* You are viewing Posts Tagged ‘yobazlık’

Yeni dalga yobazlığa savaş açtım

“The Secret” olayı çok kafamı bozdu.

Saçmalık olmasını filan zaten geçtim. O kadar çok saçmasapan şey var ki…

Benim kafamı bozan, bilimi kullanarak, daha doğrusu bilimi kullandığını ileri sürerek, abuk sabuk fikirlerle insanların aptal yerine konması. Bu aynı zamanda çok büyük bir tehlike. Yarın, aynı tarzda bir kitap yazıp, belli bir ırkı tamamen ortadan kaldırmanın bilimsel olarak bizi ve insanlığı mutlu edeceğini, tarihteki en önemli insanların bunu başarmak için çaba harcadıklarını söylesem, birsürü inanan çıkar. Aslında, bunu Adolf Hitler’de, Mein Kampf (Kavgam) ile yaptı. Bugün hala Töton ırkının üstünlüğünün bilimsel olarak ispatlandığına inanan gerizekalılar var. Üstelik, bu kitap Türkiye’de yakın dönemde bestseller oldu. Mein Kampf’ı elbette okudum, hem de iki kere. Okunması da gerekir. Örneğin, anarko-kapitalizmi bile savunan birinin, karşıt tez olan Das Kapital’i okuması gerektiği gibi. Gelgelelim, özellikle de “Türk ırkı üstün ırktır” diyen kafatasçıların, Hitler’e sempati beslemesi, büyük bir tarihsel şaşkınlık gösterisinden başka bir şey değildir. Zira, onların en anladığı dille, Hitler’in katlettiği Yahudilerin hemen hepsi Türktü! İnsani tarafını filan geçtim; sadece tarih konusundaki cehaletlerini yüzlerine vuruyorum.

Günümüzde “yeni dalga” yobazlık tehdidinin dini kaynaklı değil, tam aksine “aydınlanmanın” kaynağı olarak gördüğümüz bazı yozlaşmış bilim camiasından gelmesi en büyük problem. Buradaki en büyük sorun şu: yoz bir bilim adamı -ki o artık bilim adamı değildir!- saçmasapan bir görüş ortaya attığında, eğer ortaya attığı görüş, dine aykırı değilse, hem bilimi reddeden kitle tarafından, hem de bilimle ilgilenmediği halde “bilime inanan” kitle tarafından kabul görmektedir!

Burada “bilime inanan” kelimelerini bilinçli olarak kullandım. “Bilime inanmak”, dogmaların en tehlikelisini ve aynı zamanda en kolay teslim olunanını ifade eden bir sorun.

Bilimsel gerçekler idrak edilir,ispatlanır; “inanılmaz”. Elbette, bilimi hayatı algılamasının merkezine yerleştiren her insanın sayısız bilim dalında bilgi sahibi ya da uzman olmasını bekleyemeyiz. Örneğin gittiğiniz tıp doktorunun doğru teşhis ve tedavi uyguladığını bilemezsiniz; zaten “diploma” gibi belgeler bu yüzden varlar!

Bilimi “tehlikeli olarak” kullanan kesimlerden biri de ilüzyonistler. Bir ilüzyonist, diplomalı bir bilim adamı olmasa da, mesleği gereği belli bir alanda pratik olarak inkar edilemez bir ustalık kazanmış -örneğin optik,mekanik- kişidir. Pozitif bilimleri kullanarak, sizi “metafizik” güçleri olduğuna inandırır! Elbette bu işin “şov” kısmı; akıl hastası olmayan hiçbir ilüzyonist, sizinle konuşurken o numaraları “mucizeler yaratabilme, allahın sevgili kulu olma” gibi nedenler sayesinde becerebildiğini söylemeyecektir.

“Yeni nesil ilüzyonistler” ise, gözünüzü değil, beyninizi aldatmaya çalışıyorlar.

“Sanatlarını icra ederken” de son derece rahatlar. Çünkü, medya da arkalarında-tatlı reklam ve gelir pastasını paylaşmak amacıyla. Arkalarında olmasalar bile, medyadaki pozitif bilim bilgi düzeyi öylesine acınacak seviyede ki, çoğu “tersliği” farkedecek durumda değiller. Özellikle gazetelerin bilim haberlerine bir bakın. İnanılmaz hatalarla dolular.

Üstelik, “metafizik neşriyat” insanların çok ilgisini çekiyor. Bunun psikolojik nedenleri gayet açıktır; onun için girmeye bile ihtiyaç duymuyorum. Bugün Discovery Channel bile, ilgi çekmek adına “hayaletler”, “büyücüler”, “medyumlar” ile ilgili programlar yapıyor ve “gizemcilik” ateşini harlıyor. Zamanında ciddiye aldığım bir belgesel kanalının, maddi açgözlülük adına böyle yollara sapmış olması, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Bu durumun en büyük sorumlusu, üzülerek söylüyorum, yine bilim camiasıdır!

Bilim camiası, maalesef çok çabuk demoralize oldu ve “bilim halkın ilgisini çekmiyor” diyerek arka plana çekildi; meydanı soytarı ve üçkağıtçılara bıraktı.

Evet; cidden bilim ilgi çekmiyor. Ama burada tek suçlu camia dışındaki insanlar değildir. Bunun ispatı, aslında Nikola Tesla gibi bilim adamlarının hayatlarının içinde. Tesla, öylesine popüler olmuş ki, bugünkü pop-starların popülaritesine ulaşmış. “Bilimsel gösterilerini” izlemek, onunla tanışmak, hatta “yatağa girmek”(!) için, insanlar kuyruklar oluştururmuş.

Bugün üniversitelerin çoğunda, öğrenciler birçok profesörün dersine girmekten nefret ediyor. Gönüllü olarak öğrenmeye gittikleri halde. Bir de, Richard Feynman gibi adamlar var ki (vardı), öğrenciler okulun kapısında kuyruk olurmuş.

Bilim camiası, genel bir “kibir” ve “küçük görme” sorunu olduğunu kabul etmeli ve “insan içine çıkmalı”. Zira, bugün dogmalarını yaymak için “bilimin adını”, hatta kimisi meşru yollardan sağlanmış akademik ünvanlarını kullanan üçkağıtçılar, yarın gerçek bilim adamlarını “devirerek”, yerlerine geçecek ve bilim camiasını ortaçağ engizisyon mahkemesi gibi bir kurum haline getireceklerdir. İlk kurbanlar da, gerçek bilim adamları olacaktır.

Bazı üniversitelerin, çeşitli bağnaz kesimlerden gelen maddi kaynaklar dolayısıyla “ısmarlama” “teori” ürettikleri gerçektir. Bunlardan bir kısmı iyi niyetlidir; bu kaynaklarla “gerçek bilimsel araştırmaları” finanse etmek istemektedirler; ama en nihayetinde kaçınılmaz olarak özgürlüklerini kaybedecekleri kesindir.

Rönesans’da nasıl sanatçılar ve bilim adamları halka liderlik ettiyse, bugün de aynı şeyin olması gerekiyor. Kendine “entellektüel” sıfatını yakıştıran insanların, bunun ahlaki gereklerini yerini getirmeleri gerek. Bütün insanlığın silkinip aklın ve sağduyunun yoluna girmesini bekleyemeyiz ama zaten tarihte de asla böyle olmamıştır.

{democracy:2}

1, toplam 1 sayfa1