Kadınlar ve pozitif ayrımcılık
“Pozitif ayrımcılık”, bizde son 1-2 senede popüler olan bir kavram; Cola Turka’nın “pozitif milliyetçilik” filan gibi akla zarar tanımından daha sonraları gündeme oturdu. Konu, kadınların mecliste temsilini “suni” yöntemlerle artırma tartışmalarıyla biraz daha fazla gündeme gelir oldu.
Aslında bu konuyla ilgili, yazılarımın birinde küçük bir karalama yaptığımı hatırlıyorum; ama Levent‘in Emre Kongar ile aynı fikirde olduğunu yazmış olması, beni bu konu hakkında yazmaya itti.
Herşeyden önce, “sana pozitif ayrımcılık yapıyoruz” yaklaşımını onur kırıcı buluyorum. Neden ki? Geri zekalı mıyım? Aciz miyim? Pozitif ayrımcılık taraftarı olan bir kadın, bence iyice bir düşünüp bunu reddetmek zorundadır. Evet; kadınlara karşı önyargılar olduğu doğrudur. Ama kime karşı yok ki? Aslında şunu söylüyorum; maça 1-0 önde başlıyorsunuz ama, “sen biraz eksiksin” yaftası bilinçaltına sirayet ediyor bir kere, o halet-i ruhiye içinde atabileceğiniz golleri kaçırıyor, yemeyeceğiniz golleri yiyorsunuz.
Kadınların yapması gereken bir şey daha var. Kendi kendilerini belli kalıplar içine sokmaktan vazgeçsinler. Bugün Internet’te kadın bloglarına baktığımda, hep aynı şeyleri görüyorum. Yemek tarifleri, örgü blogları, üçüncü sınıf şiirler, çocuk bakımı, vesaire. Kadınlar erkeklere onlara karşı önyargılı olduğumuzu söylerken, kendi rollerini çoktan biçmişler aslında. Büyük bir çoğunluğu evlenip evinin kadını olmak istiyor, kocasına güzel yemekler pişirmek, başka kadınların rekabetini daha güzel görünerek savuşturmak, “korunması ve kollanması gereken, duygusal olarak zayıf” bir varlık olarak karşı tarafta vicdan azabı yaratarak sevilmek istiyorlar. Ha, bunun yanında pilot olmak da istiyorlar. En azından, çok küçük bir kısmı.
Ben kadınların, erkeklerin yapabildiği her işi yapmak için gereksiz enerji harcamalarını da son derece gereksiz buluyorum. Evet, bir kadın pilot da olur, samuray da olur, ne bileyim, tornacı da olur. Çok mu önemli? İki cinsin de yetenekleri, fizyolojik ve biyolojik avantaj ve yapıları çok farklı. Çok iyi bir kadın samuray, asla çok iyi bir erkek samuray kadar iyi olamaz. Öte yandan, bir erkeğin de, çok iyi bir mütercim tercuman erkeğin de, bu alanda kadın rakibinin eline su dökebilmesi mümkün değil.
Yanlış bazı saplantıların neticesi olarak, bazı alakasız fikirler de ortaya atılıp duruyor. Neymiş, kadınlar mecliste fazla olursa daha barışçı ve demokratik bir ortam olurmuş. Benim bildiğim başbakanlar arasında en fazla savaş çığlığı atan Tansu Çiller’di oysa. Margaret Thatcher, Falkland Adalarına tereddütsüz çıkarma yaptı, kimseye de tınlamadı. Demokrasi? Susurluk skandalını savunan ben değildim. Internet sansürü yasasını hazırlayan da bir erkek değildi! Bu arada, Nimet Çubukçu’nun çocuk yuvaları skandalındaki “demokratik ve insani” tavırlarını da gördük. Şuursuz bazı feministler pay çıkarabilirler; kadınlar da erkekler kadar acımasız, tutucu ve saldırgan olabiliyorlar.
Bana kalırsa, kadınların ihtiyacı olan pozitif ayrımcılık filan değil. Kadınların daha iyi bir eğitime ihtiyaçları var. Bundan kastım, okulda verilen eğitim değil. Bir kız çocuğunun kaderi, daha çocukken çiziliyor aslında. Eline bir bebek, oyuncak ev, fırın, çay takımı vererek ona biçilen rolü daha çocukluktan itibaren kafasına kazımaya başlıyorsunuz.
Medya ve kapitalizm de kadını sömürüyor (korkmayın; huzur İslam’da demiyorum!). Bir kadın dergisini açtığımda gördüğüm şeyler midemi kaldırıyor. Erkeği parmağında çevirmenin birkaç kuralı, erkeği zincire vurmak için yapmanız gerekenler, seksin efendisi olmanın sırları, ultra güzel görünme sırları. Arada, bunu giyersen Jolie olur, bu parfümü sürersen Flockhart gibi çarparsın tarzı ucuz kapitalizm tuzakları. Sonra bir de kariyer konusu var; kadınları ucuza, erkeklerin pek de başarılı olamadıkları orta kademe yöneticilik pozisyonlarına devşirme taktikleri.
Bence kadınların yapması gereken ilk şey, klişelerden kurtulmak. Maalesef, aslında sadece kadınlar değil erkekler de, klişelerden kurtulma isteğine ulaştığımız gün, geçmişimizden, örneğin çocukluğumuzdan gelen bazı yanlış ve zararlı alışkanlara çoktan teslim olmuş oluyoruz. Ben yetişkin bir insanın hayatını kökten değiştirmesinin çok zor olduğuna inanıyorum; onun için aslında sorunlarımızın çoğunun nedeni kadın erkek filan değil, çocuk ve aile ilişkileri olduğunu düşünüyorum.