Bugün kafamıza göre blog açıp yazı yazmayı, hatta sokakta bağıra bağıra konuşabilmeyi, hatta ve hatta abuk sabuk fikirler ortaya atabilmeyi çoğu insanın adını bile bilmediği, duyup da hatırlamadığı, ya da hatırlayıp da anmaya tenezzül etmediği sayısız insana borçluyuz.
Bu insanların önemli bir kısmı, yakıldı, öldürüldü, işkence gördü, intihara zorlandı, tecrit edildi, sürgüne gönderildi. Hatta, çok sevdiğiniz bazı insanların düşünceleri, bu adamların attığı temeller sayesinde yükseldi.
Bir şey ispatlamaya çalışmıyorum; medeniyetin Lotus (Nilüfer) çiçeği gibi, bataklıkta, köksüz ortaya çıkmadığını anlatmaya çalışmak gereksizdir.
Yine de birkaç örnek vereyim: İntihara zorlanan Socrates, engizisyondan paçayı ev hapsiyle kurtaran Galile, onun kadar şanslı olmayan, kainatın sonsuz olduğunu ileri sürdüğü için kazıkta yakılan Bruno, sayısız yazar, Olof Palme gibi devlet adamları, Passolini gibi sinemacılar, gazeteciler, bilim adamları.
Medeniyetimizin tek kusuru doğru söyleyen, ya da en azından konuşma özgürlüğünü kullanan insanları yoketmekle sınırlı kalmadı. Kimi zaman toprak, kimi zaman para ve doğal kaynakları, kimi zaman da politik çıkarlar için kitleleri katletti. Nazilerin Yahudi katliamı, ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki katliamı, yine onların atalarının Kızılderili katliamı gibi.
Aslında örnek vermek istemiyordum. Herkesin üzerinde uzlaşacağı kişi ve olaylardan bahsettim. Gerisi tartışmalıdır -tartışmasız büyük utanç kabul edilecek sürüyle örnek de mevcuttur.
Beni en çok rahatsız eden gerçek, bugün bile, siyasi ya da maddi çıkarlar uğruna, gerçeklerin kabul edilmesine rağmen samimi bir utanç duymak yerine, yaşananların akla uydurulmaya çalışılmasıdır.
Türlü çeşitli insanlık suçu, katliam, cani, “ama..” diye devam eden cümlelerle, gerçekler kabul edilmiş olmasına rağmen, aklanılmaya çalışılmaktadır.
Bu yüzden, isimler üzerinde durmak gereksiz. Her ülke, toplum, zümre zaten “kendi şehitlerini” bir şekilde anıyor.
Öte yandan, bir ülkenin vatandaşı, bir dinin inananı, bir zümrenin üyesinden önce insan olduğumuzu, ya da korkarım olmamız gerektiğini, hatırlamamamız gerek.
Temelde insan olduğumuzun farkına varmak -ki bu kadar zor olmamalı- en azından insanlar arasındaki sorunların daha kolay çözülmesini, o insanların çözüm adına kendi devletlerine, mensubu olduğu sınıflara baskı yapabilmesini sağlayabilir.
Biraz naif olduğunu bile bile, UNESCO’ya -sanırım otorite onlardır- “Dünya Utanç Günü” belirlemelerini tavsiye ederim. Hep birşeyleri kutlayıp duruyoruz ama bence bu kadar çok kutlama yapamayacak kadar kötü bir mazimiz var. Bu günde, kabul eden insanlar sokağa dökülüp, 2 dakikalık saygı duruşunda bulunsunlar. Öyle korna filan çalınmasın. Mümkünse bütün ses ve ışık kaynakları dursun hatta. İnsanlar sessizlik, hatta karanlıkta, 2 dakika boyunca kendi babalarının, dedelerinin, onların babalarının kendilerine bıraktığı insanlık ayıplarını düşünsünler.
Slogansız; böğürüp, tükürük saçmadan.
Gün olarak iki ekinokstan biri seçilebilir; hafif bir sembolizm katılır.
Popularity: 5% [?]
Bu yazıyı beğendiyseniz, şunları da sevmeniz olasıdır: |
| Dünya tarihindeki en ünlü kişi: ..Ben!...Bir IRC macerası (Dünya aslında çok küçük, aman dikkat!)...Kültür’de makarna günü bir başkadır!...Öğretmenler günü, eğitim sistemi... |




4 yorum yapılmış.
Barış bu yazının yoruma ihtiyacı yok! Her şey ortada. Ama şunu söylemek isterim yazıyı okurken tüylerim diken diken oldu. Özellikle son satırlarda bu dahada arttı. Umarım başkalarıda aynı şeyi hissederler.
Ben dünya utanç günü için imzamı veriyorum. Lütfen bu fikre katılanlarda buradan imzalarını versinler!-yorum kutusuna yazı versinler yani. Böylece bu bir harekete dönüşür ve bu hareket büyüyerek otorite sayılanların dikkatini belki bir nebze bile olsa çeker.
Lütfen yorum kutusuna imzanızı (katılıyorum diyerek) atın arkadaşlar!!
altına imza atmamak mümkünmü
ve dediğiniz gibi herşey itiraf edilir ve ardından ama denilir
Katılmasına katılıyorum ama buraya yorum yazmakla (isterse birkaç milyon yorum olsun) böyle bir gün ilan edileceği yok.
Yazının kaleme aldığı gün kafi. Buyurun siz gelecek yıl aynı gün anın çoluğunuzla çocuğunuzla ve anlatın: Bu gün bizim için özel çünkü böylesi ahlaksızlıklar yapmışız zamanında …diye.
Hatta ona bile gerek yok okutursunuz Barış’ın yazdığını umursayan gider peşinden ama şimdiden söyleyeyim birkaç yüzyıl geçmeden çoğunluğun kanaat getirdiği bir utanç gününü çok beklersiniz.
Bu arada yetkili bir kurum çıkar da gerçekten resmi bir gün ilan etmeye kalkarsa artık belki öğrencilerin tatil diye sevindiği belki komşuların trafik kazasında can verdiği ya da anne babanın törene yetişsin diye çocuğunuz zorla uyandırdığı günler yine en azından bir yüzyıl sonra falan mümkün olabilir. Hangisini tercih edersiniz?
Vulkan’lıları beklemeye devaö