Doğum kontrolünü anladık galiba!

Köye geldikten ancak 1 ay sonra,çocuk sayısının ne kadar az olduğunu farkettim!

Biraz ayaküstü “istatistik çalışması” yaptıktan sonra, her ailenin ortalama 1-2 çocuk sahibi olduğunu gördüm (Benim kuşağımdaki evli çiftlerde)

Babamlar dört kardeş; dedemlerse 10. Kuşaklar boyunca, çocuk sayısının aşağı yukarı bu civarda olduğunu öğrendim. Yani 3 kuşakta, 10′dan bire doğru bir gerileme var.

Türkiye, yanlış nufus politikasından dolayı çok çekti. Zira, artan nüfusa, yeteri kadar sermaye olmadığından, ne iş, ne eğitim, ne de doğru dürüst sağlık hizmeti verebildi. Karadeniz’de toprak olmadığından, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da da hala ağalık sistemi olduğundan (ki bu Türkiye’nin en büyük ayıplarından biridir ve cumhuriyet rejimi bırakın ağalığı kaldırmayı, adeta “yerel yönetim” gibi kullanmıştır) milyonlarca insan şehirlere göçtü ve şehirleri de şehir olmaktan çıkarıp, mega köyler haline getirdi. Basın da, bir avuç kendini “aydın sanan” ukala ile ağız birliği ederek,köylerinde aç oldukları için şehre göçmek zorunda kalan bu insanları “maganda” ilan etti.

Necmettin Erbakan gibi, enformasyon devrimini ıskalamış, kafası hala sanayi devrimi ve fabrika bacalarında kalmış liderlerin nüfus artışını teşvik etmiş olmaları elbette tesadüf değildir. Hesaplara göre, nüfus hızla artacak, sermaye sahipleri de, aşırı arzdan dolayı ucuz iş gücüne sahip olacaklardı. Lakin hesaplanmayan şu oldu; Türkiye Turgut Özal ile birlikte köhne devletçi, ithal ikameci kamburlardan kurtulup sanayileşmeye başladığı dönemde, artık sanayi tesisleri dünyada istenmeyen, para kazandırmayan şeyler haline gelmişlerdi. Üstelik, eğitimsiz, kötü beslenen halk, marjinal verimi neredeyse sıfır olduğundan, kalifiye işçi talebini karşılayamadı. Özal ve takip eden dönemlerdeki aşırı işsizliğin nedeni Bulgar, Rus ve Romen göçmenlere bağlansa da, asıl neden, bu göçmenlerin kalifiye eleman açığını dolduracak niteliklere sahip olmalarından kaynaklanmıştı. Bugün bile, gayrıresmi %15′leri aşan işsizliğe rağmen, genel müdürden fabrika işçisine kadar, kalifiye eleman sorunuyla karşı karşıyayız. Devletin zamanında üremeye teşvik ettiği nüfus, şu an kabus olarak başımıza çökmüş durumda. Elbette buna kulplar da buluyoruz; bunun bir örneği, “kuvvetli ordu, yüksek nüfuslu ülkelerden çıkar” bahanesi; temeli ortaçağa filan dayanan, kaliteden çok sayıya önem veren eski, köhne anlayışlar. Oysa bugün ABD gibi ülkeler, birkaç bin askerle Irak’ı, Ortadoğu’yu yerle bir ediyorlar.

Neyseki, nüfus artışı giderek azalıyor. Görünen o ki, Türkiye nüfusu,90 milyonlarda bir rakamda dengeye gelecek ve muhtemelen hiç 100 milyon olmayacağız (2030′larda, 90 milyon civarı bir nüfus bekleniyor). Eğer ekonomik şartlar bu şekilde gelişirse, 10 seneye kadar, orta halli bir AB ülkesi kadar kişi başına milli gelir elde edebileceğiz.

Elbette, bu süre içinde insan ve yaşam kalitemizi artırıp, AR-GE gibi, katma değeri olan alanlara yönelmemiz şart. Her ne kadar, günümüzde Çin ve Hindistan gibi ülkelerin artan ekonomik gücü, apansız artan ve son derece yüksek nüfuslarına bağlansa da, bu ülkelerin şartları modern dünyadan son derece farklı. Yarı kölelik sistemi söz konusu. Zaman içinde, bu ülkeler de demokrasiyi benimsemek zorunda kalacaklar ve ilk başlarda bir sersemleme yaşayacaklar. Bunun farkında olmadıklarını da söylemek mümkün değil. Zira, gerek Çin, gerekse Hindistan, artık eğitime müthiş önem veriyor ve bilime yaptıkları katkılarla gündemden düşmüyorlar. Bu iki ülke, zaman içinde Sovyet-ABD rekabetinde olduğu gibi, dünyanın teknoloji üreten iki gücü haline gelecekler.

Bu rekabetçi dünyada yer bulmamız ise, nüfusun azalıp, insanların daha iyi ekonomik koşullara kavuşmasına bağlı. Bu dönemde, devlet de iyice küçülerek elindeki tüm KİT’leri satarak, ekonomi içinden çıkmalı. Ancak, Japonya’da, ABD’ de olduğu gibi, devletin stratejik planlar yaparak, özel sektörle son derece sıkı ilişkiler olması, gerektiğinde yönlendirmesi, rant yiyen adamı değil de, üretmek isteyeni kayırması şart. Türkiye bunu yapabilir mi bilmniyorum; tek bildiğim, bugünkü enkaz bürokrasinin derhal tasfiye edilmesi gerektiği.




2 yorum “Doğum kontrolünü anladık galiba!”

  1. serkan » Arşiv » Yok Yok! Sayıca Fazla Olmak İyidir. :

    Ağu 31, 07 at 7:01 pm

    [...] Barış demiş ki: Doğum Kontrolünü Anladık Galiba [...]

  2. dağcı :

    Eyl 01, 07 at 8:41 am

    istatistikleri çok iyi yorumlamalıyız. nüfusun artış hızının azalacağı bir gerçek fakat diğer ülkelerin nüfus azalış hızından düşükse bu göreceli olarak bir nüfus dolgunluğuna yol açar. söyleyeceğim şudur ki zamanında yapılmamış bir doğum kontrol sorunumuz var bu nüfusumuzu aşırı(!) derece şişirmiş. bu şişkinlik dediğim şey aslında japonyadakinin üçte biri biliyor musunuz? ama adamlar işi biliyor. her vatandaşı çalışmaya, üretmeye, yenilenmeye zorluyor. eğitimlerini görünce ağzım açık kalmıştı. beyin yıkama gibi bir şey. inançlarını, değerlerini çok iyi benimsetiyorlar. küçük yaşlarda çocukları şekillendirip büyüdüklerinde meyvesini alıyorlar. ama biz… bu kafayla gidersek 10 yıl değil 100 yılda adam olamayız. kurtuluş savaşında 1 atatürk gerekiyormuş. şimdi 10 tanesi kurtaramaz bu rezaleti…


Siz de birşey söyleyin!