* You are viewing Posts Tagged ‘taraf gazetesi’

Taraf gazetesi Fethullahçı mı??

Cumhuriyet’de Hikmet Çetinkaya,tamamen ispatsız varsayımlar üzerinden, Taraf Gazetesi’nin “Fethullahçı olabileceği” fikrine varmış.

Herhangi bir ispat bir yana, akla yakın şüpheler filan bile içermiyor yazısı…

İddia şu; Alkım gibi kendi yağıyla kavrulan bir yayınevi, nasıl gazete çıkarırmış? O kadar parasının olması “zormuş”. Yasemin Çongar neden eski bir dışişleri görevlisi olan eşini terkedip Taraf gazetesine geçmiş falan filan…

Falan filan diyorum,ciddiye alınacak hiçbirşey yok.

Lakin Cumhuriyet’in kaygısı elbette anlaşılır şeydir; nitekim satır aralarında bunu görüyoruz. Hikmet Çetinkaya, Taraf’ın liberal ve yansız duruşundan rahatsız. Aslında, “taraf olan”, Taraf gazetesi değil, Cumhuriyet…

Cumhuriyet, AKP düşmanlığından prim yaptı ve yüksek fiyatına rağmen, son aldığım rakamlara göre 500.000 gibi bir tirajı var. Bu, herzaman en iyi ihtimalle orta sıraları zorlamış Cumhuriyet için muazzam bir tiraj…

Bakın, Taraf, 1 milyondan vazgeçip, “sokaktaki insanın” alabileceği bir fiyat etiketiyle geri dönüyor. Cumhuriyet’ten çok daha ucuz. Elbette, ucuz diye Cumhuriyet okuyucusu Taraf’a geçmeyecektir ama, Cumhuriyet’i adaletten ve özgürlükten yana, hatta solcu(!) sanan bazı yeni okuyucular, Taraf’ı deneyebilirler.

Türk basınından bu tip kavgalar hep olmuştur ve olacaktır; çünkü insanlar kavgadan hoşlanırlar. Gelişmiş ülkelerde bu kavgalar entelektüel bir zeminde olur; öyle olmasa dahi, sataşmalar hoş ve zeka doludur, okurken keyiflenirsiniz.

“Fethullahçıların 8 milyar doları var,demekki gazete alıp idare ederler” paranoyası üzerinden bir gazeteyi, hele hele Taraf Gazetesi gibi bir gazeteyi hedef göstermek ayıp şeydir.

Ne yaptıklarını, kim olduklarını az çok bildiğim Ahmet Altan ve Alper Görmüş var en azından. Ahmet Altan, hem maddi güç,hem de kişilik olarak onun bunun parasına tenezzül ederek kendini satacak adam değil. Kaldı ki bu adam, inandıklarını savunmak adına hapse girmeyi göze alan biri. Alper Görmüş’ün dergisi basıldı, belgelerine ve bilgisayarlarına el konuldu. Birilerini arkalarına almış olsalar, herhalde bunca sıkıntıyı çekmezlerdi!

Fethullahçılar bir gazeteyi “satın alsa”, sokaktaki çocuk bile bilirki, bu gazete Taraf olmaz…

Düşünün ki, fikirlerinizi geniş kitlelere yayma çabanız var ve gidip çok az kişinin okuduğu, okuyucu kitlesi de öyle sloganla,şovenizmle gaza gelmeyecek kadar aklı başında, dünya görüşü sizinkine zıt bir gazete seçiyorsunuz!

Bu Fethullahçı dediğiniz kesimi de hafife almak olur; kafaları bu kadar çalışmıyorsa zaten korkup endişe duymanız da yersiz!

Bahsettiğim yazı da budur; ben de başka bir siteden aldım:

39 yaşında gazete patronu olmak ve günlük gazete yayımlama yürekliliğini göstermek öyle her babayiğidin yapacağı iş değildir…

“Zaman gazetesi” bayilerde 20-25 bin satar ; YAYSAT üzerinden ise yapılan “abone geçişiyle” 600 bin satıyor gibi gösterir…

Akın İpek’ in gazetesi “Bugün” parasız dağıtılır…

“Taraf gazetesi” nin satış değeri ise 1 YTL’dir…

Bir dostum dün telefon etti ve şu soruyu yöneltti bana:

“Bugün Türkiye’nin belli başlı yayınevleri var. Örneğin Can, Remzi, Bilgi, İnkılap gibi. Yayımladıkları kitaplar çok satıyor. Ancak hiçbirisi günlük gazete çıkarmayı göze almıyor. Yayıncılık başka, günlük gazete çıkarmak başka…”

Dostum haklıydı!..

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Etyen Mahcupyan hem Zaman yazarıydı, hem de “Taraf gazetesi” nde at yarışı tahminleri yapıyordu.

Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar , ABD Dışişleri’nden emekli olan eşini Washington’da bırakıp İstanbul’a gelmişti…

Üstelik “Milliyet” gibi bir gazeteden ayrılıp “Taraf” a geçmek için.

Çok iyi bir “söyleşi” yazarı olan Neşe Düzel “Taraf” ı tercih edip Radikal’den ayrılmıştı…

Burada bir üç nokta koyayım…

***

Neşe Düzel “ocaktan yetişen” Fethullahçı Hüseyin Gülerce’ ye soruyor:

“Amerika sizin (yani Fethullahçıların) Kürt meselesine yaklaşımınız konusunda ne düşünüyor?”

Gülerce:

“Biz Kürt meselesinin demokrasi içinde, eşit vatandaşlık yoluyla çözülmesini istiyoruz. Bu Amerikan sistemi zaten. Onlar da eşit vatandaş olarak yaşıyorlar.”

Bu sözleri nasıl yorumlarsınız?

Amerikan sistemi ve demokrasi içinde eşit yurttaşlık…

Gülerce, ABD’de eyalet sistemi olduğunu bilmez mi? Yoksa Fethullahçılar eyalet sistemini mi savunuyor Türkiye’de?

Şimdilerde moda şu : Üniter devlet yapısı içinde demokratik hak ve özgürlükler…

Ulus devleti “iğdiş” etmenin tek yolu laf cambazlığı oldu benim ülkemde…

Şimdi yine üç nokta koyduğumuz konuyu yeniden ele alayım…

“Taraf” ın sahibi 39 yaşındaki Başar Arslan’ ın iki kardeşi var.

Babaları Ahmet Arslan emekli öğretmen. Ankara Zafer Çarşısı’nda kurduğu yayınevini 36 yıl sonra “Artık yeter, çalışmıyorum” diyerek 1997 yılında oğullarına verir.

Sav doğruysa ABD’de İngilizce, Brezilya’da Portekizce, İspanyolca öğrenir…

Peki Fethullah Gülen’ i tanır mı ABD’de?

Bilemem(!).

Bildiğim, Zaman gazetesinin, “Taraf” ı övüp göklere çıkarmasaydı.

İşkillenmiştim!..

***

Gazeteleri gazeteciler çıkarır…

Yazı yazmak, röportaj yapmak ayrı bir iştir, yazıişlerinde çalışmak, mutfağı bilmek ayrı iş…

En zor olanı ise muhabirliktir…

Gazete gazete olmayınca istediğiniz kadar “Kürt sorunu” diye yazın, “ABD, AB’yi ve Fethullah’ı yalayın” , köşelerde ukalalık yapın, ” demokrasi, özgürlükler ” sloganı atın, gazeteyi haber sattırır…

Galiba “Taraf” Fethullahseverlerin desteğiyle “Haydi yürüyün koçlarım” denilerek okura sunulmuş…

Sonuç?

Satışına bakın anlarsınız

Bugünün “altıncı” ve “zarfçı” sı Akın İpek’in arkasında kim var?

Fethullah Gülen!..

Akın İpek , gazetesini o nedenle parasız dağıtıyor.

Gazeteler para öğütür, habercilik para ister!..

5-6 bin satan “Taraf” gazetesine değirmenin suyu nereden geliyor, söyler misiniz? Alkım Yayınları sahibinin bu yükü tek başına kaldırdığına inanıyor musunuz?

***

Gazetenin birinci sayfası “Zaman” gibi Fethullah’a övgüden geçilmiyor…

Fethullah Gülen bugün 8 milyar doları elinde tutuyor , Kuzey Irak’ta da şube açan “kuyumcu” ya bir haber verir, “Taraf” ın satışını 100 bine çıkarır…

Biraz sabırlı olun “Taraf” taki dostlar. Fethullah arkanızda, maaşlarınızı alırsınız, paşalar gibi de yaşarsınız…

8 milyar doların 100 milyon doları “Alkım” a aksa ne olur ki?

Denizde kum tanesi!..

Bu taraftan bakınca ben bunları görüyorum!..

Hayalimdeki hafta sonu eki (Taraf gazetesi, sen yap!)

Gazetelerin hafta sonu eklerini az da olsa severim. Zaten dünyadan bir hayli kopuk olduğum için, dünyanın neler yaptığının kısa bir özetini bu eklerde görebiliyorum.

Eskiden bu eklere daha çok özenilirdi; sanıyorum “gazetenin namusu” gibi görülüyordu. Hala -çok üst düzeyde olmasa da- iyi içeriğe rastlamak mümkün.

Ama geçen yıllar içinde, bu ekler sanki bir “angarya” haline gelmiş görünüyor. Yazar ve buna bağlı olarak içerik kalitesi düşüyor, konu çeşitliliği azalıyor.

Eğer ben gazete sahibi olsaydım, bu eklere müthiş önem verirdim. Bunun nedenleri gayet açık.

Herşeyden önce, eğer ticari olarak bakacaksak -ki bakmalıyız- bu eklerin sağlam bir reklam potansiyeline sahip olduklarını ve bunu çok kötü harcadıklarını düşünüyorum.

Çok basit bir örnek vereyim; kitaplığınıza bir bakın, illaki kitap dağıtma furyasından kalmış, Milliyet, Hürriyet, Sabah gazetesi tarafından verilmiş bir kitap vardır. Neden hafta sonu ekleri, saklanacak dergiler haline gelmesin?

Bu dergiler saklanacak kalitede çıkarsa, hem gazetenin daimi olarak reklamını yapar, hem de bu dergilere reklam vermek çok daha cazip olur. Belki 3 sene sonra Intel Core 2 Duo işlemci reklamının bir önemi kalmaz ama, Intel yine marka olarak, kendini hatırlatmış olur (hoş unutmak istesem de rüyalarıma giriyor, o da ayrı!)

Bence mevcut haftasonu eklerinin en büyük eksisi, birazcık özensiz olmalarının dışında(!), herkese hitap etme tuzağına düşüyor olmaları.

Birsürü değişik şey yapılabilir. Mesela, Türkiye’de çok ciddi bir eksik, DIY (Kendin yap) konulu bir dergi olmaması. Seneler önce bu tarz bir dergi çıktı aslında; sanırım hem zamanı gelmediğinden, hem de pahalı olduğundan tutmadı (sanıyorum dağıtımı da kötüydü ya da çok az basılmıştı; zira o zamanlar bahsettiğim dergiyi bulmak, torbacı bulup esrar almaktan daha zahmetliydi!) DIY hobisi, artık yükselişte. Hem insanların alım güçleri, hem yapı marketlerin sayısı arttı. Özellikle üst gelir düzeyindeki insanlar artık müstakil ya da büyük konutları tercih ettiklerinden, hobileri için alan yaratabiliyorlar. Ciddi bir DIY bölümü, bahsettiğim eklerin saklanmasını sağlar ve bence çıkaran gazetenin hanesine yüksek bir prestij ve sempati puanı yazar. Üstelik, Bauhaus gibi yapı marketlerin bu tip bir köşeyi hem sponsor, hem de reklamveren olarak kesinlikle destekleyeceğine inanıyorum.

Bunun dışında herkesin pek de istemeyerek koymak zorunda olduğu, sıkıcı, genel geçer, ne okuyanı, ne yazanı tatmin eden atıl “teknoloji ve bilgisayar” bölümleri hayata döndürülebilir. Örneğin, bilgisayar bölümünde Photoshop gibi hemen herkesin birazcık merak ettiği ama denemekten bile korktuğu programlarla ilgili uygulamalı dersler verilebilir. Emin olun, X firmasının Türkiye distribütörü olan Y şirketine Sabahattin Mahmudi’nin genel müdür olarak atanmış olduğu haberinden çok daha fazla okuyucu çekecektir!

Kitap gibi “riskli” konularda daha dengeli gidilebilir. Ne bileyim, “The Secret” dan da bahsedersiniz, Nabokov’un Lolita’sında da. Böylece, bizim basının pek sevdiği üzere, “ne şiş yanmış, ne kebap yanmış olur”.

Otomobil, özellikle modifiye konusu derhal kendi kitlesini gazeteye çekecektir!

Kültür – Sanat sayfaları, kara kara, sıkıcı sayfalar olmaktan pekala çıkarılır.

Üstelik, burada Taraf gazetesi’nin çok büyük bir avantajı var; en azından benim gördüğüm kadarıyla dergiciliği en iyi bilen Alper Görmüş, gazetenin kadrosunda. Sırf, “keşke eskisi gibi çıksa da alıp okusam” dediğim Nokta dergisini böyle bir zamanda diriltmiş, Aktüel’i bataktan çıkarmış olması bile, dediklerimi ispatlar.

Taraf gazetesinin Cumartesi ve Pazar ekleri nerede?

Sanırım bu Taraf gazetesi ile ilgili üçüncü yazım oluyor. Taraf gazetesinin üzerine bu kadar düşüyor olmamın nedeni, gazete okuma ihtiyacı. Aslında gazete okumak uzun yıllardan beri benim için bir ihtiyaç filan değil. Hatta artık sevmiyorum da, çünkü yıllardır okumaya değer gazete bulamıyorum.

Gelgelelim, belli bir yaşın üzerindeki insanların gazete okuma alışkanları var ve bundan vazgeçmek niyetinde değiller. Medyanın vahim halinden artık bahsetmekten sıkıldım. Biliyorum ki, bazıları için gazete okumak, sigara ya da alkol gibi bir alışkanlık; rakı gırtlağınızı yakacak kadar kalitesiz de olsa, içtiğiniz sigaradan odun da çıksa, alışkanlıklarımızdan vazgeçmek konusunda fazlasıyla direngeniz. Taraf gazetesi, bu açlığı en iyi şekilde doyurmalı. Türkiye’de gazete çıkarmak hiç kolay iş değil; onun için bu zor işe girişen insanları hem desteklemeli, hem de çok iyi olmaları için fazlasıyla eleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. (Bizde eleştiri yermek, dövmek gibi filan algılansa da, eleştiri kelimesini olması gereken anlamında kullandığımdan şüpheniz olmasın!)

Taraf gazetesi, kimilerine göre çok büyük bir dezavantaja sahip; bu da 1 YTL olması. Doğrusunu isterseniz, bence bu bir dezavantaj değil, ciddi bir avantajdır. İktisat “öğretileri” gereği -Ekonomiyi bilim olarak değil, bazı bilimlerden yararlanan bir “sistematik” olarak görürüm- bazı mallar vardır ki, fiyatı ne olursa olsun, talebi çok az değişir. Ben Türkiye’de çok fazla sayıda eleştirel gazete okuyucusu olmadığını, gazete okuyan kitlenin temel basın ahlakı ilkelerine uymaktan çok gazetenin kendi dillerinden konuşmasını beklediğini ileri sürüyorum. Sanırım bu sadece bize özgü de değil. Dolayısıyla, Taraf gazetesini bekleyen kitle, daha doğrusu “umutla” “gazete” arayan kitle, gazetede aradığını bulursa 1 YTL’yi seve seve verecektir. Kaldı ki, 0.10 YTL’ye satılsa bile, “borazancılık” yapmayan bir gazete, çoğu insanı doyurmayacaktır. Bence tartışmamız gereken, farklı olma iddiasıyla çıkan bir gazetenin fiyatı değil, satın alınmayı hak edip etmediğidir.

Bana göre yanlış ya da eksik bulduğum bazı detaylardan zaten bahsetmiştim; burada biraz daha farklı bir konudan bahsetmek istiyorum.

Cumartesi ve Pazar ekleri yok Taraf gazetesinin…

Bu çok, ama çok ciddi bir eksik gazete adına. Nedenleri ise hem psikolojik, hem rasyonel.

Çalışan insanların önemli bir kısmının ciddi bir haftasonu kahvaltı ritüeli vardır. Nedendir bilmem ama, sabah kahvaltısı sırasında ve kahvaltıdan sonra uzun bir zaman gazete okunur. Taraf gazetesi, hafta sonu eki vermeyerek bu hevesin insanların kursaklarında kalmasına neden oluyor, bu bir.

İkincisi, haftasonu ekleri başlı başına kendi müşterisini yaratır. Örneğin, Radikal’i hafta sonu ekleri için alan çok sayıda okur var. Daha tabloid bir havada çıkan gazetelerse bu etkiyi magazin ekleriyle yaratıyorlar.

Üçüncüsü, hafta sonu ekleri, finansman açısından çok daha güçlü olan rakipleri karşısında, Taraf gazetesine ayakta kalma şansı tanır. Gazete, reklamverenler açısından çok cazip olmayabilir; ama dolu ve içerikli hafta sonu ekleri, ciddi bir reklam potansiyeli yaratır. Sağlayacağı tiraj katkısından bahsetmiyorum bile.

Dördüncüsü etki biraz görmezden gelinebilir; daha çok benim gibi okurlar için önemli. O da şu: siyasetle çok ilgili biri değilim (Politika ve siyaseti karıştırmayalım). Bir gazete hakkındaki kanaatimin oluşmasında en belirleyici etkenlerden biri verdiği eklerdir. Örneğin, bilgisayar ve teknoloji haberlerine bakarım. Teknoloji haberleri, hiçbir bilimsel yeterliliği olmayan, sadece yarım yamalak tercüme yapabilen kişilere mi yazdırılıyor? Bilgisayar haberleri, sektörel, reklam soslu haberlerden mi ibaret, yoksa vizyoner yazarları var mı? (Serdar Kuzuloğlu gibi). Hobilere yeterince yer veriliyor mu? Örneğin şimdiye kadar synthesizer ile ilgili hiçbir yazı görmedim haftasonu eklerinde; olsaydı herhalde kazanacağı sempatiden dolayı o gazeteyi okumasam bile alırdım! Aynı zamanda, hafta sonu eklerindeki kalite ve ciddiyete bakarak, gazetenin kendisinin ne kadar ciddi, güvenilir olduğu konusunda hüküm veririm. Elbette bunda bir parça duygusallık vardır; ama sonuçta biz Vulcan’lı değiliz; idealize edilen insan türü ile hayvanın garip bir karışımıyız.

Taraf gazetesi, ilk sayı…

Uyku saatlerim bir hayli değişken (ve enteresan!) olduğundan, Taraf gazetesini bayiye gelir gelmez aldım. Böylece, Yeni Yüzyıl’dan sonra ilk kez gazete okumak için gazete almış oldum. (Yine de, gazetenin çok çeşitli kullanım alanları vardır; sıcak ekmek sarmak, loto sonuçlarına bakmak, pis yerlere oturmadan önce yaymak, bükerek birine vurmak, mangal tutuşturmak gibi)

İlk dikkatimi çeken kağıdı oldu. Kalın; sanki kitap kağıdı gibi. (Eh, 1 YTL veriyoruz!). Sade ve düzenli bir sayfa tasarımı var ve iki üç sayfa çevirince paçavra olmuyor.

En güzel yanı; üçüncü sayfası yok. Yani “manyak koca karısını keser sapıyla öldürüp doğradı”, “13 yaşında 133 sabıkası var” gibi boktan ve cansıkıcı haberler yok Taraf gazetesinde. Aradığımı da söyleyemem. Çok eksikliğini hissederseniz, Show Haber’i izleyin. Genelde popçuların don rengiyle Windows kullanan şempanze haberleri arasında bu tip haberler çıkıyor, ziyadesiyle tatmin olacağınıza garanti veririm.

İkinci sürpriz, Etyen Mahçupyan’ın “beygirci” olduğunu öğrenmem oldu. Bakalım başka neler yazacak, ama at yarışı olayına ilk sayıdan girmiş. Ahmet Altan 11.sayfanın solunda, “valla dizlerim titriyor” tarzı okumasanız da birşey kaçırmayacağınız bir yazı yazmış(Ahmet Altan’ın köşesinin adı “Kum Saati”; kum bitince gitmesin de!). Yasemin Çongar ikinci sayfada Dağlıca olaylarına dokunup geçmiş. Malum; andıç olayından sonra herhalde daha ilk günden fazla yüklenmek istememiş gibi. İkinci sayfa, BBC kıvamında; önemli bazı dış haberler var. Dördüncü sayfa, ev kadını ve yeni yetme genç kızlara hitap ediyor. Flu vesikalık fotografıyla Funda Özgür bacı, benim hiç anlayamadığım türdeki yazılardan birini boydan boya döşemiş. Üçüncü sayfada da light haberler var; meğer Sarkozy’nin kuzeni Galatasaray mezunuymuş (bana ne ya, dedemin dayısı da hocaymış). Eski general aşk şarkıları söylemiş; çok Kenan Evren değil, o ressam. Bu, Endonezyalı olan. Susilo Bambang Yudhoyono, vallahi hiç duymadım. Görenleri şaşırtan fazla bacaklı (başka birşey olmasın o?) bir kurbağa varmış. Ben gördüm ama şaşırmadım. Beckham’ın sidikli donları ve ter kokulu çarşafları da el atıldan satılıyormuş.

10.sayfaya kadar bir numara yok;20 sahifeden mürekkep gazetemizin göbeğinde Neşe Düzel var. (Çok fena botox yaptırmış, heykel gibi olmuş suratı). Osman Pamukoğlu ile Dağlıca olaylarını konuşmuşlar; “şahin” olarak bildiğim Pamukoğlu’nun “üst kademedeki subayların da yargılanması gerek” çıkışı ilginç geldi.

Medyaironik köşesiyle Alper Görmüş, medyanın kritiğini yapıyor. 12. sayfanın yarısı Alper Görmüş’ün; ben çok beğendim. 12 ve 13 çok dikkate değer sayfalar; gazetenin en beğendiğim “bölgesi”.

14. sayfa kültür-sanat, anlaşılan Pakize Barışta’yı hergün okuyacağım. İçeriği güzel ama keşke daha çok yer ayrılsaydı diye düşündüm; mesela yanındaki fuzuli televizyon sayfasının yarısı kültür-sanat’a kaydırılabilirdi. Spora bence gereksiz, çok fazla yer ayrılmış. Son sayfayı beğendim; ünlülere 20 soru soracaklarmış, bugün Sezen Aksu vardı. Güzel cevaplar vermiş, komik ve zeki kadın Sezen Aksu.

Gelelim eksiklere.

Birincisi, web siteleri yok, büyük ayıp.

İkincisi, kimsenin mail adresi yok. Bir Alper Görmüş’ün, bir de Ahmet Altan’ın mail adresi var. İkisi de gmail. (Microsoft’a tavırlılar herhalde!). Gelgelelim; Ahmet Altan’ın mail adresi pek bir komik; ahmetaltan111@gmail.com. 111 neyin nesi? Neden tarafgazetesi.com gibi birşey değil de, gmail?

Üçüncüsü, gazeteyi kim basmış, ne bileyim imtiyaz sahibi kimdir, nerede basılır, kim dağıtır, hiçbir bilgi yok. Sanki 80′ darbesi sırasında el altından “Marksist içerikli kaçak gazete” dağıtıyorlar. Unutmuşsalar şaşırmam!

1 YTL eder mi? Açıkçası, şimdilik eder. Bir-iki ay beklemek gerek; şu haliyle kadro çok yetersiz ve herkeste “ben ne yazacağımki şimdi” havası hissediliyor. Çok acele bir işe girer, sonra ne yapacağınızı bilemezsiniz ya, öyle bir hava sezdim. Tasarım olarak yeterli ve oturmuş. Gazeteyi sırtlayacak kapasitede 4-5 yazar var. Bence en önemli sınavlarından birini haftasonu ekleriyle verecekler; tabi çıkarırlarsa.

Ben Taraf gazetesini çok da sivri bulmadım. (Şu Pamukoğlu röportajı hariç). Entellektüel havası veren, ama daha çok entellektüel kapasitesi dünya standartlarının bayağı bir altında üniversite kitlesine hitap etmeye çalışan Radikal’den bir gömlek daha üstün; ama beklentilerimin çok altında.

Taraf gazetesinde kimleri görmek isterim derseniz, Cengiz Çandar bu “ortama” yakışır. Özellikle Ortadoğu’yu çok iyi bildiğinden ve konu da güncel olduğundan, kendi okuyucusunu da Taraf’a çeker. Alakasız gibi görünen insanlardan Mehmet Barlas’ı ararım. Muhafazakar bir görüş almak için, aynı zamanda akıl ve kültüründen katiyen şüphe edilemeyecek Fehmi Koru. Engin Ardıç, gazeteyi hem neşelendirir, hem de olağanüstü entellektüel birikimiyle herkesi ateşler. Murat Belge haftada bir kere yazsa olur. Kadın olarak Perihan Mağden, bir de Pakize Suda yakışır; lütfen Ayşe Arman ya da şu yeni nesil cahil zibidi kızlardan birileri olmasın!

Taraf gazetesi, Ahmet Altan vs Oray Eğin

Nihayet adam gibi bir gazete çıkıyor. Adı Taraf. Adı Taraf ama, taraf olmayacağız diyorlar. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın o gazetede olması bile, benim için garantidir.

Taraf gazetesi daha çıkmadan tartışmalar başladı. Aslında bu tartışmaların çoğunu odağında fiyatının 1 YTL olması var. Gazeteyi çıkaranlar, “reklam olanaklarımız kısıtlı olduğu için 1 YTL” diyorlar. Doğru. Bence kolay kolay reklam da alamazlar; çünkü böyle bir gazeteye reklam veren şirketler, bir şekilde hükümetlerin hışmına uğrayabilirler. Sadece hükümetler de değil tabi; gerisini siz tahmin edin.

Bir ekleme de ben yapayım neden 1 YTL’nin mazur görülmesi gereken bir fiyat olduğuna: dağıtım.

Evet; Türkiye’de sansür mansür yok. Onun yerine dağıtım tekeli var. Dağıtım tekeli hakkında defalarca yazdım. Bugün serbest, holding, daha doğrusu malum holding desteksiz bir yayının dağıtılma şansı pratik olarak çok düşük. Dağıtım kanalı, reel olarak etiket fiyatının yarısından fazlasını alıyor; sıkarsa size kalan rakamdan vergisini, telifini, giderini, matbaasını ödedikten sonra ayakta kalırsınız.

Alkım yayınevi çıkarıyor gazeteyi, iyi bir dağıtım kanalları olduğunu da biliyorum ama sanırım dağıtım işine kendileri direk girmeyecek. Keşke girselerde, şu tekellerden kurtulan insanlar da gazete, dergi filan çıkarabilse.

1 YTL gerçekten yüksek bir fiyat; ama gazete okuyan adam için değil. Ben yarı fiyatına kese kağıdı alır, vapura binerken simidimi ona sarar, arada at yarışı sonuçları ve ligi de takip ederim diyenler ayrı. Onlar zaten gazete okuru değil. Doğrusunu isterseniz ben de gazete okuru değilim; çünkü memlekette gazete çıkmıyor. Para verip bir de üstüne dezenformasyon kazığı yemeye niyetim yok. Memlekette ne olup bittiğini de BBC’den, El Cezire’den filan takip etmekteyim; zira televizyon ve gazetelerde onun donu, bunun arabası ve provokasyon, kin ve nefret şakşakcılığından gayrı bir numara yok. Bir-iki de köşe yazarı var okuduğum; onları da artık okumasam oluyor. Ne de olsa artık bütün dolapları öğrendik.

Ben 1 YTL verip alırım Taraf gazetesini; dedikleri yolda gittikleri sürece 1 YTL vermeye razıyım. Çok gazete meraklısı da olduğumdan değil; kendi çapımda desteklemek için.

Oray Eğin, Taraf gazetesi hakkında bir yazı yazarak, “taraf olmuş”…

Bakın ne diyor:

Taraf’ın yönetiminde iki genel yayın yönetmeni olacak. İki patron, ama en önemlisi iki büyük ego demek. Şimdiden gazetede kimi çatışmaların olduğunu, akşamüstü görevi devralan Ahmet Altan’ın Sabahçı Alev Er’in gazetesini beğenmediği, gündüz gazeteyi önüne alıp yapılan sayfalarla ilgili ağır hakaretler ettiği ve çalışanların da bu semi-şizofrenik yapıdan rahatsızlık duyduğu konuşuluyordu. Nasıl bir sistem oturtulacağını göreceğiz.

Bunları benim bildiğim “gazeteci”, köşesinde yazmaz. Çünkü bunlar dedikodudur. Tahmindir. Kaldı ki, insanlarla kurumları ayırmak gerek. Üstelik, kendini ifade etmek için yazmak gibi bir çabaya girişen her insan, biryere kadar egosantriktir. Gazeteler ve televizyonlar ağzına kadar egosantrik adamla dolu; ama bir şekilde işler de yürüyor.

Taraf için asıl zor olan mevut medya sisteminde yetişmiş gazetecilerin nasıl “yeni” bir şey yapacağı.

Demekki bu mantık içinde Venüs’ten birilerinin gelip gazete çıkarmasını bekleyeceğiz; tabii onların da gezegenlerinde gazetecilik yapmamış olmaları şarttır.

Dünyada her tür düzeni değiştiren, düzenin içinden çıkan adamlardır. Lenin, tornacı değildi. Lenin’in kurduğu devletin yıkılmasına neden olan Gorbaçov’da pekala politbüro üyesiydi genel sekreter olmadan önce. Hatta, Oscar’a kıl olup Sundance’i ortaya atıp hayata geçiren Robert Redford’da “o piyasanın” adamıdır. Daha mı? Karl Marx’ın babası karun kadar zengindi, kapitalistti.

Yeni Yüzyıl’ı da “Beyaz Türkler’e ait, neredeyse tam bir Nişantaşı gazetesiydi. “ diye tarif etmiş Oray Eğin; bu arada “Beyaz Türk” olduğumu da idrak etmiş oldum; zira elimden düşmezdi Yeni Yüzyıl. Gerçi ben Nişantası’na hiç takılmadım; Hakan çok takılır oralara. Biz cadde’de takılıyorduk, avanak gibi GTI’larla gezip, polisler tarafından piliç gibi çevriliyor, harçlığı trafik cezasına veriyorduk. Hepimiz de beyaz değildik; şopar tipliler de vardı, bir de kavruk, kara kuru oğlanlar.

O zamanlar Ali Bayramoğlu gibi adamları, Umberto Eco ile yanyana bir gazetede görmek mucizevi birşeydi Türkiye için. Biz o zamana dek, Hasan Pulur’u, Ertuğrul Özkök’ü, Hıncal Uluç’u bile köşe yazarı zannediyorduk.

Şimdi İkinci Cumhuriyetçiler’in gazetesi de bu işlerin ideologu Mehmet Altan’ın izinden mi gidecek; kısacası gazetecilik mi yapmak istiyorlar, rant peşinde koşmak, Star, Bugün ve Yeni Şafak gibi AKP destekçisi bir basına katkıda mı bulunacaklar?

Oray Eğin, kantarın topuzunu iyice kaçırmış. Alt alta yazdığı her paragraf içinde “ikinci cumhuriyetçiler” lakırdısı geçiyor. Lütfen şu “ikinci cumhuriyetçileri” tarif de etsin, ne istediklerini yazsın. Meseleden haberi bile olmayan insanlara “gaz verip”, “ulan bunlar cumhuriyeti mi yıkacak, bölücü müdür nedir” yaygarası üzerinden tartışma yaratmak istiyor sanırım. “Bunlar AKP destekçisi zaten” diyerek de, hesapta bu fikrine geçerlilik kazandırıyor. (Engin abi okudumu acaba Eğin’in yazısını?)

Herkes istediği boruyu öttürür tabi; ama bu işi dedikleri gibi yaparlarsa, Taraf gazetesinin çok çok az da olsa, kemikleşmiş bir kitle kazanacağını düşünüyorum. 15 Kasım’ı iple çekiyorum.

1, toplam 1 sayfa1