Barış Ünver‘e pas atmışlar, o da topu sektirip bana yollamış.
Gavur “meme” diyor; bize her nasılsa “mim” diye geçmiş. Nasıl kelimeyse, 4000 sayfalık Oxford sözlüğünde bile bulamadım karşılığını.
Bu tip şeyleri devam ettirip yazmayı sevmiyorum; ama nezaket icabı bir cevap vermek gerek.
Dünyanın en meşhur insanı kimdir sorusuna herkes bir cevap vermiş elbette. Ben epeyce zorlandım mesela. Kimisi Adolf Hitler demiş. Aborjinlerin filan tanıdığını sanmam Hitler’i; hatta muhtemeldir ki, MTV ile büyüyen bazı Alman ve İsrailli kopiller bile tanımıyor olabilirler.
Kimi Hz.İsa demiş; dünyanın en çok satılan kitabı İncil’i referans göstererek. Gelgelelim; Hindu ve Budistlerin herhalde kayda değer kısmı bilmez Hz. İsa’yı.
Atatürk diyenler de olmuştur tabi; onu da ancak Avrupa’nın ve ABD’nin okumuşu bilir.
Ben biraz Andy Warhol’dan ilham alarak, en meşhur benim diyorum!
İstatistiklerime bakarsak, beni tanıyanların sayısı, seneler önce meclisin önünde donuyla nümayiş yapan ablamızdan muhtemelen çok daha az. Yani meşhur değilim.
Hiç sorun değil. Çünkü birini “meşhur” diye “mimlemenin” psikolojisini az çok anlayabiliyorum. Hemen hemen herkes kendini önemli hissedebilmek için birine benzetmeye çalışıyor. Eğer önemli biriyle ortak özellikleriniz varsa, “ben de önemliyim” diye kandırabilirsiniz kendinizi. Gelgelelim, “önem” konusu hayli tartışmalı olduğundan, “meşhur” birini seçmek daha garantili bir yoldur.
Gerçek şu ki, hepimiz az ya da çok dünyanın merkezi olduğumuzu sanırız, ya da isteriz. Her insan, dünyaya ister istemez kendi yorumuyla bakar, dolayısıyla kendi beyninizdeki dünya algısı içindeki en önemli insan da, doğaldır ki bizzat kendinizsiniz.
O yüzden, en meşhur adam benim. Eminim çoğunuz bunu okurken rahatsız olmuştur; çünkü dünyanın en meşhur insanına, size(!) bir meydan okuma içerdiği hissine kapılmışsınızdır.
Hiç yorum yok; hadi birşeyler söyleyin!