Bilimin dinleşmesi

CHP, Cumhuriyet ve Hürriyet gibi gazeteler şeriat geliyor diye üfüre dursunlar; çok az insan “tehlikenin farkında”. (Sağdan sola yazıp fona müziği dayasam daha bir etkili olurdu ama böyle idare edin artık)

Tehlikenin adını da koyalım, bayrak sallamak isteyen arkadaşlar olursa slogan olarak kullanırlar: bilim “dinleştiriliyor”.

Bu da dünyanın yeni bir karanlık çağa doğru yol almasıyla paralel gelişen, “olması gereken” bir akım.

Yeni bir komplo teorisi ortaya atıyor değilim. Her özgürlük ve aydınlanma dönemini bir karanlık çağ takip edecektir; çünkü güç odakları birsüre sonra “asıl mevzuya”,yani paraya hükmedemiyor olacaktır. Engizisyonun gelmesi, papazların filan çok dindar adamlar olması yüzünden olmadı. Kısa Pepin namlı Frank kralının 8.yüzyılda Lombard’ları yenmesiyle kilisenin önce hükümet kurmasına, sonra toprak edinmesine izin verildi; zira bu sırada Müslümanlar, Hıristiyanları tepelemek için Pireneleri aşmış geliyorlardı.(Tabi onlar içinde din yalandı; maksat Hıristiyanları oyup paralarını ve kadınları almaktı)

Böylece, kilise, cahil kitleleri savaşa süren, arada da hem krallıklardan hem de halktan “tırtıklayan” bir güç olarak tarih sahnesine çıktı ve zaman içinde güç hırsıyla iyice zıvanadan çıktı. 8.Henry’nin neredeyse 750 yıl sonra bu herifleri Britanya’dan kovalaması da “karı kız meselesinden ötürü” değildir; nitekim bu icraat öyle hayırlı olmuştur ki, İngiltere süper güç haline gelmişti.

Kıta Avrupa’sında kalanlar da Fransız İhtilali ile kovalanacak, ancak üzerlerine fazla gidilmeyecektir. Zira Voltaire gibi ladini adamların yerine “çarıklı” Rousseau gibi adamların borusu ötmektedir. Kilise şimdi bile güçlü; öyleki senelerde Kızıldeniz parşomenlerini saklayıp, Hz.İsa’nın “sakın ben öldükten sonra kilise gibi şeyler kurup zibidilik etmeyin” sözlerini açıklamadılar, ortaya çıkınca da üç maymunu oynadılar.

Yobazlık türlü çeşitli şekillerde hortluyor, bunların en beteri de maalesef klasik dini yobazlık değil.

Ülkemizde de örneği var; Deniz Baykal’ın konuşmalarına bakın, devamlı fetva veriyor. Yaşar Nuri Öztürk,CHP’den ayrılıp partisini kuracak kadar kendine güvendi (güvendi de, ne oldu?). AKP var. MHP var. Kısacası, meclis adeta ulema oldu!

Yalnız, “solcu” CHP, okullarda evrim teorisinin çürütülmeye çalışmasına karşı çıkmıyor, bunun nedeni de basit. Çünkü CHP, aynı AKP gibi, dini bir şekilde kullanmak istiyor.

Dinden girip,evrim teorisine kadar geldim, hadi biraz daha ileri gidelim.

Şimdi, fizikle metafiziğin arasındaki korkunç radikal uçurumu bulandırmaya çalışıyorlar. Bu yazımda zaten dalgamı geçmiştim ama bir yandan çok da ciddiye alıyorum; bunlar çok tehlikeli girişimler…

Metafizik palavralara insanları bilim dilinden konuşurmuş gibi inandırmak çok kolay. İki lepton, üç quark dersiniz, işin temelini bilmeyen biri şüphelense bile, ansiklopedi filan açıp “herif buraya kadar doğru söylüyor, demekki bundan sonrası da doğru olabilir” der…

Bu akımın en vurucu örneği, The Secret denen paçavra oldu.

Secret, büyük bir yalandır ve iğrençtir,çünkü bilimi palavraya alet etmektedir.

Artık, meditasyon bile -gerçek meditasyondan değil, “yalama”, “anında görüntü”, gerzek batılılara yutturulmak üzere hazırlanan uyduruk Koi,Zohi,Hoiki filan gibi palavra tekniklerden bahsediyorum- “demode” kaldı.

Ortalama insanın bilimle arası hiç olmadığından, anlaşılması en zor disiplin de fizik olduğundan, bu işin esnafı genelde fiziği seçiyor.

Amaç “masum gibi” görünüyor; lepton gibi kıvrak düşün, pozitron gibi aktif hareket et, düşünceni iyonize edip sınırlarını aş, bok püsür…

Külliyen palavra.

Lakin, bu iş boka sarar arkadaşlar…

30 sene sonra biri çıkar, “quantum düşündüğünüz olmadı, çekim kuvveti ayağına yattınız bir bok çekemediniz, bu işin sonu boş. Yeni paralel hayat teorim sayesinde size ölüp, başka bir evrende nasıl daha güzel,zengin ve başarılı olacaksınız,onun yolunu gösteriyorum” derse, sizce inanan olmayacak mı?

Tabi ki olacak. Çünkü insanlar inanmak istiyor, inanma eğilimindeler. X-files’ın jeneriğinde bir poster görürsünüz, UFO’nun altında “I want to believe” yazar. Psikolojik analiz filan yapayım bari; Mulder, kızkardeşini uzaylıların kaçırdığına inanmak istemektedir, çünkü suçluluk duymakta, kızkardeşinin kendisi yüzünden kaçırıldığını içten içe bilmektedir. Nitekim, “sigara içen adam”, bir bölümde Mulder’a babasının kızkardeşi ile Mulder arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığını ve kızkardeşini seçtiğini söyler. Kardeşi bir deneye kurban gitmiştir…

Bu iş çok acayip yerlere varır…

Örneğin “yahu bunun cimcimesi bana pek Türk hissi vermedi” diye kafatasları ölçülür, “faşizm” bilimsel hale gelir. Nitekim, bu görüş 50 sene önce pek popülerdi,bu sıralar yine revaçtaymış!

Palavradan “bir gen bulunur”, örneğin X ırkından gelenlerde olan bu gen, ne bileyim, terörist olmaya itmektedir insanları! Böylece,rasyonel bir cadı avı başlatırsınız…

Şeriat isteyenin paranoid şizofren olduğunu “ispatlar”,akıl hastanesine tıkarsınız.

Laiklerin seri katil olmaya eğilimli olduğunu keşfeder “bilim”, toplumun huzuru için hepsi fişlenir, telefonları dinlenir.

Bu arada, sizi bilimden koparıp, bilimi ilahi bir güç haline getirirler. Anlamazsınız ama mucizeleri karşısında dehşete kapıldığınız için -hadi canım, cep telefonunu bile ilk gördüğümüzde dumur olmadık mı!- ondan gelen “her vahiye” körü körüne inanırsınız.

Belki de birgün, karanlık çağdan çıkış için verilecek mücadelede, ama bu sefer “haklı olarak”, İspanyol faşistlerinin sloganını kullanacağız:

Muera la inteligencia! Viva la muerte! (Kahrolsun aydınlar,yaşasın ölüm!)




Siz de birşey söyleyin!