* You are viewing Posts Tagged ‘reklam’

Reklamcıların (çoğuna) gerek yok - Barracuda Networks örneği

En son ne zaman şaşırtıcı, akılda kalan bir reklam gördünüz? Ve bu reklam, sizi o ürünü almaya itiverdi?

Hatırlamıyorum. Çok uzun zaman oldu herhalde.

Reklamcıları (bir kısmını) küçümsemiyorum: örneğin bir reklam filmi çekmek, 30 saniyelik bir kısa filmde tutkuları ateşlemek gibi bir şey. Çok büyük iş. Lumière et Cie’de David Lynch’i seyredin. 41 dünyaca ünlü yönetmen, 52 saniyelik filmler çekmiş. Çoğu 5 para etmez; ama David Lynch’in yaptığını görünce dumur oluyorsunuz. Diğer yönetmenler de madara oluyorlar maalesef…

İşte reklamcılık böyle zeka ve yaratıcılık isteyen bir uğraş. Türkiye’de de adam gibi reklam filmi senede 1, bilemedin iki kere çıkıyor. O da adamı sandalyeden düşürecek kalitede filan değil…

Açıkçası, kimse de ne reklam filmi izliyor, ne de kafasını çevirip billboardları filan takip ediyor. Çarpıcı bir ürünün ya da hizmetin yoksa işin bitmiş. Reklam filmini David Lynch’de çekse yine şansın yok. Bunlardan defalarca bahsettim, gerekçelerimi merak eden açar okur.

Aslında bahsetmek istediğim de bu değil.

Bakın ne oldu: birkaç ay önce, çalıştığım şirket namına Barracuda Networks’e mail atıp Load Balancer istedim test için. İstediğim cihazın bedeli 1800 ila 10.000 Euro arası değişiyor. Bir de adamlar navlun filan ödeyip, adını bile duymadıkları şirkete gönderecekler cihazı. 5 kuruş da para ödemeyeceğiz.

Elbette göndereceklerinden ümidim yoktu; çünkü Türkiye’de paçavra isteseniz adamlar yollamazlar. Mailda cep telefonumu bırakmıştım; daha 24 saat geçmedi ki, ekranda Uluslar arası bir numara gördüm.

Adamcağız Barracuda’dan aradığını, mailımdan dolayı çok memnun olduklarını -beleş mal istiyorum mailda!- detayları verirsem bize en uygun modeli en kısa zamanda göndereceklerini söylüyordu. “Tam özellikler için şirketimle görüşeyim, size tekrar mail atayım” dedim. Benden başka ipleyen çıkmayınca da öküzlük edip mail filan atmadım. Adam tekrar aradı. Türkiş “bugün,yarın” tribi yaptım. Daha sonra arayınca da, öküzlüğün daniskasını yapıp telefonu bile açmadım. Adam gayet kibar olarak, müsait değildiniz herhalde, telefona bakamadınız, sizden hala özellikleri bekliyoruz gibisinden bir mail attı. Cevap vermedim tabi.

Velhasıl kelam, bugün Barracuda’nın sattığı birşeyi sadece Barracuda’dan alırım. Diğer şirketler isterse Clockwork Orange’da Alex’e yaptıkları gibi gözkapaklarımı mühürleyip delirtene kadar reklam filmi seyrettirsinler…

Mesele basit, memnuniyet. Bunu size reklamcı veremez. Reklam yerine halkla ilişkilere, tapon ürünlerini geliştirmeye harcamayan şirketler sonunda batacaklar ve en azından ben mutlu olacağım. Türkiye’de gördüğüm ise, bunun hala anlaşılmamış olması. “Biz bunu bir kere reklamla filan çakabilirsek, gerisi Allah kerim” mantığı hakim. Reklamlarında elinizi sıcak sudan soğuk suya sokmayız diye atıp tutan şirketlere telefon ettiğinizde sinir krizleri geçiriyorsunuz. Sanırım, “İstanbulun denizi ve kerizi tükenmez” sözünü şiar edinmişler; ancak hep beraber gördük ki, İstanbul’un denizi tükendi, kerizi de elbet tükenmeyecek ama en azından onları ayakta tutamayacak kadar azalacaktır bir gün.

“Aganigi”, fındık satıcısını düdükledi!

Bu ara “fındık temalı” birşeyler yapmak niyetindeyim. Türkiye, en büyük fındık üreticisi olduğu halde, Türk insanı fındık yemiyor. Doğrusunu isterseniz, Türk tüketicisi, fındığın nasıl yenmesi gerektiğini de bilmiyor; çünkü fındık üzerine yapılan doğru dürüst bir ambalajlama,prezentasyon çalışması filan yok. Kuruyemişciden alacağınız fındık, “bildiğiniz fındık işte”. Ben o fındığı ancak krize girersem yiyebiliyorum; saman gibi birşey.
En azından şu an için, fındığın nasıl işlenmesi gerektiği konusuna girmeyeceğim. Bildiğim tek bir şey var; FTG (Fındık Tanıtma Grubu), bisürü para harcayıp, fındık tüketimini daha da azaltmak için elinden geleni yaptı!

Biraz daha ileri gidiyorum; bizde reklamcılarında kafası çalışmaz. Açın bir televizyonu, birbirinin aynısı reklamlar. Yabacı kanallara denk geldiğinizde, reklam arasında kanalı zaplamıyorsunuz; çünkü adamlar 30 saniye içinde son derece çarpıcı, komik, şok edici hikayeler anlatabiliyorlar. Bizim reklamcılar “hedef kitle” denen şeyin ne olduğundan da habersizler. Biraz çıkıntılık yapmak istediklerinde ise, hedef kitleyi bilmediklerinden, apışıp kalıyorlar. “Aganigi reklamında” olduğu gibi.

“Aganigi reklamı” neden çuvalladı? Çok basit. Fındığı Viagra gibi tanıttılar; şimdi sıkıysa hayatından çok önündeki çıkıntıya değer veren Türk erkeği, girip kuruyemişçiden fındık istesin! Üstelik, fındığın böyle bir etkisi yok. Çok azıp kudurmak istiyorsanız, garip gelecek ama yumurta yiyin!

THG’nin reklamlarından sonra, sıkı durun, fındık satışları %30 düşmüş! Yani erkekler artık fındık yemiyorlar; zaten çikolata, pastaya çöreğe katkı malzemesi filan derken, reel olarak fındığın çok büyük miktarını kadınlar tüketiyorlar. Yani, THG’nin reklamı, erkeklere kanatlı pad reklamı yapmaya benziyor; “delikanlı adamın sevgilisi Orkid takar” filan gibi. Ali Desidero’yu Orkid reklamında düşünün; ya da Fatih Ürek’i Gilette reklamında!

1, toplam 1 sayfa1