğer ofis paketine ihtiyacınız varsa, OpenOffice yerine MS Office kullanmanızın herhangi bir makul açıklaması yok. İşletim sisteminde de durum böyle. Üretmeyen bir ülke olarak, PHP-Apache-MySQL varken, IIS-.Net-SQL Server’a lisans ödeme lüksüne sahip değiliz. Ha, Photoshop’a ihtiyacınız varsa, maalesef Gimp bir alternatif olmaktan çok uzak.

Peki Türkiye neden bunu yapamıyor, neden durup dururken gereksiz birsürü yazılıma tonla para ödüyor?

Bu bir politik kifayetsizliktir. Oturun, %100 Windows uyumlu, ondan çok daha iyi, fiyatı da 5 kat ucuz işletim sistemi yapın; bakın bakalım ABD devleti bunu kendi ülkesinde satmanız için size izin verecek mi? Elbette sizi açık açık kovmayacak; ama öyle vergiler, öyle zorluklar çıkaracakki önünüze, yokolup gideceksiniz.

Türkiye’nin yapması gereken şey kolaydır. Bütün okullara özgür yazılım şartı getirecek, 2 senelik meslek okullarında X,Y,Z şirketinin ürünlerinin lafı bile edilmeyecek. Özgür yazılım geliştiren insanları maaşa bağlayacak. Türk vatandaşı olması gerekmiyor; ABD’de örneğin Apache’yi geliştiren 3 kişiyi ülkeye çağırırsınız, size özel web sunucusu yazarlar. Türkiye, bu alanda reklamını da yapar. İşte o zaman, Türkiye’den biri, ben X yazılımı geliştireceğim dediği zaman, ABD’den, Japonya’dan, Fransa’dan sürüyle geliştirici omuz verir.

Kusura bakmayın; üniversite’de X şirketinin ürettiği IDE’de sağa sola tıklayıp 4 satır kod yazmakla ne programcı olursunuz, ne de yaptığınız işin bir akademik değeri vardır. Bırakın ABD’yi, Bulgaristan’a da gitseniz programcı olarak iş bulamazsınız. (Zaten Türkiye’deki akredite üniversitelerin sayısı bir elin parmakları kadar değil.)

Bunun için devleti mi bekleyeceğiz?

Devleti beklersek yandık. Türkiye’de, devlete baskı yapabilecek düzeyde bir örgütlenme yok bu alanda.

Biz yapacağız. Ama yapamıyoruz; çünkü açık konuşmak gerekirse miskiniz.

Sourceforge’da iki proje açtım, aylarca tek başıma birşeyler yapmaya çalıştım, bir tane programcı çıkıp bende şurasından tutayım demedi.

TÜBİTAK’dan maaş alanlar hariç, açık kaynak kodlu bir proje gösterin ki, 3 kişi uzun süredir üstünde çalışıyor olsun!

Bakın Türkiye’den adamın biri Flash alternatifi bir yazılım geliştiriyor; Türkiye’de Pozitif PC’den başka hakkında konuşan olmadı!

Bir başkası pencere yöneticisi geliştirmiş, ABD’deki Linux siteleri hakkında yazılar yazıyor, Türkiye’de ondan bahseden bir site, bir bilgisayar dergisi gösterin!

Yeter artık, donanım sitelerinin, bilgisayar dergilerinin, televizyon reklamlarının güdümünde kalıp, karın tokluğuna iş bulmak için aylarca bekleyecek misiniz?

Sitelerinizde, bloglarınızda neden X firmasının mallarını ballandırarak anlatmak yerine, örneğin PHP, Lazarus öğrenmeye, Linux kullanmaya çaba harcamıyorsunuz?

Şöyle bir iş ilanlarına bakın; Türkiye’de şirketler Linux uzmanı bulamıyor, birsürü X,Y,Z sertifikalı insan aç dolaşıyor!

Kendi iş fırsatınızı kendiniz yaratın. Bugün Türkiye’de ASP programcısının iki katı kadar PHP programcısı olursa ne olur biliyor musunuz? Hiçbir şirket ASP kullanmaz. Çünkü PHP programcısı bulmak kolay olduğundan, onlarda da PHP’ye karşı güven oluşur. Kimse aptal değil; herkes para kazanmanın giderek zorlaştığı günümüzde ucuz ve esnek çözümlere yöneliyor.

Windows üzerinde KDE 4

kde 4 for windowsFuarın birinde Microsoft yetkilileri KDE standını ziyaret etmiş ve KDE’yi çok beğendiklerini söylemişler. KDE, bunu haber filan yapmış ve beni de hem güldürmüş, hem kızdırmıştı.

Windows Vista, hem Mac OS X, hem de Linux’un Compiz projesinden birşeyler alıp işletim sistemine koymaya kalktı; sonuçları gördük. Zayıf Vista efektleri, Compiz’in yanından bile geçemiyor ve Mac OS X’in olgunluğundan,zerafetinden ve kullanım kolaylığından yoksun.

KDE, senelerdir K Desktop’ın Windows üzerinde kurulabileceğini söylüyordu ki, bu elbette mümkündü-zira, QT, Windows üzerinde senelerdir sorunsuz çalışıyor. Lakin, KDE ekibi projeleri duyurmak konusunda hep aceleciydi; örneğin embedded Konqueror sürümünden senelerdir haber yok. Keza, Windows üzerinde KDE’de çoook uzun bir hikayeydi. Gördüğüm kadarıyla gerçek olmaya başlamış.

Windows üzerinde KDE…Aslında, Windows’un Explorer’ına entegre olmuyor; Kwin, Kdocker gibi uygulamalar ise çalışmamakta. Konqueror hata veriyor ve kısmi çalışıyor; özellikle kioslave’lerin çalışmaması çok da doğal.

KDE’nin yeni dosya tarayıcısı Dolphin, KDE for Windows projesinde de yer alıyor ve sorunsuzkde_kopete.jpg çalışıyor. Başlarda Dolphin’i hiç sevmedim; örneğin kioslave’ler Dolphin’de çalışmıyordu. Dolphin ve KDE entegrasyonu çok yol almış; yine de, Konqueror sistemle bu derece iyi entegre olmuşken bana bir geri adım gibi geldi. Dolphin, KDE’den çok GNOME mantığına uygun bir araç.

Kopete de çalıştı. Lokalize, Kalzium, Kget,Kate,Kwrite da çalışanlar arasında. Koffice’in durumu ise parlak değil: komain.dll hatasından dolayı, Kivio’dan Krita’ya kadar bir dizi program çakılıyor. Bu durum, indirme sırasında karşılaştığım bir problemden kaynaklanıyor olabilir.

1.65 MB’lık KDE kurulum programı, seçtiğiniz özelliklere bağlı olarak KDE’yi indiriyor ve kuruyor. KDE 4 kurulum programını buradan indirebilirsiniz.

Sun Microsystems, MySQL’i almış

2008′in ilk bomba haberi…

Sun, MySQL’i 1 milyar dolar sayarak satın almış. Böylece, MySQL, Java + sunucular filan derken, Sun, Internet’i iyiden iyiye idare eder hale geliyor.

Microsoft, yine bakmaya devam ediyor bu arada.

Oracle, Red Hat müşterilerini kapmak için mücadele ederken, Sun, bazı problemlerle gelen MySQL’i adam gibi geliştirip Enterprise RDBMS pazarında Oracle’a kök söktürebilir. MS SQL filan demiyorum; onu 3.dünya ülkeleri ve Türkiye haricinde pek kullanan yok.

Sun’a sempatim olduğunu gizlemiyorum. Benim pek hazzetmediğim MySQL’in (şirketin de adı bu aynı zamanda) Sun’a geçmesi hem Sun adına sağlam bir yatırım oldu; hem de giderek daha fazla kullanmak zorunda kaldığım ve görünüşe bakılırsa kalacağım MySQL’in gelişmesi açısından bir nevi teminat haline geldi. MySQL’in dokümantasyonu ve araçları “bol” olmasına rağmen, sığ, kalitesiz ve kötü hazırlanmış. Umarım, Sun bu konuda bir an önce harekete geçer.

Açıkçası, MySQL gibi güdük bir RDBMS’den nasıl bir Enterprise ürün çıkarılır, tahayyül etmek pek olası değil. Trigger’lar bile göreceli olarak yeni geldi. ANSI SQL uyumluluğundan zaman zaman fazlaca kopan bir query yapısı var. Buna rağmen, Oracle’ın “kopup gittiği” PL/SQL gibi genişletilmiş bir dile de sahip değil. Çok basit sorgularda oldukça hızlı olmasına rağmen, karmaşık sorgularda tabana vuruyor. (Aslında web gözönüne alınarak geliştirildiği için, çok hızlı, efektif ve pragmatik bir çözüm bir yandan da)

Sıkıldığım projeler: Pozitif GNU/Linux, TWIX, vesaire…

orangutan_yawn.jpg“Bugün başlarım, yarın başlarım” derken, Pozitif GNU/Linux’u sallamaya devam ediyorum. Epeyce birşeyler yazdığım TWIX ise, öylece duruyor. Onunla uğraşmayı ne zaman bıraktığımı ise unuttum bile.

Sanırım artık open source projelerle uğraşmayacağım; kendi projelerimi gizli kapaklı geliştirip satabilirsem satacağım, satamazsam CD ve DVD’lere kaydedip raflara dizeceğim. Çünkü bu gerizekalı ticaret anlayışından fazlasıyla sıkılmış haldeyim.

Pek de zeki olduklarını söyleyemeyeceğim sayısız insan, özellikle blog’u açtığımdan beri türlü şekillerde -mail atarak, MSN’e ekleyerek, yorum bırakarak- benimle irtibata geçti. Kimisi “çaktırmadan”, beleşe donanım analizi yaptırmaya çalışıyor, kimisi “hocam şöyle bir alet var, buna ne kursak yahu?” diye akıl istiyor, kimisi “baba ARM kart getiren varmı, sitesini yazsana” diye mesaj atıyor.

Bunlara cevap vermiyorum, ya da “az ye de ARGE yap ulan” tarzı cevaplar veriyorum.

Bir blogda okudum, hangisi hatırlamıyorum. Şu “böyük” iş dergilerimizden biri, 2006′da AR-GE’ye en çok para harcayan 100 şirketi listelemiş. 100. şirketin harcadığı para, “eski TL cinsinden”, 13 milyar!

Benim odamdaki donanımın değeri bundan fazla; seneye o listeye girmek için talip olacağım. Hatta arabayı filan satarsam, belki ilk 50′ye bile girebilirim!

Mahallenizde laf olsun diye limited şirket açsanız ve hiç fatura kesmeseniz, ödeyeceğiniz pul, stopaj, ıvır zıvır parası 13 milyardan, yeni dille 13.000 YTL’den fazla…

Buradan çıkan şudur: bizim şirketler nalburdan farksızlar. 13.000 YTL’yi telaffuz ederken adamın yüzü kızarır. Bugün İstanbul’da işine arabayla giden adamın bir yılda bundan daha fazla benzin parası harcadığını biliyoruz. İşte memlekette bilgiye verilen değer budur. Bizim gibi kastıran adamlar da bir bok olamazlar, en iyisi bir şirketin pazarlama departmanına kapağı atıp nalburluk yapmak.

IBM, Nokia gibi koca koca şirketler dünyada bizim gibi zibidilere para dağıtıp duruyor, çünkü apartmana kat çıkmak hem böyle daha ucuza geliyor, hem de özgür ruhlu, ofislerde bunalmayan adamlar daha yaratıcı işler çıkartabiliyorlar.

Ama Türk şirketleri bunu yapmazlar; çünkü biz ticareti gavurdan iyi biliriz. Elin zibidisine iş yapsın diye para vereceğime metresime kürk filan alırım, nasıl olsa kekleyip bedava yardım alabileceğim bir enayi bulurum. Bulamazsam da Bir şey üretmem; zaten üretmek gibi bir kaygımda yoktur; üreten Çinliden alırım, burada satarım, burnumdan da kıl aldırmam…

En basitinden, “belli bir platforma özel Pozitif GNU/Linux dağıtımı hazırlar, sistemi de 20 saniyede açarım” gibi iddialarda bulundum; hala Freedos ile sistem satan(!) laptop ithalatçıları var. O konuya hiç girmeyelim; “ben sana kaput satarım sistemi, sonra sen ne hal edersen et, artık 2 milyona tezgahtan Windows alıp mı kurarsın, Linux mu kastırırsın, senin derdin” mantığı. Bir allahın kulu da, “kardeş, biz laptopu hala Freedos’la satıyoruz; ama sen de sallıyormuşun gibi geldi, al cihaz budur, aç bunu 20 saniyede, sana şu kadar para” demedi. Hadi ondan da vazgeçtik; çok mu zordur bu adamların “bu işlerden az buçuk anlayan bir çocuk” istihdam etmeleri? En azından sattığın laptopu ya da desktopu “faal” şekilde satarsın. Bu devirde 1000 dolara laptop alıpta Freedos’la takılacak adam tanımıyorum şahsen. Yasal olarak sistemleri işletim sistemiyle satmak zorunda olduklarından, bu komik yollara başvuruyorlar.

TWIX finanse edilse hiç olmazsa GNU/Linux tabanlı makineler için uzaktan kontrol & yönetim yazılımı olarak işe yarar; hadi bedava vermiyorsun 3-5 dolar fiyat koy, dünyada GNU/Linux kullanan şirketlere sat. Türkiye’deki esnafa 50 dolara adres-etiket pogramı satarmıyım diye, yıllardır yapılıp başarısız olan işlere para ve zaman harcamak yerine alternatifleri dene; hiç olmazsa batarsanda “dünya çapında iş yaptım, öyle battım” dersin, piyasada namın olur!

Hadi parayı pulu da geçtik, bir ucundan tutalım diyende yok. Hatta kimileri kompleks filan yapmış zamanında; download linkini açmışım, millet haldır huldur indiriyor, orada birkaç sivri “Pozitif Linux yalan, bence çıkmayacak, adamlar sallıyor” diyor. 2 senedir “bırakın bu işleri ağalar, dağıtım yapmakmış, Linuxmuş bunlar basit işler; dünyada artık bunlarla çoluk çocuk uğraşıyor” diyorum, bir başkası “ne var ya bende yaparım, basit iş” diyor; ama bununla kalmayıp “çok biliyorsa x’i yapsın” diyerek bir başka dağıtımı referans gösteriyor. Cevap verseniz başetmek mümkün değil, çünkü rezil olmak, haksız çıkmak, komik duruma düşmek nedir bilmeyen sürüyle insan var, adam vatanımı savunuyorum havasında dünyanın düz olduğunu söyleyebiliyor, üstelik buna yandaş da buluyor (yalan abi uydu görüntüleri, kendim görmeden inanmam diyen tuhaf tipler var; o görüntülerden 500 yıl önce de biliniyordu dünyanın yuvarlak olduğu ama ilkokul kitaplarında yazan şeyleri anlamayan adama kolaysa anlatın!)

Doğal olarak sıkıldım; en son Pozitif GNU/Linux’u sourceforge’daki alana yükledim; öyle üşendim ki uyduruk 2 html sayfa yapıp koyamadım; oysa yapıp oradan kendi bloguma 2 link sallasam amma pagerankim olurdu! (sourceforge’un pageranki 9, 250 blogcuya yağ çeksem, oradan alacağım bir link kadar değeri yok;)

1, toplam 3 sayfa123»