Bireycilik ve bireysellik farklı şeylerdir
Geçenlerde -ne kadar geçti bilmiyorum!- bir blog yazarıyla osuruktan bir sebepten ötürü ağız dalaşına girdik. Konu bir domain meselesi. Tafsilatına girecek değilim, zira insanların özel hayatlarını deşifre etmeyi uzun süre önce bıraktım. Kendisi blogumu okuyorsa -okuduğunu sanıyorum- “aha o bendim” diyecektir. (aha kısmından emin değilim).
Farkettiğim şey, yaşça benden bile(!) büyük olan birinin, bana bile(!) çocukça gelen, abartıya kaçmış güvensizliğiydi. Üstelik, buna neden olacak bir şey yapmadığım gibi, geri alabileceğini sandığı bazı hakları kaptırmaması için böyle bir girişimde bulunmuştum. Kendimce yaptığım bu iyilik, bana baş ağrısı olarak geri döndü.
Nereden nereye…
Modern insanın gitgide son derece zavallı,ezik,güçsüz ve çaresizlik duyguları içine hapsedilmiş bir varlık haline getirildiğini düşünüyorum.
Kendimi de tenzih ediyor değilim; bir ayrıcalığım, sadece bunun farkında olmak. Artık kendimi birçok insana göre daha sağlıklı bulmaya başladım.
Son 1 ayda, sayısız güvensizlik örneği gördüm. Ortak nokta, hepsinde kötü birşeyler yapamayacak kadar uzakta olmamdı.
İnsanlar uyutuluyorlar. “Bireysellik” denen şey, insanlara yutturulan bir palavradan ibaret. Bireysellik yalanı altında, insanlara “bireycilik” yutturuluyor.
Ne anlatmaya çalıştığımı anlamanız açısından, farkı kendimce anlatayım. Bu kelimelerin anlamlarına herhangi bir yerden bakmış değilim. O yüzden, bunları Zipotink ya da Zipotinkizm filan gibi “gerçekte olmayan” kelimelermiş gibi düşünebilirsiniz.
Bireysellikle başlayalım. Bireysellikten anladığım, insanın kendini diğer insanlardan ayıran özellikleri hakkında çalışması, kısacası farklılığını artırmak ve geliştirmek istemesidir bana göre. Bunun içine muhakkak özgür düşünceyi de katarım. Kişi ne kadar farklı düşünceleri dinler, okur, öğrenir, gözlemler,bunlar hakkında düşünür, ama sonucunda kendini farklı bir birey haline getirecek bir senteze varırsa, o ölçüde birey olur. Bunun tersine kısaca koyun olmak diyebiliriz.
Bireysellik pozitif bir yönelimdir bu açıdan. İçinde “dünyaya ve insanlara açılmak”, keşfetmek, beyni çalıştırmak ve sağlıklı-samimi bir sosyallik vardır. Denemekten,öğrenmekten,dolayısıyla yanılmaktan kaçmamayı içerir.
Bireycilik ise, yine kendi uydurma tanımımla şöyle birşeydir: İnsana, daima yalnız olduğunu, yeni insan,durum, hatta eşyaların tehdit unsuru olabileceğini, alışıldık yolda gitmenin tehlikeden kaçınmanın en isabetli şekli olduğunu önerir. Bireyci biri, kendini olayların ve ilişkilerin odağında görür ve çevresindeki herşey ikincil önemde, ancak potansiyel olarak zararlı,tehlikeli şeylerdir. Bu aslında bir tür şizofreni halidir ama toplumun çoğunluğunu oluşturmaya başlayan, genelde de üst sosyokültürel katmanlarda bulunan bireyciler (buradan toplumun üst sosyokültürel dilimlere doğru yol aldığını çıkarmak saçma olacaktır; tam tersine, üst sosyokültürel dilimde gelişen bireycilik altlara doğru inmektedir) “sosyal tavırlar” sergilerler. Genelde çok sayıda ahbapları vardır. İlişkileri, duyguları, önemli bazı sosyal konulardaki görüşleri son derece yüzeysel, samimiyetsiz ve basmakalıptır. İlişkileri sürdürmek istemelerinin nedeni insani ihtiyaçlardan değil, kendilerini daha çok sağlama alma güdüsünden kaynaklanır. Sürekli birşeyler inşa etme telaşı içinde olmalarına rağmen, aslında iskambilden kaleler yaparlar. İlişkiler, görüşler, garantiler en ufak bir sarsıntıda çökme eğilimindedir. Doğal olarak, mutsuz ve güvensizdirler. Diğer insanları,gerçekleri ve dünyayı algılama yetileri son derece geridir.


