Damızlık dişi aranıyor

Damızlık dişi aranıyorKapitalizmin özellikle son 10 yılı aşkın bir süredir kadın ve çocukları gözüne kestirdiği çok açık.

Neredeyse tüm reklamların öznesi kadınlar, çocuklar ve gençler. Bunu birkaç nedene bağlıyorum; birincisi, erkekler tüketecekleri kadar tükettiler ve bazı sektörlerde kadınlar kadar harcama yapabilmeleri zaten teknik olarak mümkün değil. Giyim ve kozmetik gibi. İkincisi, artık evde kararları kadınlar ve çocuklar alıyorlar. Aslında kadınların karar alması özellikle şehirlerde alışılmış bir durumda ama, şimdi buna çocuklar da eklendi. Üçüncüsü, artık en azından belli bir kesimde, kadınlar daha fazla maddi güce sahip olmaya başlıyorlar. Özellikle alt ve orta kademe yönetici olarak, kadınlar daha fazla tercih ediliyorlar.

Bir yandan geleneksel aile modeli içindeki kadının yeri “fazla ellenmezken” -kadının olduğu yerde durması mesajları daha bilinçaltına yönelik veriliyor-, “muhafaza edilirken”, bir yandan da kadınlara yeni kalıplar dökülüyor. Bunlardan en popüler olanı, “başarılı iş kadını” modeli. Daha çok evli ve 25-30 yaşın üzerindeki kadınlara “münasip görülen” bu model, gençlerde yerini daha hedonist kalıplara bırakıyor. Her iki “kalıpta” da, seks elbette ön planda.

Giderek daha da yaygınlaşan, şablon bir kadın türü mevcut.

Deli gibi çalışıyor. Yaptığı iş çok önemsiz olsa da, ciddi düzeyde, hatta askerlikte görülen düzeyde bir bağlılık mevcut. Yine aynı askerlikte olduğu gibi, “şirket” tabu durumunda. Eleştiri yok; aksine şirketi rakiplerini ezmesi gereken, kutsayan tuhaf bir anlayış var.

Yaşları genelde 25-35 arası olan bu kadınların ciddi bir bölümü yalnız yaşıyor. Yine çoğunun ciddi ilişkileri yok; mazaret ise “kariyer planları”. Evli olanlar ise, çocuk planlarını epey bir ötelemiş durumdalar; çocuğu olanlar ise genelde en iyi kreşi, yuvayı, ilkokulu seçmek için çılgıncasına bir yarış içinde.

Tip, diksiyon ve mesleki beceriler -çoğu çılgıncasına MBA yapma peşinde ya da zaten yapmış- yerinde olmasına rağmen, kültür seviyesi gayet düşük. Mevcut birikimde genelde şirketle gidilen geziler, “in olmaya dair” pratik bilgiler gibi konulardan geliyor. Hayata dair görüşleri genelde “The Secret” tarzı postmodern dinler sayesinde oluşuyor. Kendi içlerine kapalı, büyük gruplar oluşturabiliyorlar; öte yandan hissedilir bir kast sistemi var. Daha alt ya da üst sosyokültürel gruplara mensup kişilerle iletişim neredeyse hiç yok. Politik görüşleri ise medyadan besleniyor ve genelde slogan düzeyinde. Sosyal olarak aşırı bir kabul görme arayışı içindeler ve bireysel ilişkileri son derece sorunlu ve güvensiz.

İki epicenter’ları nedir deseniz, tüketim çılgınlığı ve hedonizm diyebilirim. Sürekli hareket, irtibat halinde olma gibi benim pek de kavrayamadığım bir ihtiyaç içindeler. 1-2 dakikalık sessizlik ve hareketsizlik bile tahammülsüz gelebiliyor.

Bir yanda hedonizmin gerekleri -aşırı gece hayatı, seks, alkol vs- yerine getirilirken, bir yandan da bazı konularda inanılmaz bir tutuculuk hakim. Bu zaten istenen birşey-sorgulayacak kadar değil, tüketecek kadar özgür olmaları gerek çünkü…

Erkekler zaten kaybedilmiş dava.

İnsan türüne baktığımda, “şempanzeler cehennemi” görüyorum (Maymunlar fazla geniş bir tabir; primat deyince de, çoğu insandan daha “insan” bulduğum orangutan gibi türler de giriyor işin içine) Son derece umitsizim, kazanın odunları çoktan yakıldı. Engizisyon davaları çoktan sonuçlandı; şimdi toplu infazları bekleme aşamasındayız.

Sadece tüketmek için üreyen, yaşayan, sahte değerler edinmiş; tuhaf, ruhsuz bir tür.

Ayrıca ruhsuzlaştırmaya kadınlardan başlamak daha mantıklı. Böylece çocuklarına verecekleri güzel şeyler de ortadan kalkıyor. Erkeklerden uğrunda çaba gösterecekleri iyi birşeyler talep edemiyorlar.




Siz de birşey söyleyin!