Şu thin client (ince istemci) tutmadı gitti, bir kez daha bahsetmiştim, bu sefer biraz dezavantajlarından, çözüm yollarından bahsetmek istiyorum.

Türkiye’de, gerçek bir fiyat avantajı sağlayan, örneğin Arm işlemcisi, ya da MIPS klonu işlemcilerle gelen ince istemciler piyasaya girmedi. X86 tabanlı, genelde de Via anakartla gelen platformlar pahalı, üstelik Via’nın Linux sürücüleri ile uğraşmak son derece sıkıcı. Openchrome sürücüler iyi bir performans vermiyor, X sunucusu ile gelen sürücüler son derece başarısız, Unichrome (Via’nın Orijinal sürücüleri) ise çok zor kuruluyor ve hangi platformun hangi sürücüyü kullandığını bulmak, bunları derleyip kernel modülü olarak entegre etmek, deveye hendek atlatmaktan zor. Yine Via ile gelen ethernet sürücüleri problem yaratıyor,bazı modellerde ikinci etherneti kullanamıyor ya da gigabit özelliğinden yararlanamıyorsunuz; bazı ethernet işlemcileri hiç tanınmıyor. Bu durumda yine Via’nın Orijinal sürücülerini kurmak gerekli, daha basit olsa da, VGA’da yaşanan sorunlar ethernet işlemcilerinde de su yüzüne çıkıyorlar. Kısacası, ince istemci için Via iyi bir seçim değil. Buna rağmen, hemen hemen her ince istemci ürününde Via görmeye alıştık Türkiye’de, çünkü şirketler x86 tabanlı bir işlemci ile daha kolay başedebileceklerini sanıyorlar. Oysa bu bir yanılgı. MIPS, Arm gibi platformlar üzerinde Linux çalıştırmak biraz deneyim ve bilgi gerektirse de, gerçekten harika çalışıyor.

Sun RAY’de, pekala iyi bir ince istemci alternatifi. Sun Microsystems, Türkiye’de olması gereken yerde değil ama rivayetlere bakılırsa, RAY platformunu yaymak istiyorlar. Sun’ın Türkiye’deki servisi filan nasıldır, ne yapar, kaça yapar bilemiyorum ama, ciddi bir seçenek olarak gözönüne almak gerek.

İnce istemciler, ciddi sunuculara ve bu işten gerçekten anlayan, uzman entegratörlere ihtiyaç duyuyor. Maalesef, ben sunucuların ne işe yaradığının ve nasıl olması gerektiğinin iyi anlaşıldığını düşünmüyorum; zira insanlar HP,Sun,IBM gibi markalara para vermekten kaçıyorlar. Diğer uygulamalardan bahsedelim, sunucu olarak kullanılan makinelerin çoğu, masaüstü işlemcileri, masaüstü anakartları ile kullanılıyor. Çoğunda hot-swap özelliği yok. Yedek güç kaynakları yok. Pahalı ve “gerçek” bir sunucuya para verdiğinizde, çalışan makineden işlemci söküp değiştirebiliyorsunuz, güç kaynağı yanarsa, yedeği devreye giriyor, donanım tabanlı sensörler kritik durumlarda sizi uyarıyor. Yani, işten anlayanların biraz daha fazla para verip, “gerçek” bir sunucu alması boşuna değil. Intel, AMT ve Vpro ile bunu biraz “ayağa düşürecek” gibi, ama inceleyecek olursanız, aslında bu sistemin genelde uzaktan müdahale etmek için kullanıldığını göreceksiniz. Ayrıca, sunucularda kullanılan AMD Opteron ya da Intel Xeon gibi işlemciler, masaüstü işlemcilerden farklılar.

Sunucuya para harcamaya kıyamadığınızda, kurduğunuz ince istemcili ağdan da bir hayır gelmeyecektir. Donanım fazlasıyla önemli; bazı ethernet kartları 3-4 dolara satılırken, 150 doların üstünde fiyata satılan ethernet kartlarının bir farkı olmadığını düşünmek hata olur. İnce istemci, uygulamaya bağlı olarak büyük ağ yükü yaratabildiğinden, ethernet kartı, switch, router, hatta kablo gibi ağ cihazları büyük önem kazanıyor. Ağın doğru planlanıp kurulması, hatta kabloların doğru yerden geçmesi bile önemli ölçüde uzmanlık gerektiriyor. Kablolar, manyetik alanlardan etkilendikleri gibi, kendileri de başlı başına enterferans kaynağı; oysa piyasada doğru dürüst blendajlı kablo bulamıyorsunuz. Fluke gibi markaların donanım tabanlı ağ kontrol cihazlarını daha hiçbir yerde görmedim.

Sunucuyu ve ağı doğru dürüst malzemelerle kurduğunuzda da işiniz bitmiyor, sunucunun üzerinde çalışan işletim sisteminin de “düzgün” çalışması gerek. Doğrusunu isterseniz, ince istemcilerinize hizmet edecek terminal server’ı kurmak çok kolay görünüyor; 48 saatte, birçok paket eksik olmasına, sıfırdan derlememe ve yavaş Internet bağlantıma rağmen, Pardus’u Terminal Server haline getirdim. Bu işler Ubuntu gibi, Fedora gibi dağıtımlarda biraz daha kolay. Pardus Terminal Server’ın çıkacağı söyleniyor, ama sanırım bazı ihalelerin sonuçlanmasını bekliyorlar. Açıkçası, Ubuntu hariç, çoğu dağıtım terminal server gibi bir ürünü çıkarıp desteklemekten adeta korkuyor sanki, belki burada biraz entegratörlere para kazandırma düşüncesi ön planda tutuluyor. Ubuntu’da, sanki hazır geliyormuş izlenimi verilse de, Terminal Server kurup çalıştırmak pek öyle kolay değil; ayrıca Windows’ta olduğu gibi, orta ve alt düzey IT elemanlarının işini kolaylaştıran GUI araçlar yok.

İnce istemci-Terminal Server ikilisinin en büyük derdi, ağ üzerinden görüntü aktarmak. Birincisi, terminal server, kullanılan codec’lere bağlı olarak, video dosyalarında fazla yükleniyor. 300 kişinin aynı anda bir XVID ya da DivX videosunu açtığını düşünün. Elbette burada en azından destek sağlayacak 1-2 ek sunucuya ihtiyaç var (ağın büyüklüğüne bağlı olarak). Bu arada, kurulumu yapan kişinin round robin gibi yük dengelemesi (load balancing) algoritmalarından haberdar olması, böyle bir yapıyı kurabilmesi ve test edebilmesi gerek. Yani, ince istemci sayısı arttıkça problemler de artıyor.

İkinci sorun, özellikle video uygulamalarında, ses ve görüntünün ağdan akması. Sunucuda ALSA’nın, aynı anda 300 ince istemciye hizmet vermeye çalıştığını hayal edin. Bütün bu trafik, kolayca ağı ve sunucuyu boğabilir. Çözüm olarak, medya uygulamarı ayrı bir sunucu üzerinde çalıştırılabilir. Aslında, ince istemci üzerinde iki ethernet ile çalışmak çok güzel olurdu, ancak bu konuda hiçbir çalışma yapmadım. Mümkün olup olmayacağını bile düşünmedim.

Gerçekçi olmak gerekirse, 400 dolarlar civarında seyreden ince istemcilerle Türkiye’de bu ağı kurmak pek rantabl değil. Sözgelimi, 30 terminal için bu sistemi kurmaya yeltenmezdim bile, zira çoğu şirket, bunun kurulum bedelini karşılamak yerine “kalın istemcileriyle” devam etmeyi yeğleyecektir. Mevcut ağda kullanılan Microsoft Exchange gibi uygulamalar ayrı bir dert. Citrix ile ayrı platformları birbiriyle konuşturabilirsiniz ama lisans maliyetleri de astronomik boyutta artacaktır. Kolab gibi Linux tabanlı çözümler de var, şayet ikna edebilir ve Kolab’a geçişin yükünü omuzlamak isterseniz.

Thin client konusuna seneler önce kafaya takmıştım. O zamanlar, müşteri portföyü oldukça iyi olan bir arkadaşıma konuyu açtım, ancak “Türkiye’de tutmuyor” dedi. Kısmen haklı olduğunu düşünüyorum.

Aradan seneler geçti, ilk thin client uygulamasını “fabrıga” dediğim çalışma odamda, Pardus üzerinde gerçekleştirdim. Doğrusunu isterseniz, performansı beni bile hayrete düşürdü.

Thin client, ya da ince istemcilerin, çok büyük avantajları var. Türkiye’de birkaç firma, thin client işine girmiş durumda, ancak seçtikleri donanım nedeniyle, çözümleri hala biraz pahalı kaçıyor. Genelde Mini ITX tabanlı Via anakart kullanan ince istemci modelleri bunlar, birçoğu doğal olarak Linux tabanlı. Ancak doğrusunu isterseniz, Via tabanlı anakartlar thin client uygulamaları için fazla pahalı ve sofistike. Kah talep yetersizliğinden, kah alternatif mimariler hakkındaki bilgi yetersizliğinden dolayı, x86 dışındaki mimarilere yönelmeye cesaret edemediklerini düşünüyorum. Sonuç olarak, 150$’ın altında sunulabilecek alternatifler varken, müşterilerine 350-450 dolar marjındaki ürünlerle gidiyorlar.

İnce istemcilerin yaygınlaşmasının önünde bazı sorunlar var:

1.350-450 dolar arası bir ince istemci ile müşteriye gittiğiniz vakit, bir maliyet avantajı kalmıyor. Zira bu fiyata bir masaüstü bilgisayar da almak mümkün.

2.Şirket bünyesinde, IT departmanında çalışan insanlar bu tip projelere köstek oluyorlar; çünkü hemen hepsi Microsoft geçmişine sahip ve birçoğu thin client’ın nasıl çalıştığından bile habersiz. Oysa kısa bir eğitimin ardından, IT çalışanları ince istemci uygulamalarının nasıl iş yüklerini en az %80 hafifleteceğini öğrenip, şirkette de vazgeçilmez adam konumuna gelebilirler.

3.Thin client ithalatı yapan şirket sayısı çok az ve bunlar ya mevcut entegratörler, ya da küçük şirketler. Sun gibi devler de uzun zamandır RAY gibi mimarilerle bu işin içindeler ama KOBİ sınıfına giren çapta şirketlerle çalıştıklarını sanmıyorum. Doğal olarak, Thin Client pazarda yeterince tanınmıyor ve büyük ithalatçılar, daha fazla donanım geliri elde edebilmek adına, thin client’ların yaygınlaşmasını istemiyor.

4.Thin client’ın bilinirliği çok düşük; bunun da nedeni basit: Bilgisayar sektörü ve bilgisayar dergileri, Microsoft-donanım ithalatçısı ekseninde kurulu. Blog yazarları ve sitelerin de bu konuda belli bir ağırlık kazanması sözkonusu değil; zira ince istemciler bizim gibi bir ya da iki bilgisayarla çalışan insanları ilgilendirmiyor.

5.Sunucu tarafında genelde Linux çalıştığı için, bu hem thin client satın alacak şirketi, hem de onun IT departmanını tedirgin ediyor; Windows kullandığınız vakitte thin client mimarisi daha pahalıya geliyor.

6.Genel olarak, Türkiye’de ABD tarzı kıyasıya bir rekabet ortamı yok; dolayısıyla şirketler için yazılım lisanlarından ya de elektrik giderlerinden tasarruf etmek gibi bir kaygı pek yok.

7.İnsan gücü son derece ucuz olduğu ve Linux deneyimli IT elemanları az olduğu için, şirketler “eski sistem” devam etmeyi daha akıllıca buluyorlar. Oysa thin client’ın en kayda değer avantajı, bakım ve yedekleme gibi işlemlerin tek merkezden yürütülmesi, bu işlere harcanan zaman, para ve işgücünün son derece büyük oranda azaltılabilmesine olanak tanıması.


Pardus ile ilgilenen herkes bana savaş açmış değil elbette. Nitekim, Pozitif PC zamanında, pardus-forum.org sitesinde birçok arkadaş bize destek verdi. Şu an, yine aynı sitede bazıları, Pozitif Linux’u n “balon” olduğunu söylüyor. Böyle bir dağıtım yokmuş. Üstelik, bunu çok seviyesiz bir dille yapanlar var. Eh, bu da Internet’in olumsuz yanlarından, suratınıza Bir şey söylemeye cesareti olmayan bazı tipler, arkanızdan rahatça atıp tutabiliyorlar.

Seviyesizlik her yerde ve her alanda var, o yüzden üstünde fazla da durmak anlamsız.

Pardus’a sadece tek bir konudan dolayı tepkiliydim; bu yüzden de camiadan ya da kullanıcılardan kimseyi suçlamadım. Bunun vebali, TÜBİTAK’a ait: Pardus’u tamamen “yerli imalat”, farklı bir işletim sistemi gibiymiş gibi lanse etmeye kalktılar. Tabiki kimse yemedi ve bu sefer herhalde top geliştiricilere atıldı ki, “evet, bu bir Linux dağıtımı ve milli değil” gibi açıklamalar yapmak zorunda kaldılar.

Pardus takımı içinde biriyle birebir ağız dalaşı içinde olduğum da gizli saklı Bir şey değil. Hatta kendisini oldukça zeki ve dolu bulduğumu da ekleyeyim. Seviyesizleşmedikçe, ağız dalaşına girmekten rahatsızlık duymam; hatta bu tür çekişmeler insanlar (hatta toplumlar) açısından faydalıdır da. Nitekim, Edison ve Tesla’nın dillere destan AC-DC dalaşı olmasaydı, bugün çok aptalca bir şekilde, evlerde doğru akım kullanıyor olurduk!

Geçenlerde hiç olmayacak bir yerde, Pardus geliştiricilerinden Faik’le (soyadını unuttum) karşılaştım ve kendimi farklı biri gibi tanıtarak onun ağzından, “cahil biri” olarak Pardus ve Linux’u dinledim. Açıkçası, bence örnek bir Linux avukatı ve gerek seçtiği cümleler, gerekse üslubu ile fikrini ve ürününü son derece iyi ve doğru temsil ediyor.

Pardus’u eleştirdim ve eleştirmeye devam edeceğim. Bu onlar için pozitif Bir şey. “Niye eleştiriyorsun?” diyenleri kaale bile almıyorum ve bundan sonra, ağızlarının payını da hakettikleri şekilde alacaklar. Pardus’u sık dağıtım yapmadığı için eleştirdim; şimdi Pardus en sık sürüm yapan dağıtımlardan biri. Elbette ben söylediğim için değil; demek istediğim söylediğim şeyin doğru çıktığı. Doğruymuş ki, şimdi neredeyse 2 ayda bir sürüm yapıyorlar.

Paket yönetimlerini eleştirdim, hala da eleştiriyorum: 2 sene önceki paket sayıları ile şimdiki sayı arasında kayda değer bir fark yok. Burada okuyanlar şahit olsunlar, benim önerim Debian ve RPM paketlerini Pisi paketi yapacak bir araç geliştirmeleri. Yapabileceğim herhangi bir yardım varsa, onu da yapmaya hazırım.

Diğer bir eleştirim, YALI ile ilgiliydi. İlk çıktığından bu yana incelemiş değilim; o zamanlarda YALI’nın CD’ye getirdiği yük çok fazlaydı. Size somut bir örnek vereyim: Pozitif’de, Pardus’da bir CD ve iso boyutları aynı. Pardus 2007.1 686 MB; Pozitif Linux 692 MB. Ama aradaki program farkına bakın, dağlar kadar fark göreceksiniz. Üstelik, Pozitif hem Live, hem de kurulan bir sistem. Tek CD üzerinde. Demekki, burada aksayan şeyler sözkonusu.

Pardus, ilk sürümden sonra paketlerde kullandığı sıkıştırma algoritmasını değiştirdi ve LZMA’ya geçti. Bu paket yapımını daha da zorlaştırdı; çünkü her sistem üzerinde paketi açıp nasıl yapılmış, içinde ne var göremiyorsunuz. Oysa bir .deb ya da rpm paketini Windows üzerinde bile açabilir, hatta kasarsanız paket dahi yapabilirsiniz.

Paket yöneticisi yazmak gizem filan değil. Şu an bile, Debian ve RPM’i kurcalar, 5 ayrı paket yöneticisi yazarım. Portage filanda var tabi, ama onlara pek aşina değilim. Bunun kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum; birşeyler yaptığınızda küçük bile olsa fark yaratmak istersiniz. Bu da, gayet insani ve medeniyetin gelişmesi açısından faydalı bir dürtü. Ama, dünya böyle çalışmıyor. Dünya bilgisayar piyasasında adı geçmeyen bir ülke olarak, standartları siz belirleyemezsiniz; özellikle el konular yıllar önce, gayet güzel şekilde çözülmüşse…

Madem TÜBİTAK bu işe el attı, benim beklentim şudur: Bugün yerli diye adı geçen, bir dizi dağıtım var. Pardus,Turkix, Armador, Gelecek Linux, yokolup giden Turkuaz. TÜBİTAK, bu dağıtımlara bir çatı oluştursun. Madem kaynaklarını bu işe tahsis ediyor, herkes bundan adil biçimde yararlansın. Hatta, belli konular üzerinde uzlaşılsın ve her dağıtımda elini taşın altına sokup, ciddi ciddi geliştirme işine girsin. Örneğin Pardus, ordu ihaleleri için terminal server geliştirsin, Armador ve Gelecek servis versin, Turkix,Pozitif,Truva daha pratik yönetim panelleri hazırlasın, server sürümleri oluştursun.


2, toplam 3 sayfa«123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.